Yeşil
Doç. Dr. Süreyya Ülker
Marmara Ü. Tıp Fakültesi Patoloji ABD
Eski
Türkçe'deki özgün biçimi Türkçe yaş sözünün türevi olan
yaşıl sözü olan yeşil (5) sarıyla gök karışımı bir rengi
tanımlamaktadır(l). Bitki yapraklarının çoğunda görülen bir
renk olup (1) belirli bir ölçünlü ayrıncı yoktur. Eski
Türkçe yaşıl sözü ayrıca yeşile çalan gök anlamına da
gelmekteydi (5) ki bu renk türkuaz mavisi olarak bilinmekte
olup gökün ölçünlü ayrınçlarından birini oluşturmaktadır
(20).
Yeşilin
Latince adı virldlstir (4). Bu da Türkçe yeşil sözü gibi
geniş kapsamlı bir kavram olup yeşilin bütün ayrınçlarını
kapsamaktadır (4). Yeşilin Yunanca adı olan praslos sözüyse
o dilde pırasa anlamına gelen prasonun türevidir (21). Bu
kavramın ölçünlü ayrıncı pırasa yeşilidir (8). Bu söz,
praslnus biçiminde, pırasa yeşili anlamına gelmek üzere,
Latince'ye de geçmiştir (4). ingilizce'de prasinous sıfatı
da pırasa yeşili nesneleri tanımlamaktadır (21). Dilimizde
bu anlamda bir renk adı yoktur. Bu rengin Almanca adı olan
lauchgrün (16) sözü sarmısak yeşili anlamına gelmektedir.
Sarmısak, soğan, pırasa Latince adı Allium olan bir bitki
soyağının türleridir. Bu soyağın örnek türü sarmısak olup
soyağa adını veren allium sözü de Latince'de sarmısak
anlamına gelmektedir (4). Nitekim Türkçe'de de bu bitkilerin
soyak adı sarmısaktır (19). Almanca Lauch sözüyse bu
soyaktan bitkilerin ortak adıdır (3). Sarmısağa Knoblauch,
pırasaya Porree denmektedir (3). Buna dayanarak bu rengi
sarmısak yeşili olarak adlandırarak Rumca'dan bozma pırasa
sözünü kullanmaktan kaçınabiliriz. Yeşil soğanı soframızda
daha çok görmeye alıştığımızı düşünerek soğan yeşili sözünü
de ikinci bir seçenek olarak bu anlamda kullanabiliriz.
Yeşilin
başlıca ayrınçları filizî, bozyeşll, sarıyeşil, tirşe,
camgöbeği, ördekbaşı, böcek kabuğu, zümrüt yeşili, hâki,
kimyonî, zeytin yeşili, şişe yeşili, netfîdir. Filizî, asma
sürgününün açık yeşil rengi olup (1) adı sürgün yeşili
biçiminde özleştirilebilir. Bozyeşil Latince glaucus ile
Almanca graugrünün karşılığıdır (13). Boza çalan yeşil olup
deniz yeşili olarak da anılır (18). Latince glaucus sözü
göke çalan açık boz olan gökkır anlamına da gelmektedir
(18). Sözcük Yunanca glaukostan bozmadır. Bu da gümüşî
anlamına gelmektedir (7). Bozyeşil anlamına gelen Latince
glaucus sözü glaucoma adlı bir göz sayrılığının adında
geçmektedir. Sözlük anlamı boz-yeşil urdur; ancak adının
yansıttığı gibi bir ur değildir. Türkçe adı karasudur (18).
Almanca adı olan grüner Star sözü yeşille ilgisini
vurgulamaktadır (13).
Sarıyeşil sarıya çalan yeşil
ayrınçlarının ortak adıdır. Yunanca chloros (9, 21), Almanca
gelbgrün (9,15). ingilizce yellow-greenin (21) karşılığıdır.
Yunanca chloros sözünün türevi olan Latince chloro- öneki
uluslararası dirgerlik dilinde çeşitli terimlerin yapısına
katılarak yeşil anlamı vermektedir. Bunların başında yeşilöz
anlamına gelen chlorinum ile yaprak yeşili anlamına gelen
chlorophyll gelmektedir (18). Sarı-yeşilin açık ayrıncına
fıstık rengi denmekte olup bu renkte nesneler fıstıkî,
sıfatıyla tanımlanır (1). Adını şam fıstığının bu renkteki
içinden alır. İngilizce'de yine şam fıstığı anlamına gelen
plstachlo olarak bilinir (11). Türkçe'de şam fıstığının yanı
sıra çam fıstığıyla yer fişliğinin adında da geçen fıstık
sözü Arapça'da yalnızca şam fıstığı anlamına gelen fustuktan
bozmadır. O da Farsça pisteden bozmadır (18). Sözcük bu
anlamıyla batı dillerine de geçmiştir. Latincesi pistacia,
Italyancası plstacchio, Fransızcası pistachierdir (2). Bu
renk ingilizce'de bezelye yeşili anlamına gelen pea-green
olarak da bilinmektedir (21). Şam fıstığının anayurdu
Gaziantep'tir. Bu yüzden son yıllarda ülkemizde antep
fıstığı olarak anılmaya başlamıştır. Buna dayanarak bu
ulusal rengimize türk yeşili diyerek Farsça pisteden bozma
fıstık sözünden kurtulabiliriz. Sarıyeşilin parlak ayrıncı
ingilizce'de su yeşili anlamına gelen aquagreen olarak
bilinmektedir (21).
Tirşe, göke çalan yeşildir (1). Farsça
teraşeden bozmadır (18). Bu Farsça söz özleyin akderi
(parşömen) anlamına gelmekledir. Akderi üzerine yazı yazılan
deridir. Bu renk batı dillerinde maviyeşil anlamına gelen
sözlerle anılmaktadır (ingilizce blue-green, Almanca
blaugrün) (12, 15, 21). Dolayısıyla adı gökyeşil biçiminde
özleştirilebilir. Nitekim bu renkteki çöpükler olan
Cyanophycaelar sözlüklerimize maviyeşilsuyosunları adıyla
girmişlerdir (18). Bu, bunların vaktiyle su yosunu
sanılmasından ileri gelmiştir. Sonradan bunların çöpük
oldukları anlaşılmış, adları Cyanobacteria olarak
değiştirilmiştir. Yosun görünümündeki bu çöpüklere genelde
fikokrom denmektedir (7,19). Bunların adını gökyeşilçöpük
biçiminde düzelterek sözlüğümüze almıştık (19). Bunların
rengi yaprak yeşilinin (klorofil) yanı sıra gök bir boyak
içermelerinden ileri gelmektedir (7).
Tirşenin
doğadaki bir başka örneği gökzümrüt (15, 17) adlı değerli
taştır. Bu taşın Farsça adı bezadî (11, 18), Yunanca adı
beryllos (4, 7, 19), Latince adı beryllus (4), çağdaş batı
dillerindeki adı berylldir. Çağdaş batı dillerinde deniz
suyu anlamına gelen aigue marlne (17), aquamarine (12, 21),
Aquamarin (15) adlarıyla da anılmaktadır. Bu sözler beril
(1), egmaren (15), akvamaren (15), akvamarin (18)
biçimlerinde sözlüklerimize de girmiştir. Son yıllarda beril
sözü gökzümrüdün kaynağı olan irözünün (mineral) adı olarak
kullanılmaya başlamıştır (1, 18, 21). Adı geçen irözü
gökzümrüdün yanı sıra başta zümrüt olmak üzere çeşitli başka
değerli taşların da kaynağıdır. Bunlardan zümrüt parlak
yeşil, öbürküler genellikle gökyeşildir. irözünün kendisi de
gökyeşildir. Dolayısıyla gökzümrüt sözü berilin bu anlamına
da uymaktadır. Fransızlar zümrüdün kaynağının gökzümrüt
olduğunu vurgulamak için ona yeşil gökzümrüt anlamına gelmek
üzere beryl vert, gökzümrüdeyse beryl bleu de demektedirler
(14). Gökzümrüdün yapısında bulunan katıla beryllium
denmektedir.
Zümrüt sözü
Farsça zümürrüdden bozmadır (11). Bu söz smaragdos biçiminde
Yunancâ'ya (21), smaragdus biçiminde Latince'ye (4, 21),
Smaragd biçiminde Almanca'ya (16), emerald biçiminde
ingilizce'ye (21) geçmiştir. Bu sözler çağdaş batı
dillerinde en güzel örneği zümrüt olan parlak yeşili de
tanımlamaktadır. Bu renk dilimizde zümrüt rengi (10) veya
zümrüt yeşili (1) olarak bilinmektedir. Bu rengin doğadaki
başka bir örneği tavus kuşunun boynudur. Bu yüzden tavus
yeşili olarak da anılır (1). Bu renkteki nesneler
Osmanlıca'da Farsça zümrüdî (16), zümrüdin (16), zûmürrüdfam
(11), zümürrûdgûn (11), zûmürrüdî (11), zümürrûdîn (11)
sıfatlarıyla tanımlanmaktaydı, içel ilimizde parlak yeşil
anlamına kullanılan yeşit sözünü (6) sözlüğümüzde zümrüdün
karşılığı olarak önermiştik (19). Bu sözün özgün anlamının
zümrüt yeşili olduğu açıktır. Buna dayanarak gökzümrüdün
adını gökyeşit biçiminde özleştirmiştik (19). Berilyuma da
gökyeşitözü demiştik (19). ingilizce'de berylline sıfatı
tirşe nesneleri tanımlamaktadır (21).
Camgöbeği,
yeşilin tirşeye oranla göke daha çok yaklaşan, saydam bir
ayrıncıdır (1). Doğadaki örneği camdır. Bu yüzden batı
dillerinde cam yeşili anlamına gelen adlarla anılır,
ingilizce glass green (11) ile Almanca glas-grün (16) buna
örnektir. Steuerwald glasgrün sözünü fıstıkî sıfatının
karşılıklarından biri olarak göstermiş, camgöbeğinin
Almancasını şişe yeşili anlamına gelen flaschengrün olarak
vermiştir (16). Tuğlacı da ingilizce'de şişe yeşili anlamına
gelen bottle green sözünü glass green ile birlikte
camgöbeğinin ingilizce karşılıklarından biri olarak
göstermiştir (18). Oysa şişe yeşili Webster'de çok koyu
yeşil olarak tanımlanmaktadır (21) ki bunun, camgöbeğiyle
ilgisi yoktur.
Sözlüğümüzde camgöbeğinin adını Farsça camdan kurtulmak için
sırçagöbeğl biçiminde özleştirmiştik (19). Sırça camın
Türkçesidir. Camgöbeğiyle tirşenin biribirine yakın
ayrınçlar olduğunu düşünüp camgöbeğinin toplumda daha iyi
bilinen bir ad olmasına dayanarak fikokroma gökyeşilçöpüğün
yanısıra sırçagöbeğl çöpük denmesini öncelikli bir seçenek
olarak önermiştik (19). Fikokrom sözü ayrıca çeşitli tatlı
su yosunlarının içerdiği bir gök boyağın da adıdır (7). Bu
anlamını da yosun sırçagöbeği terimiyle karşılamıştık (19).
Ördekbaşı lâciverde çalan yeşildir (1,
16, 18). Doğadaki örneği ördek başıdır. Böcekkabuğu ise mora
çalan ir (metal) parlaklığında yeşil olup doğadaki örneği
kimi böceklerin kabuğudur (1, 16,18).
Hâkî sözü
Farsça'da toprak, toz, anlamlarına gelen hâk sözünün
türevidir (11). Bir renk adı olarak iki anlamı vardır.
Bunlardan ilki dilimizde toprak rengi olarak bilinen
renktir. Bu renk sarıya çalan toprak rengi olarak
tanımlanmaktadır (1). Dolayısıyla sarının ayrıncıdır. Farsça
hâkî sözü bu anlamıyla khakl biçiminde çağdaş batı dillerine
de geçmiştir (21). Ülkemizde hâkinin bu anlamı pek
bilinmemektedir; Hâkinin tanımladığı ikinci renk yeşile
çalan toprak rengidir (1) ki bu renk çeri giysilerinin rengi
olması dolayısıyla ülkemizde iyi bilinmektedir. Adı toprak
yeşili biçiminde özleştirilebilir.
Zeytin
yeşili alaya çalan yeşildir (1). Bu renkteki nesneler
zeytuni sıfatıyla tanımlanmaktadır (1). Arapça zeylin
sözünden kurtulmak için adı alayeşil biçiminde
özleştirilebilir. ingilizce'de bu renk ikiye ayrılmaktadır.
Yeşile yakın ayrıncına olive veya olive green (zeytin
yeşili), alaya yakın ayrıncına olive drab (zeytin ölüsü)
(21) veya olive brown (zeytin alası) denmektedir (10).
Açık zeytin
yeşiline kimyonî denmektedir (16). ingilizce'de buna adaçayı
yeşili anlamına gelmek üzere sage green denmektedir (11). Bu
rengin adı yağızyeşll biçiminde özleştirilebilir.
Neftî,
yeşilin karaya çalan en koyu ayrıncıdır (1, 11, 18). Koyu
zeytin yeşili olarak da tanımlanır (11). Doğadaki örneği bir
yeryağı (petrol) ürünü olarak karayağdır (neftyağı). Türkçe
adı acı yeşildir (18). Karayeşll sözü de ikinci bir seçenek
olarak önerilebilir.
KAYNAKÇA
1) Ağakay MA. Türkçe sözlük 1, 2. 8.
bası. Üzerinde çalışanlar: Eren H, Gö-zaydın N, Parlatır l,
Tekin T, Zülfikar H. Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek
Kurumu TDK 549. Sözlük, Bilim ve Uygulama Kolu yayınları: 1.
Ankara, 1988.
2) Bedevian AK. İllustrated
polyglottic dictionary of plant names. Argus and Papazian
Presses. Cairo, 1936.
3) Brockhaus FA. Der Sprach Brockhaus.
Deutsches Bildwörterbuch tür Jedermann. Leipzig, 1935.
4) Cassell's Latin dictionary.
Latin-English, English-Latin. Macmillan PublishingCo. USA,
1982.
5) Clauson G. An etymological
dictionary of pre-thirteenth century Turkish. University
Press. Oxford, 1972.
6) Türkiye'de hak ağzından derleme
sözlüğü I-XII. TDK 211/1-12. Ankara, 1963-1982.
7) Dorland's illustrated medical
dictionary. 27. ed. Saunders. Philadelphia,
1988.
8) Karol S. Zooloji terimleri sözlüğü.
TDK 209. Ankara, 1963.
9) Michler M, Benedum J. Einführung in
die medizinische Fachsprache. 2. Aufl. Springer-Verlag.
Berlin, 1981.
10) Yeni Redhouse lügati.
Ingilizce-Türkçe. Amerikan Bord Neşriyat Dairesi, istanbul,
1950.
11) Redhouse. Yeni Türkçs-lngilizce
sözlük. Redhouse Yayınevi, istanbul,
1968.
.
12) Redhouse. Çağdaş Türkçe-ingilizce
sözlük. Redhouse Yayınevi, istanbul,
1983.
13) Roth's klinische Terminologie. 8.
Auf l. von Oberndörffer E. Verlag von GeorgThieme. Leipzig,
1914. ,
14) SaraçT, Fransızca-Türkçe buyûk
sözlük. Cilt 1,2. TDK423. Ankara, 1976
15) Steuervvald K. Almanca-Türkçe
sözlük. ABC Yayınevi, istanbul, 1982.
16) Steuervvald K. Türkçe-Almanca
sözlük. ABC Yayınevi, istanbul, 1983.
17) Şemsettin Sami. Resimli kamus-ı
Fransavî. istanbul, 1901.
18) Tuğlacı P. Okyanus 20. yüzyıl
ansiklopedik Türkçe sözlük. Cilt 1, 2, 3. Pars Yayınevi,
istanbul, 1971.
19) Ülker S. Ülker'tıp terimleri
sözlüğü, Latince-Türkçe, Türkçe-Latince. Bütünlenmiş 2.
bası. inkılâp Kitabevi. istanbul, 1991.
20) Ülker S. Gök. Türk Dili Dergisi
1996; 10 (56): 18 - 20
21) Webster's new universal unabridged
dictionary. 2. ed. Simon-Schuster. NewYork, 1983.