Ala
Dr. Süreyya Ülker
Marmara Ü. Tıp Fakültesi Patoloji ABD
Kızılla
kara arası bir renk olan ala ülkemizde daha çok
kahverengi olarak bilinmektedir. Ala sözü eski Türkçe'de
rengârenk, çilli anlamlarına gelmekteydi (4, 9). Aladağ,
alageyik, alabalık bileşik sözcüklerinde geçen ala sözü bu
anlamdadır (9). Bugün de alaca, alacalı sözleri bu
anlamda kullanılmaktadır. Daha sonra bu söz Anadolu'da bir
renk adı olmuştur. Bu rengin ölçünlü ayrıncı sarıya çalan
açık kestane rengidir. Bu renk Osmanlıca'da fındıkî
sıfatıyla tanımlanmaktaydı (1,11,14); çünkü, doğadaki en
güzel örneği fındık kabuğunun rengidir. Nitekim İngilizce
adı da fındık anlamına gelen hazeldır(11). Bir göz rengi
olarak bu anlamda alanın yanı sıra ondan bozma ela sözü de
kullanılmaktadır (1). Göke çalan elaya gökela veya çakır
denmektedir (1). Bunlardan ikincisi daha çok göke çalan kır
gözleri tanı mlayan bir sıfattır (14).
Eski
Türkçe'de kahverengi anlamında konur sözü kullanılmaktaydı
(4). Bugün de açık kahverengi saçlı kimseleri tanımlayan
kumral sıfatı bir görüşe göre bu sözle al sözünün bileşimi
olup özgün biçimi konuraldır (8, 16). Raesaenen ise bu
sözün kumun türevi olduğu kanısındadır (10). Konur sözü de
az kullanılmakla birlikte dilimizde bugüne dek varlığını
sürdürmüştür. Asya'daki Türk dilcelerindeyse yaygın olarak
kullanılmaktadır. Konurun ölçünlü ayrıncı koyu kestane
rengidir (4). Bugün alayla konur sözlerini büyük ölçüde
silmiş olan kahverenginin ölçünlü ayrıncı kavrulmuş
kahvenin rengidir (1). İngilizlerse coffey sözünü
kahverenginin açık bir ayrıncı olan sütlü kahverengi
anlamında kullanmaktadırlar (20).
Alanın
Latince adı spadixtir (3,17). Bu söz o dilde özleyin hurma
dalı anlamına gelmektedir (20). Bu renk bugün kestane rengi
olarak bilinmektedir (3). Doğadaki örnekleri hurmayla
kestanedir. Kızıla çalan parlak kahverengi olarak
tanımlanmaktadır (1). Bu renkteki at donuna kestane dorusu
veya hurma dorusu denmektedir (14). Bu renkteki nesneler
Osmanlıca'da hurmayı sıfatıyla tanımlanmaktaydı (14).
İngilizce'de de bu renk kestaneyle hurma anlamlarına gelen
chestnut, date sözleriyle adlandırılmaktadır (20).
Fransızca'da kestane anlamına gelen marroon sözü bu rengi de
tanımlamaktadır (13). Bu söz bu anlamıyla maron biçiminde
sözlüklerimize de girmiştir (1).
Bu
verilerden Türkçe alanın 3 ölçünlü ayrıncının bulunduğu
anlaşılmaktadır. Ulusal ölçünlü ala fındık rengidir. Çağdaş
uluslararası ölçünlü ala kahverengidir. Bilimsel
uluslararası ölçünlü ala kestane rengidir. Fındık rengi
sarıya çalan kestane rengidir. Kestane rengiyse kızıla çalan
kahverengidir. Fındık rengi kestane rengi, kestane rengi de
kahverenginin ayrıncıdır.
Alanın
bunun dışında kalan ayrınçları açıktan koyuya doğru
sırasıyla sütlü kahverengi, yağız, kırmızı kahverengi, koyu
kahverengidir. Sütlü kahverengi açık aladır. Adı Fransızca
cafeaulaitnin çevirisidir. İngilizce'deyse, yukarıda da
belirttiğimiz üzere, bu renk doğrudan doğruya kahve anlamına
gelen coffey sözüyle anılmaktadır. Bu rengin adını sütlü ala
biçiminde özleştirmiştik (18).
Yağız,
sarıya çalan aldır. Ülkemizde Arapça esmer olarak da bilinir
(1). Her iki söz teni bu renkte olan kimseleri tanımlayan
bir sıfat olarak da kullanılır. Kimi sözlüklerde koyu esmer
anlamına geldiği bildirilen kara yağız sıfatıysa (16)
TDK'nun sözlüğüne oöre gürbüz anlamına gelmektedir (1).
Yağızın Latincesi fulvus (3, 17), ingilizcesi tan (20),
Fransızcası brundur (13). Fransızcası'nın İngilizce ile
Almanca'daki eşdeğeri olan brown ile braun sözleriyse o
dillerde ala anlamına gelmektedir. Boza çalan yağıza bej
denir. Çağdaş batı dillerinde beige biçiminde yazılan bu söz
ağartılmamış, boyanmamış yumuşak yünlü dokuma anlamına
gelmektedir (20). Dönemle bu dokumaya özgü kum rengini
tanımlar olmuştur. Boza çalan yağız olarak tanımlanır (20).
TDK'nun sözlüğünde sarıya çalan açık kahverengi olarak
tanımlanmıştır (1 ) ki bu tanım açık yağız demektir.
Buradaki açık sıfatı Webster'in tanımındaki boz sıfatı denli
seçik değildir. Saraç bu rengi yapağı rengi olarak
adlandırmıştır (13). Bu rengin doğadaki başka örnekleri
kumtaşı (2) ile sazdır. Bu yüzden dilimizde saz rengi olarak
da bilinir (5, 1 1 , 13, 14). Bu renkteki nesneler saz
sıfatıyla anılır (1). Bu renkteki nesneler uluslararası
dirgerlik dilinde Latince griseofulvum sıfatıyla anılır. Bu
sıfatı sözlüğümüzde bozcayağız sıfatıyla karşılamıştık (17).
Bu renkteki ekmek küfünün adı Peniciilium griseofulvum (7,
17). Bunun, dilimize bozcayağız ekmek küfü biçiminde
aktarmıştık (17). Bundan elde edilen dirikırına
(antibiyotik) griseofulvin denmektedir (7, 17). Bunu da
bozcayağız ekmek küfü dirikıranı olarak aktarmıştık (1 7).
Bozcayağız sözü bu rengin de uygun bir karşılığı olabilir.
Saz rengiyle yapağı rengi sözleri de saz yağızı, yapağı
yağızı biçiminde özleştirerek bunun eşanlamlıları olarak
sunulabilir. İngilizce'de beige-white olarak bilinen açık
beje de (20) kırcayağız denebilir. Kır açık boz demektir.
Kırmızı kahverengi oldukça geniş
bir kavram olup kapsamı ala kavramının ölçünlü ayrıncına
göre değişmektedir. Örneğin, çağdaş uluslararası ölçünlü
alaya göre kestane rengi kızıla çalmaktadır. Dolayısıyla
kırmızı kahverenginin kapsamındadır, Oysa bu renk Latince'de
ölçünlü aladır. Dolayısıyla bu kavramın kapsamı dışındadır.
Bu rengin adıalakızıl biçiminde özleştirilebilir. Başlıca
ayrınçları bakır rengi, bronz rengi, pas rengi, tarçınî dir.
Pas renginin katıksız Türkçe adı demirpasıdır (16, 17). Bu
renkte nesneler Latince'de ferruginosus sıfatıyla
adlandırılmaktadır (17). Bu, demir pası anlamına gelen
ferrugo sözünün türevidir (17). Bakırrengiyle bronz renginin
adları bakır kızılı ile tunç kızılı biçiminde
özleştirilebilir. Bronz rengi nesneler kısaca bronz
sıfatıyla tanımlanmaktadır. Örneğin kendisini derinin
bronzlaşmasıyla gösteren böbreküstü yetmezliğine bronz
hastalığı, şeker hastalığınaysa bronz diyabet
denmektedir. Bunların adlarını sözlüğümüzde tunçluk,
tunç tadakça biçiminde özleştirerek Türkçe tunç sözünü bu
anlamda kullanmıştık (17). Bu genel dilimizde de
yaygınlaştırılarak güneşte yanarak yağızlaşmak anlamına
gelen bronzlaşma eylemi tunçlaşma biçiminde
özleştirilebilir.
Tarçınî tarçına özgü bir açık
alakızıldır. Farsça'da cin ağacı anlamına gelen dâr-ı cinden
bozma tarçına Antalya, İsparta, Konya illerimizde tatlıkabuk
denmektedir (6, 17). Dolayısıyla bu renge tatlıkabuk kızılı
denebilir.
Bir at donu
olarak alakızıla doru denmektedir (1). Koyu doruya yağız
doru denmektedir (1,14). Açık doruyaysa al dendiğini kızıl
başlıklı yazımızda belirtmiştik (19). Kıra çalan al at
donunaysa kula denmektedir (1). Bu anlamda sarı yağız sözü
de kullanılmaktadır (16).
Koyu
kahverengi karaya çalan aladır. Latince'de fuseus adıyla ala
anlamına gelen spadix kavramının dışında tutulan bu renge
dilimizde karakonur, karaala, kubuş boya denmektedir (17).
Karakonur sözü 16. yy Ankara, 15.-16.yy Kayseri şeriyye
sicillerinden taranmıştır (15,17). Karaala sözünün
Kahramanmaraş ilimizde koyu boz anlamında kullanıldığı
bildirilmektedir (6). Bu sözün doğru anlamının koyu
kahverengi olması gerektiği açıktır. Kubuş boya sözüyse
Tokat ilimizden derlenmiştir (6).
KAYNAKÇA
1) Ağakay MA. Türkçe sözlük 1, 2. 8.
bası. Üzerinde çalışanlar: Eren H, Gözaydın N, Parlatır İ,
Tekin T, Zülfikar H. Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek
Kurumu TDK 549. Sözlük, Bilim ve Uygulama Kolu yayınları: 1.
Ankara, 1988.
2) Brockhaus FA. Der Sprach
Brockhaus. Deutsches Bildvrörterbuch für Jedermann. Leipzig,
1935.
3) CasselPs Latin dictionary.
Latin-Engiiish, English-Latin. Macmillan Publis-hingCo. USA,
1982.
4) Clauson G. An etymological
dictionary of pre-thirteenth century Turkish. University
Press. Oxford, 1972.
5) Demiray K. Batı dilleri
sözcüklerine karşılıklar kılavuzu. TDK 355. Ankara, 1972.
6) Türkiye'de halk ağzından derleme
sözlüğü I-XII. TDK 211/1-12. Ankara, 1963-1982.
7) Dorland's illustrated medical
dictionary. 27. ed. Saunders. Philadelphia, 1988.
8) Eyuboğlu İZ. Türk dilinin etimoloji
sözlüğü. 2. bası. Sosyal Yayınlar. İstanbul, 1989.
9) Ögel B. Türk kültür tarihine giriş
6. Kültür ve Turizm Bakanlığı 244. Kültür eserleri 13.
Ankara, 1984.
10) Raesaenen M. Versuch Eines
Etymologiscen Wörterbuchs Der Türksprac-hen. Lexia
Societatis Fenno-Ugricae WVII, 1. Helsinki, 1969.
11) Yeni Redhouse lügati.
İngilizce-Türkçe. Amerikan Bord Neşriyat Dairesi. İstanbul,
1950.
12) Redhouse. Yeni Türkçe-İngilizce
sözlük. Redhouse Yayınevi. İstanbul, 1968.
13) Saraç T. Fransızca-Türkçe büyük
sözlük. Cilt 1,2. TDK 423. Ankara, 1976.
14) Steuerwald K. Türkçe-Almanca
sözlük. ABC Yayınevi. İstanbul, 1983.
15) XIII. yüzyıldan beri Türkiye
Türkçesi ile yazılmış kitaplardan toplanan tanıklarıyla
tarama sözlüğü l-VIII. TDK 212/1-8. Ankara, 1963-1977.
16) Tuğlacı P. Okyanus 20. yüzyıl
ansiklopedik Türkçe sözlük. Cilt 1,2, 3. Pars Yayınevi.
İstanbul, 1971.
17) Ülker S. Ülker tıp terimleri
sözlüğü. Latince-Türkçe, Türkçe-Latince. Bütünlenmiş 2.
bası. İnkılâp Kitabevi. İstanbul, 1991.
18) Ülker S. Patoloji. İnkılâp Kitabevi,
Sağlık yayınları, Patoloji dizisi 3. İstanbul, 1991.
19) Ülker S. Kızıl. Türk Dili Dergisi
1996; 10 (55): 6-7.
20)'Webster's new universal unabridged
dictionary. 2. ed. Simon-Schuster. New York, 1983.