Ankara, Datça, Marmaris...

İsmet Kemal Karadayı

Günlük

SHP Ankara İl Sosyal Komisyonu Başkanı Yüksel Aybar, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü'ndeki "Panel"i yönetmemi istemiş. Konuşmacılar Akın Birdal, Gülten Akın, Demet Işık, Ayla Kutlu... Ozan Ekrem Yolcu da sazı ve türküleriyle katılıyor. Harb-İş salonu dolu dolu... Panel konusundaki "emekçi" asıl deyişinden bu kez çekinilmemiş, "ille de feminizm" denmemiş...

Lenin, "Kadınsız demokrasi olmaz" saptamasını boşuna yapmamış. Tevfik Fikret, "Kadınlarını okutmayan uluslar yazık edilişlerine yansın, kadın kurtulmazsa insanlık alçalır" sözlerini boşuna şiirleştirmemiş. Ve 1867'leri 1910'lara bağlayan Clara Zetkin'ler, Rosa Luxenburg'lar, T.C. Devrim Yasaları...

1948 insan Hakları Evrensel Bildirisi. "1981 Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımın Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Sözleşme". Aralarındaki uluslararası protokoller, bildiriler, sözleşmeler.

Şimdi sormalıyız: Neden "Kadın Hakları" ? Kadınına "Adam" diyememiş toplumlardan adam çıkabilir mi? Kaç kadının türlü baskı ve aşağılanmalara karşı koyuşu insanlara onur bayrağı yapılmıştır? Kadını "kul, köle" ya da "ikinci sınıf' sayan inançlar doğru ve geçerli midir? Akılsız erkek, neden "kadın aklı"ndan korkar?

Engels, "Ailenin Özel Mülkiyetinin ve Devletin Kökeni" adli yapıtında, "Tarihte belirtilen ilk sınıf çelişkisi, monogamide erkekle kadın arasındaki çelişkinin gelişmesiyle ve ilk sınıf baskısı da kadın cinsinin erkek tarafından ezilmesiyle ayni zamana rastlar" diyor. Bunu bir bakıma Mao, "Kültür Sanat ve Edebiyat" adlı yapıtında şu öz tümce ile tamamlıyor: "Kendimize karşı tutumumuz, doymak bilmeden öğrenmek; başkalarına karşı tutumumuz ise bıkıp usanmadan öğretmek olmalıdır." Kadının gerçekçi, olumlu, bilimsel öğretiler ve yaşamalar hakkını tanımayan, hani şu kulakları çekile çekile uzamış "cahil erkek"ler, bunlara, Mustafa Kemal Atatürk'ün bu konudaki aydınlatıcı uyarılarına, demeçlerine, yasalarına kulak vermeliler.

Şu dizelerle bitireyim: Önce kadınlar doğdu / Yaşamaları destan / Sevdalan tarih içinde gide gele kan... Özgürlük onurlarıydı onların / Ateşlere eş / Yüzleri soluktu / Kirpiklerinde yaş / Kadınlar düşündüler / Bastırılmış duygularını atarak ve içlerinden / Ses dolu aydınlıklara ulaştılar...

*

Datça neden ki? Güzel insanlar mı tükendi? İşte Galip ve eşi var ya.
Belki de ilk kez, bilemiyorum, yönetilmek istiyorum bu yerde, bu denizde. Tek bağımsız davranışım okumak, yazmak.

Marmaris'e yakın, ne güzel bir deniz kıyısı bu Datça. Yolları nasıl da engebeli, korkutucu, haşin.

İlhan Selçuk'un "Japon Gülü"nü orda okudum. Orda görüp tanıdım, asıl o ilginç
gülü. Selçuk dosta bunu yazdım da.

Günde 4-5 saat uykunun bile yetebileceği, Türkiye'nin en bol oksijenli beldesi.

Bir de burada, yıldızlar size çok yakındır, sanki ellerinizle onları tutabilirsiniz. Ve Aktur.

"Beşibiryerde"lerden biri Marmaris'e yerleşmiş. Uzaktan çektim fotoğrafla, konduğu yerleri. Düşündüm, kızdım, utandım. Tutup eşimle kendimi, bir "Liman lokantası"na attım. "Beş" yanlışı, "iki tek"le gidermeye çalışacaktım. Tam olmadı. Çünkü elimde "infaza çağrı" vardı, Santa Tropez vardı, Cezaevi sorunları vardı. Prof Bahri Savcı'nın "Kuram, Zerzebil, Uygulama, Perişan" yazısı vardı.

Evler, yatlar, eğlence yerleri. içmeler, yazlıklar, acılar, ılık deniz, tuzlu su. Betonun yükselişi, Yeşilin boyun eğişi. "Hesaplı" ya da "şanslı" olanlar, geçimini "savaş"lara bağlayanlar. Bir yanda "bebekli"ler, öte yanda "göbekli"ler. "Ne var ne yok" diye sorulduğunda, "herşey var, hiçbirşey" diyenler.

Gezerken dinlemeye çalıştım. Biri, "ustayı akrep ısırdı, pide yetişmiyor" dedi.

Bir başkası, "çiftliğimde domates yetiştiriyorum, denizde motorum" deyip bizi kendine çağırdı. Peki, yanıma aldığım Şener'i, Özkırımlıyı, Otyam'ı Timuroğlu'nu, Eyüboğlu'nu, Hacı Bektaş Veli'yi ne zaman okuyup bitireceğim?
Balık Yunan'da. Bizde yok.

Kıbrıs gezisinde de sorup saptamıştım: Deniz balık dolu. Anadolu'lu ya balıktan habersiz, ya da balıklara saygısız.


Aziz Nesin Başkanlığında TYS'nin çağrılısı Asya- Afrika Yazarlar Birliği Temsilcilerini ve "telif hakları" konusunu, Yönetim Kurulu olarak Ankara'ya taşıyoruz.

Bizim Nesin'imizden sonra en çok ilgi çeken kişi Sovyet Yazarlar Birliği Başkanı Vladmir Vasilyeviç Karpov. Harp okulunu bitirmiş. Stalin hakkında suç sayılan sözler kullandığı için Sibirya çalışma kamplarına sürülmüş. II Dünya Savaşında cezalılar bölüğü içinde cepheye gönderilmiş. Savaş sonunda Harp Akademisi'ni bitirmiş, Alay komutanlığı yapmış, ordudan ayrılınca Edebiyat Fakültesini bitirmiş, Novu Mir(Yeni Dünya) dergisini yönetmiş, 1990'da onbeş kitabın sahibi olmuş. Ayrıca Milletvekili olan Karpov'un romanlarının konusu çoğunlukla savaş..

Birlik 1934'de kurulmuş. İlk Başkanı da M. Gorki. 15 Cumhuriyet'te 10.000 üye var. Genel Kurul beş yılda bir toplanıyor. Yirmiye yakın Edebiyat Gazetesi, yüzden çok Edebiyat Dergisi çıkıyor. Edebiyatçılar devletten para almıyorlar. Yılda altıyüze yakın kitap yayınlanıyor. Yazarların, kendilerine ayrılmış konutları var. Sağlık, eğitim, dinlenme yeri harcamalarını Birlik yapıyor. Baskı yıllarında (Stalin, Brejnev) sürgüne gönderilen ve öldürülen yazar sayısı 2.000 kadar. Şimdi sansür yok. Yazarların durumu iyi. Halk sıkıntıda. Soruyorum: Açık, gizli, izleniyor musunuz? Yurt dışındaki şu konuşmalarınızdan dolayı dönüşte hakkınızda soruşturma açılabilir mi? Yanıt:

Prestroyka (yeniden yapılanma) uygulanması var. Gizli izlenme, açık soruşturma yapılmıyor, yapılmaz. Yazarla devlet arasında güven ve özgürlük anlaşması yapılmıştır.
Yazar övgü düzmez, içinden geleni yazar. Gelenekçiler sağda. Sol, İnsancıl ve Demokratik Sosyalizmden yana.

Ankara çıkarması, sendikamız ve devlet yetkilileri için yararlı olmuştur. ikili, tekli, grup elimde çokça ilginç fotoğraf bulunuyor.


 bilgi@turkdilidergisi.com   -   2000-2003   Mint