künye
arşiv
iletişim

Geyikkanı

Dr. Süreyya Ülker

Marmara Ü. Tıp Fakültesi Patoloji ABD

 

Kökü Farsça'da pamuk, yumuşak anlamlarına gelen penbe sözüne dayanan pembe sözü (17) dilimizde açık kızıl anlamına gelmektedir. Farsça penbe sözünün köküyse Clauson'a göre Yunanca'da ipek böceği anlamına gelen bombux'a (3, 17), Raesaenen'e göreyse Farsça panbuk'a (8, 17) dayanmaktadır. Eyuboğlu'na göre bu söze, pamuk çiçeğinin ilk açtığında kızıla çalan renginden esinlenilerek bu anlam yüklenmiştir (6). Bu renkte nesneler Farsça'da gülrenk, gütgûn sıfatlarıyla tanımlanmaktadır. Bu sıfatlar Osmanlıca'ya da girmişlerdir (10, 12). Gerçekten de bu rengin doğada bulunan en güzel örneklerinden biri pembe güldür. Nitekim Almanca ile Fransızca'da da bu anlama gelen rosa (12), rose (11) adlarıyla anılır. Almanca'da gül kızılı anlamına gelen rosarot sözü de bu anlamda kullanılır (12). Rengin İngilizce adı olan pink sözüyse karanfil anlamına gelmektedir (9, 19). Dolayısıyla pembe karanfil bu rengin pamuk çiçeğiyle pembe gülün yanı sıra, doğada bulunan bir başka örneğidir.

İngilizce'de gül anlamına gelen rose sözüyse, bir renk adı olarak, pembeye çalan kızıl anlamına gelen pinkish red olarak tanımlanmaktadır (19). Dolayısıyla kızılın, pembeden daha koyu bir ayrıncını tanımlamaktadır. Geniş anlamda parlak kızılın genel adı olan Türkçe al sözü dar anlamda parlak kızılın bu açık ayrıncını da tanımlamaktadır (7, 13). Kamus-u Türkî'de al koyu ve parlak pembe olarak tanımlanmaktadır (13). Ögel'e göre Çağatayca'da al koyu pembe anlamına gelmektedir (7). Bu veriler bu anlamdaki alın eski Türkçe'de kızılın açık bir ayrıncı olarak değil, pembenin koyu bir ayrına olarak değerlendirildiğini göstermektedir.

Almanca'da pembe anlamına gelen rosa ile gül anlamına gelen Rose; Fransızca'da gülle pembe, İngilizce'deyse gülle al anlamlarına gelen rose sözünün kökü Latince'de gül anlamına gelen rosa'ya dayanmakdadır (2, 17). Bunun da kökü yine gül anlamına gelen Yunanca rhodondur (5, 17). Bu sözün türevi olan rhodo öneki dirgerlik dilinde pembeye çalan kızıl boyaların adlandırılmasında kullanılmaktadır (5, 17). Bu öneki sözlüğümüzde Türkçe al- önekiyle karşıladık (17).

Yunanca veya Farsça'dan bozma pembe sözünün genel dilimizde bir ölçüde yer alan Türkçe kökten karşılığı tavşan ağzıdır (10, 12, 16). Okyanus, Redhouse, Steuerwald gibi kimi büyük sözlüklerde bu anlamda yer alan bu söz Türk Dil Kurumu'nun Türkçe Sözlük'ünde yer almamaktadır (1). Derleme sözlüğüne göre Ordu ilimizde pembeye geyik kanı denmektedir (4). Bu söze geyikkanı biçiminde sözlüğümüzde yer verdik (17). Tavşan ağzını da onun eşanlamlısı olarak gösterdik (17).

Bu anlamda derleme sözlüğünde geçen başka sözler bezik (4. anlamı), bezük (3. anlamı), çiğirdiktir (8. anlamı) (4). Bu anlamı Karaman'dan derlenen çiğirdik sözünün 1. anlamı tomurcuktur (4). Tarama sözlüğünden edindiğimiz bilgiye göre 14. yy'da pembe, kızıl benizler kızgu sıfatıyla tanımlanmaktaymış (14). Derleme sözlüğünde sıcaklık anlamına geldiği belirtilen (4) bu sözün pembeden çok kızıl anlamına geldiği ortadadır. Dolayısıyla bu sözlerin hiçbirini bugün pembe anlamında kullanmamız uygun değildir.

Geyikkanı sözü Türk dirgerlik dilinde genellikle cıva ağılanmasına bağlı olarak oluşup kendisini çeşitli belirtilerin yanı sıra parmakların pembeleşmesiyle gösteren bir çocukluk çağı sayrılığının adı olarak önerdiğimiz geyikkanıca teriminde geçmektedir (17). Adı geçen terim sayrılığın İngilizce adı olan pink disease (pembe hastalık) sözünden (5) esinlenilerek türetilmiştir.

Sözlerimize son vermeden önce pembe kavramının ayrınçlarından söz etmek istiyoruz. Bunlar çingene pembesi, şeker pembesi, tozpembe, gülkurusu, yavru ağzıdır. Kızılın pembeye çalan ayrıncına gül kızılı veya al dendiğini yukarıda belirtmiştik. Pembeye çalan sarıyaysa kavuniçi denmektedir (1).

Bunlardan çingene pembesi parlak pembe anlamına gelmektedir (16, 18). Adı parlak geyikkanı biçiminde özleştirilebilir. Şeker pembesi çingene pembesine çalan parlak bir ayrınç olup (16) adı parlak geyikkanı biçiminde özleştirilerek Farsça şeker sözünden kurtulunabilir. Tozpembe açık pembe anlamına gelmekte olup (16) adı tozgeyikkanı biçiminde özleştirilebilir. Gülkurusu Redhouse'ca kirli pembe (dirty pink) (10), Steuervvald'ce sazpembe (beigerosa) (12) olarak tanımlanmaktadır. Buradaki Farsça gül sözünden kurtulmak için adı kirli geyikkanı biçiminde özleştirilebilir.

Yavruağzı kavuniçine çalan pembedir (1). Bu Türkçe söz, ne yazık ki, son yıllarda yerini dilimize batı dillerinden giren somon sözüne bırakmaya başlamıştır. Bu söz, Türkçe adı tuzlu su alası olan balığın Latince adı olan salmodan (17) bozmadır. Adı geçen balığın eti bu renktedir. Gerek balığın, gerek rengin İngilizce adı salmondur (9, 15, 19). Pembenin bu ayrıncına İngilizce'de somon pembesi anlamına gelmek üzere salmon pink de denmektedir (19). Sarıya çalan pembe (Yellowish pink) olarak tanımlanmaktadır (15, 19). Yavruağzının Almanca karşılığı olarak gösterilen gelblich-rosa sözü (12) de bu anlama gelmektedir. Tuzlu su alasının ülkemizde bilinen bir başka adı olan som balığında geçen som sözü de salmo sözünün Fransızca üzerinden dilimize giren bir biçimi olup(10) son yıllarda o da yerini somon balığına bırakmaya başlamıştır.

 

KAYNAKÇA

1)  Ağakay MA. Türkçe sözlük, 1, 2. 8. bası. Üzerinde çalışanlar: Eren H, Gözaydın N, Parlatır İ, Tekin T, Zülfikar H. Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu TDK 549. Sözlük, Bilim ve Uygulama Kolu yayınları: 1. Ankara, 1988.

2) Cassell's Latin dictionary. Latin-English. Macmillan Publishing Co. USA, 1982.

3)  Clauson G. An etymological dictionary of pre-thirteenth century Turkish. University Press. Oxford, 1972.

4) Türkiye'de halk ağzından derleme sözlüğü I-XII. TDK 211/1-12. Ankara, 1963-1982.

5) Dorland's illustrated medical dictionary. 27. ed. Saunders, Philadelphia, 1988.

6) Eyuboğlu İZ. Türk dilinin etimoloji sözlüğü. 2. bası. Sosyal Yayınlar. İstanbul, 1989.

7)  Ögel B. Türk kültür tarihine giriş 6. Kültür ve Turizm Bakanlığı 244. Kültür eserleri 13. Ankara, 1984.

8)  Raesaenen M. Versuch Eines Etymologischen VVörterbuchs Der Türksprachen. Lexia Societatis Fenno-Ugricae XVII, 1. Helsinki, 1969.

9)  Yeni Redhouse lügati. İngilizce-Türkçe. Amerikan Bord Neşriyat Dairesi. İstanbul, 1950.

10) Redhouse. Yeni Türkçe-İngilizce sözlük. Redhouse Yayınevi. İstanbul, 1968.

11) Saraç T. Fransızca-Türkçe büyük sözlük. Cilt 1, 2. TDK 423. Ankara, 1976.

12) Steuervvald K. Türkçe-Almanca sözlük. ABC Yayınevi. İstanbul, 1983.

13) Şemsettin Sami. Kamus-u Türkî. 2 cilt. İstanbul, 1899.

14) XIII. yüzyıldan beri Türkiye Türkçesiyle yazılmış kitaplardan toplanan tanıklarıyla tarama sözlüğü I-VI1I. TDK 212/1-8. Ankara, 1963-1977.

15)  Thorndike EL. Thorndike century junior dictionary. Revised 2. ed. Scott, Foresman and Co. Chicago, 1942.

16) Tuğlacı P. Okaynus 20. yüzyıl ansiklopedik Türkçe sözlük. Cilt 1, 2, 3. Pars Yayınevi. İstanbul, 1971.

17)  Ülker S. Ülker tıp terimleri sözlüğü. Bütünlenmiş 2. bası. İnkilâp Kitabevi. istanbul, 1991.

18) Ülker S. Küpe güvezi (Magenta). Türk Dili Dergisi 1995; 9 (51): 14-18).

19)  VVebster's new universal unabridged dictionary. 2. ed. Simon-Schuster. New York, 1983.


 bilgi@turkdilidergisi.com   -   2000-2005