Kızıl
Doç. Dr. Süreyya Ülker
Marmara Ü. Tıp Fakültesi Patoloji ABD
Türkçe
kızmak eylemliğinin türevi olan kızıl sözü dilimizde daha
çok Arapça'dan bozma kırmızı adıyla anılan bir ana rengin
adıdır. Bu rengin Latince adları ruber ile rufus (3, 6, 22),
Yunancası erythrostur (6, 22). Ölçünlü ayrıncı kan rengidir
(1). Kan kızılı olan nesneler Latince'de sanguinolentus veya
sanguineus, Türkçe'de kankızıl sıfatıyla adlandırılmaktadır
(22). Adı geçen iki Latince sıfatın sözlük anlamlan kanlıdır
(22). Tenin olağan et rengiyse Latince'de incarnatus,
Türkçe'de etkızıl sıfatıyla tanımlanmaktadır (22). Bir boya
adı olarak kızıla Latince'de rubrum denmektedir (6, 22).
Kızamıkçığın Latince adı olan rubeola ile hem kızamık hem
kızamıkçık anlamına gelen rubella sözleri ruberin
türevleridir (22).
Kızıl sözü
TDK'nun Türkçe sözlüğünde parlak kırmızı olarak
tanımlanmıştır (1). Bu, kırmızının al denen ayrıncının
tanımıdır. Sözcüğün bu dar anlamını eski kaynaklardan bir
tek 14. yy Kıpçak Türkçesi'ni bize ulaştıran Codex
Comanicus'ta bulabiliyoruz (3). Bunun dışındaki bütün eski
kaynaklarda İngilizce red, Arapça ahmerin karşılığı olarak
geçmektedir (3). Bu kaynakların içinde Kıpçakça olanlar da
vardır (3). Steuervvald, Almanca'sını (blut)rot olarak
vermiştir (15). Rot kırmızı, blutrot kan kırmızısı demektir.
Bu da kavramın kırmızının bütün ayrınçlarını kapsadığını,
ölçünlü ayrıncının kan kızılı olduğunu göstermektedir.
Kızılın
başlıca ayrınçları açıktan koyuya doğru pembe, al, kiremit
rengi, karmen, şarap kızılı, güvez, vişne rengidir.
Bunlardan kızılın açık ayrınçlarının genel adı olan pembeyi
başka bir yazımıza konu etmiştik (24). Kızılın mora çalan
ayrınçlarının genel adı olan güvez konusunda da küpe güvezi
başlıklı yazımızda ayrıntılı bilgi vermiştik (23).
Dolayısıyla bunları burada yinelemeden kızılı
kara-güvez-pembe üçgeni içerisinde ele alacağız.
Al sözü
TDK'nun Türkçe sözlüğünde kan rengi, kızıl, kırmızı olarak
tanımlanmıştır (1). Oysa eski kaynaklarda al genellikle
parlak kızıl anlamında kullanılmaktadır (4). Kızılı parlak
kızıl olarak tanımlayan Codex Comanicus alı da özdeş biçimde
tanımlamaktadır (4). Steuerwald'e göreyse alın Almancası
karminrot olup karmenin karşılığıdır (17). Parlak kızıl
anlamına gelen alın Latince adı scarlatinadır (3, 6, 22). Bu
söz ingilizce'ye scarlet, Almanca'ya scharlach biçiminde
geçmiştir. Hepsinin kökü Farsça'da al kumaş anlamına gelen
sakalat sözüne dayanmaktadır (25). Latince scarlatina ile
Almanca Scharlach ayrıca Türkçe'de kızıl adını verdiğimiz
döküntülü hastalığın da adıdır (6, 22). Bu renkteki bir azo
boyası yara iyileşmesini hızlandırmak amacıyla ilaç olarak
kullanılmaktadır. Buna Latince'de rubrum scarlatinum (6,
22), Türkçe'de al boya (22) denmektedir. Kimyasal adı
ortho-tolylium azo-ortho-tolylium azo-betanaphtholumdur
(22). Ponceau 3B, Scharlach R, skarlet R, sudan IV adlarıyla
da bilinir (6, 22).
Alın İngilizce karşılığı olan scarlet
turuncuya çalan parlak kızıl olarak tanımlanmaktadır (6,
25). Bu rengin doğadaki örnekleri ateş, mercan, nar çiçeği,
zencefredir. Bu renk çeşitli dillerde bu nesnelere dayalı
adlarla anılmaktadır. Örneğin ateş kırmızısı sözü al, parlak
kırmızı olarak tanımlanmaktadır (21). Farsça ateşî sıfatı al
nesneleri tanımlamaktadır (17, 21). Ateşin en önemli öğesi
olan alev, adını parlak anlamına gelen yal kökünden
almaktadır. Özgün biçimi yalab (10) veya yalavdır (3). Bu,
alın özgün biçiminin de bu kök olabileceğini
düşündürmektedir. Dilimizde aleve alaz, yalaz, yalım
adlarının da verilmesi de bunu arkalamaktadır.
Mercanın al
olmasına dayanılarak bu renge ingilizce'de coral-red (25),
Alman-ca'da korallenrot (17) da denmektedir. Al nesneleri
tanımlayan Arapça mercanî sıfatı da bu bağlamdadır (17).
Nar adlı
bitkinin çiçekleri de alın en güzel örneklerindendir. Bu
yüzden narçiçeği sözü al anlamına da gelmektedir (17, 21).
Farsça'da nar çiçeği anlamına gelen gülnar sözünün türevi
olan gülnarî sıfatı da al nesneleri tanımlamaktadır (15).
Zencefre
veya zencerf, kimyasal adı hydrargyrum sulfuratum rubrum
olan bir al boyağın Farsça adlarıdır (15, 22). Latince adı
cinnabaris olup Türkçe karşılığı sözlüğümüzde alyakırsindik
olarak verilmiştir (22). Bu, kimyasal adının çevirisidir. Bu
boyağın İngilizce ile Fransızca adları olan vermillion (15)
ile vermillon (16) sözleri o dillerde al anlamında da
kullanılmaktadır.
Basımcılık
kesiminde al, bayrak kırmızısı olarak bilinmektedir (21).
Bu, Türk bayrağının bu renkte olmasından kaynaklanmaktadır.
Ayrınçlar dizilinde gecen ingilizce adı ılık kızıl anlamına
gelen warm reddir. Küpe güveziyle (Magenta) sarının eşit
oranlarda karıştırılmasıyla elde edilmektedir.
Türkçe al
sözünün XI. yy Hakaniye Türkçesi'nde Farsça'da turuncu
anlamına gelen narencî sözünün karşılığı olarak da
kullanıldığı belirtilmektedir (4, 11). Yukarıda da
belirttiğimiz üzere yukarıda tanımlanan anlamda al turuncuya
çalan parlak kızıldır. Asya Türkleri'nin bugün de Farsça
narencî sözünü turuncu değil, bizim bildiğimiz al anlamında
kullandıklarını Türkistan bayrağındaki alın narencî olarak
tanımlanmasından anlıyoruz (20). Bunlar, atalarımızın Farsça
narencî sözünü turuncu anlamında değil, turuncuya çalan
parlak kızıl anlamında kullanmış olduklarını
düşündürmektedir. Bu yüzden yukarıdaki belirlemeyi
sakıntıyla karşılıyoruz.
Turuncuya
çalan parlak kızıl anlamındaki al sözü âl biçiminde
dilimizden Farsça'ya da girmiştir. Bu yüzden kimi
sözlüklerde Arapça'da sarı anlamına gelen asfer sözünün
türevi olan muasfer sözüyle birlikte âl-i muasfer biçiminde
turuncu anlamında kullanılmıştır (15).
Türkçe al Latince scarlatina ile onun
çağdaş batı dillerindeki eşdeğerlerinden daha geniş kapsamlı
bir kavram olup parlak kızılın turuncuya çalmayan
ayrınçlarını da kapsamaktadır. Bu anlamdaki alın doğadaki en
güzel örnekleri kırmızı yakut, grena, nar tanesidir. Gerek
kırmızı yakut, gerek grena dilimizde Arapça lal sözüyle
adlandırılan nesnelerdir (1, 15). Bu yüzden ala ülkemizde
lal rengi de denmektedir (17). Al nesneler Osmanlıca'da
lâlgûn, lâlî, lâlin, lâline gibi sıfatlarla tanımlanmaktaydı
(15). Lal sözü kırmızı mürekkep anlamına da gelmektedir (1,
15). Kırmızı yakut çağdaş batı dilerinde Latince'de kızıl
anlamına gelen ruber sözünün türevi olan adlarla
anılmaktadır. İngilizce ruby (15), Fransızca rubis (16),
Almanca Rubin (17) bunlara örnektir. Bunlardan İngilizce
ruby sözü o dilde parlak kızıl anlamında da kullanılmaktadır
(9, 15, 25). Grena, kırmızı yakutu andıran bir değerli
taştır. Adı, Latince'de nar anlamına gelen granatumdan
bozmadır (22). Türkçe adı sözlüğümüzde altaş olarak
verilmiştir (22). Granatum sözü Latince'de tahıl tanesi
anlamına gelen granumun (22) türevi olup nar adlı yemişin
küçük tanelerden oluştuğunu dile getirmektedir. Adı geçen
taşa nar gibi al olduğundan dolayı bu ad verilmiş olmalıdır.
Nitekim kimi sözlüklerimizde adlarından biri nartaşı olarak
verilmektedir (12, 21). Nar sözü bir yemiş adı olarak
dilimize Farsça'dan geçmiştir (15). Bu söz Arapça'da ateş
anlamına gelmektedir (15). Farsça narın kaynağı bu Arapça
sözse yine yemişin al rengini vurgulamaktadır. Nitekim biz
de sözlüğümüzde narın Türkçe adını alyemiş olarak önermiştik
(22). Allasın Almancası Granat (17), İngilizcesi gamettir
(15). İngilizce gamet rubynin eşanlamlısı olarak parlak
kızıl anlamında da kullanılmaktadır (14). Nar tanesiyle
kırmızı yakutun renginden ötürü ala nar rengi (18) ile yakut
rengi (14) de denmektedir.
Dilimizde
al sözü, dar anlamda, bu rengin pembeye çalan ayrıncını da
tanımlamaktadır (11, 19, 24). Bu renk ingilizce'de gül
anlamına gelen rose sözüyle adlandırılmaktadır (24, 25). Bu
konuda geyikkanı başlıklı yazımızda ayrıntılı bilgi
verilmiştir (24). Bu renkteki bir doku boyasına dirgerlik
dilinde eosin denmektedir (6). Bu boya adını tan kızıllığı
anlamına gelen Yunanca eos sözünden almaktadır (7, 10). Bu
yüzden buna tan kızılı dedik (22). Kimyasal adı
tetrabromofluoresceindir (Q, 22). Bu boyayı tutan gözeler
kızılcıl (eosinophil) sıfatıyla tanımlanmaktadır. Bunların
başında kızılyuvar (eozinosit, eozinofilik lökosit) adını
verdiğimiz akyuvarlar gelmektedir (22).
Bu
verilerden dilimizde al kavramının bir geniş, iki dar
anlamının bulunduğu anlaşılmaktadır. Geniş anlam dar
anlamları da kapsamakta olup kızılın karinenden pembeye dek
uzanan bir izge içerisinde yer alan bütün parlak
ayrınçlarından oluşmaktadır. Çingene pembesi denen parlak
pembeyle tavşankanı denen parlak karmen bu kavramın kapsamı
dışında kalmaktadır. Bu kavramın ulusal ölçünlü ayrıncı Türk
bayrağının rengi olup uluslararası ölçünlü ayrıncı kırmızı
yakut veya grenanın rengidir. Dar anlamlardan biri parlak
kızılın turuncuya çalan ayrınçlarından, öbürüyse pembeye
çalan ayrınçlarından oluşmaktadır. Bunlardan ilkinin ölçünlü
ayrıncı yine Türk bayrağının rengidir.
Gelincik
çiçeğinin rengi turuncuya çalan alın Türk bayrağının rengine
uymayan bir ayrıncını oluşturmaktadır. Bu renkteki boyaya,
adı geçen çiçeğin Fransızca adı olan ponceau denmektedir (6,
22). Türkçesi sözlüğümüzde gelincik kızılı olarak
verilmiştir (22).
Eflâtuna çalan ala erguvan rengi
denmektedir. Bu renk konusunda küpe güvezi başlıklı
yazımızda ayrıntılı bilgi vermiş olduğumuzdan (23), bunları
burada yinelemeyeceğiz; ancak, alla erguvan arasındaki bu
yakınlığın al sözünün 14. yy'da Kutb adlı bir Altınordulu
yazarın Hüsrev-ü Şirin adlı yapıtında parlak kızılın yanı
sıra erguvan rengi anlamında da kullanılmış olmasını (4)
açıklayabileceğini belirtmekle yetiniyoruz.
Dirgerlik
dilimizde al sözü Latince ruber sözüyle Yunanca erythro
önekiyle adlandırılan kimi kavramların Türkçe adlarında
kullanılmıştır. Bunların başında beyinde bulunan al çekirdek
(nucleus ruber) (22) ile bir çeşit kan gözesi olan alyuvar
(eritrosit) (5, 22) gelmektedir. Bunlardan ilkinin
eşanlamlısı olan locus ruber ise dilimize kızılyer biçiminde
aktarılmıştır (22).
Al sözü at
donu olarak alakızıl bir don olan dorunun açığını
tanımlamaktadır (1) ki gerek doru, gerek bu anlamdaki al
kızılın değil, alanın (kahverengi) ayrınçları olmaktadır.
Kiremit rengi, kızılın donuk bir
ayrıncıdır. Bu renkteki nesneler Osmanlıca'da kiremidî
sıfatıyla adlandırılır (15). Özleyin, içine karışan demir
hidroksit tutarına göre demirpası, kızıl veya koyu yağız
renk almış gevrek balçık anlamına gelen aşı boyası sözü, bir
sıfat olarak kiremit rengi nesneleri tanımlamak için de
kullanılmaktadır (1). Aşı boyası adlı balçığın çağdaş batı
dillerindeki adları (ing. ochre ile Alm. Ocker) Yunanca'da
soluk (7), sarı (6), soluk sarı (10), sarıca (7, 13)
anlamlarına gelen ochros sözünün türevleridir. Kiremit
rengi, bu öğenin kızıl çeşidinin rengidir. Aşı sözü aşu
biçiminde en eski Türkçe kaynaklarda bile aşı boyası
anlamında kullanılmaktadır (4). Bu renge boyanmış nesneler
aşı boyalı sıfatıyla tanımlanmaktadır (1, 17). Bu öğenin
işlenmemiş durumuna bugün de aşı taşı denmesi (21) kiremit
renginin adını kısaca aşı kızılı biçiminde özleştirmemizi
olanaklı kılmaktadır. Böylelikle bir yandan Rumca kiremit
sözünden kurtulurken, bir yandan da Türkçe aşı boyası
sıfatının bu anlamını adlaştırmış oluyoruz.
Karmen,
ölçünlü kızılla şarap kızılı arasındaki koyu kızıldır.
Karmen sözü Latince carminumdan bozmadır. Bu renk
İngilizce'de crimson olarak da bilinir. Gerek Latince
carminum, gerek ingilizce crimson Arapça kırmızîden bozmadır
(25). Bugün ülkemizde kızılla eşanlamlı olarak kullanılan
kırmızı sözünün Arapça özgünü olan bu söz gerçekte karmenin
karşılığıdır. Karmen ayrıca bir kızıl doku boyasının da
adıdır. Bu boya boya biti (Coccus cacti, dûded-üs sabbag)
adlı bir kabuklu bitin (koşnil) bit kızılı (cochineal) adı
verilen kurutulmuş dişilerinin şaplanmasıyla elde edilir (6,
22). Coccinellinum (6, 22) veya koşnilin (22) olarak da
bilinir.
Karmen
sözünün kaynağı olan Arapça kırmız sözü Latince adı Coccus
ilicis olan bir başka kabuklu bitle bundan elde edilen bir
kızıl boyanın adıdır (6, 22). Kırmızın ingilizcesi kermestir
(6, 22). Adı geçen bit kırmız meşesi (Ouercus ilicis) adlı
bir ağacın yapraklan üzerinde yaşar (6). Boya bitiyse
kaynanadili (Cactus) adlı bitkinin üzerinde yaşar.
Sözlüğümüzde kırmızın her iki anlamının karşılığını aidiz,
karmenin her iki anlamının karşılığını aldak olarak
önermiştik (22).
Parlak
karmene dilimizde tavşankanı dendiğini yukarıda belirtmiştik
(15, 21, 23). Özellikle bu renkteki çayı tanımlayan bir
sıfat olarak kullanılan bir sözdür. Steuer-wald'e göre bu
söz karmenin eşanlamlısıdır (17). Adı geçen yazarın alı da
karmenin eşanlamlısı olarak gösterdiğini yukarıda
belirtmiştik. Bu veriler Steuerwald'in karmeni parlak kızıl
anlamında yorumladığını göstermektedir ki bu yaklaşıma
katılmıyoruz.
Şarap
kızılı karmenle vişne rengi arasındaki koyu kızıldır. Fes
rengi olarak da bilinir (23). Şarap rengi ise bu rengin yanı
sıra güvezi de kapsamakta olup Osmanlı-cası şarabîdir (1,
15, 17, 23). Şarap kızılının adı çakır kızılı biçiminde
özleştirilebilir. Burada çakır sözü Arapça şarabın
karşılığıdır (22, 23).
Vişne rengi
kızılın en koyu ayrıncıdır (17). Bunun güvez eşdeğeri
vişneçürüğüdür. Ondan mora çalmamasıyla ayrılır. Slavca
vişne sözünden kurtulmak için adı karakızıl biçiminde
özleştirilebilir.
Sözlerimize son vermeden önce ulusal
bir kızıl boyamızdan söz etmek istiyoruz. Bu boyaya edirne
kırmızısı, türk kırmızısı veya boyacı kırmızısı denmektedir
(21). Bileşikleri göstergeç olarak kullanılan bu boyanın
uluslararası adı olan alizarin sözü Arapça'da özüt anlamına
gelen ala saradan bozmadır (6). Kök boyası adlı bitkiden
elde edilebildiği gibi bireşik olarak da yapılabilmektedir.
Kimyasal adı 1,2-dihidroksi-antrakinon olan bu boyaya
sözlüğümüzde türk kızılı, boyacı kızılı adlarıyla yer
vermiştik (22). Alizarin monosülfonatın sodyum tuzu alizarin
kırmızısı olarak bilinmektedir. Buna da türk boyası demiştik
(22). Alizarinin gökle sarı türevleri de vardır. Bunlar da
alizarin mavisi, alizarin sarısı olarak bilinmektedir.
Bunlara da türk kızılı gökçesi ile türk sarısı demiştik
(22). Alizarin mavisine doğrudan doğruya türk gökçesi
demeyişimiz adı geçen sözün anilin mavisi adlı başka bir
boyanın adlarından biri olmasından dolayıdır.
DÜZELTİ: Bu
dizi kapsamında dergimizin 53. sayısında çıkan gökçegüvez
başlıklı yazımızda 7. sayfanın 19. satırında geçen türkçe
sözünün doğrusu Kürtçe, 54. sayısında çıkan geyikkanı
başlıklı yazımızda 7. sayfanın 7. satırında geçen parlak
geyikkanı sözünün doğrusu parlakça geyikkanıdır. Anlam
değişikliğine yol açan bu dizgi yanlışlarını düzeltir,
okurlarımızın bizi bağışlamalarını dileriz.
KAYNAKÇA
1) Ağakay MA. Türkçe sözlük 1, 2, 8.
bası. Üzerinde çalışanlar: Eren H, Gözaydın N, Parlatır i,
Tekin T, Zülfikar H. Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek
Kurumu TDK 549. Sözlük, Bilim ve Uygulama Kolu Yayınları: 1.
Ankara, 1988.
2) Atalay B. Türk dilinde ekler ve
kökler üzerine bir deneme. TDK. istanbul, 1941.
3) Cassel's Latin Dictionary.
Latin-English, English-Latin. Macmillan Publishing Co. USA,
1982.
4) Clauson G. An etymological
dictionary of pre-thirteenth century Turkish. University
Press. Oxford, 1972.
5) Dilemre SA. Hekimlik dili
terimleri. Ankara, 1945.
6) Dorland's ilustrated medical
dictionary. 27. ed. Saunders. Philadelphia, 1988.
7) Düden Wörterbuch medizinischer
Fachausdrücke. Leitung: Ahlheim KH. Materialsammlung:
Lichtenstern H. Bibliographisches Institut-Dudenverlag.
Georg Thieme Veriag. Mannheim, 1968.
8) Eyuboğlu İZ. Türk dilinin etimoloji
sözlüğü. 2. bası. Sosyal Yayınlar, istanbul, 1989.
9) Hornby AS, Gatenby EV, VVakefield
H. The advanced learner's dictionary of current English. 2.
ed. University Press. Oxford, 1963.
10} Michler M, Benedum J. Einführung in
die medizinische Fachsprache. 2. Aufi. Springer-Verlag.
Berlin, 1981.
11) Ögel B. Türk kültür tarihine giriş
6. Kültür ve Turizm Bakanlığı 244. Kültür eserleri 13.
Ankara, 1984.
12) Pamir HN, Öztunalı Ö. Yerbilim
terimleri sözlüğü. TDK 320. Ankara, 1971.
13) Psychrembel W. Klinisches
Wörterbuch mit klinischen Syndromen. 252. Aufl. Gegrün-det
von Dornblüth O. Waiter de Gruyter. Berlin, 1975.
14) Yeni Redhouse lügati.
İngilizce-Türkçe. Amerikan Bord Neşriyat Dairesi, istanbul,
1950.
15) Redhouse. Yeni Türkçe-ingilizce
sözlük. Redhouse Yayınevi, istanbul, 1968.
16) Saraç T. Fransızca-Türkçe büyük
sözlük. Cilt 1, 2. TDK 423. Ankara, 1976.
17) Steuerwald K. Almanca-Türkçe
sözlük. ABC Yayınevi, istanbul, 1982.
18) Steuerwaid K. Türkçe-Almanca
sözlük. ABC Yayınevi, istanbul, 1983.
19) Şemsettin Sami. Kamus-ı Türkî.
istanbul, 1899.
20) Togan ZV. Bugünkü Türkili
Türkistan ve yakın tarihi. 2. bası. Enderun Yayınları 8.
istanbul, 1981.
21) Tuğlacı P. Okyanus 20. yüzyıl
ansiklopedik Türkçe sözlük. Cilt 1, 2, 3. Pars Yayınevi,
istanbul, 1971.
22) Ülker S. Ülker tıp terimleri
sözlüğü. Latince-Türkçe, Türkçe-Latince. Bütünlenmiş 2.
bası, inkılâp Kitabevi. istanbul, 1991.
23) Ülker S. Küpe güvezi (Magenta).
Türk Dili Dergisi 1995; 9 (51): 14-18.
24) Ülker S. Geyikkanı. Türk Dili
Dergisi 1996; 9 (54): 6-7.
25) Webster's new universal unabridged
dictionary. 2. ed. Simon-Schuster. New York, 1983.