|
|
Faik Baysal'ı Anmak
Tansu Bele
Faik Baysal yazınımızın son çelebilerindendi. Sözlük anlamı terbiyeli, terbiyede ölçülü, incelikli (centilmen) olan 'Çelebi' sözcüğünü, onu tanımlamak amacıyla bilerek kullandım. Çünkü eski ve şimdilerde yitik İstanbul Türkçesinde (ve köklü bir İstanbul ailesinin kızı olan anneme göre) çelebi kişi; özellikle kadın cinsine karşı saygılı (kadının duygu ve düşünceleri karşısında dayatmacı, ben-benci olmayan, onun düşünce dünyasına bir insan olarak saygı gösteren, kulak veren) adam anlamına gelir. Faik Baysal, yazın ortamımızda böylesi bir kişilik olmanın ayrıcalığını bilinçle taşıyan, özümsemiş ender ağabeylerimizdendi. Tıpkı yakınlarda yitirdiğimiz Muzaffer Uyguner, biraz gerilerden Salah Birsel, Asım Bezirci ağabeylerimiz gibi... Bu arada ne mutlu bizlere ki, geçirdiği yürek sağaltısına/ameliyatına karşın dipdiri aramızda bulunan, Ahmet Miskioğlu, Naim Tirali abeylerimiz gibi.
Yitirdiklerimizi çok arıyorum, onların yerlerini doldurmamız olanakdışı biliyorum, toplumumuzun ve benim, bizlerin ve yazın dünyamızın 'çelebilik' özlemine yanıt olabildikleri için onlara yükümlülük duyuyorum. Ama Faik Baysal'ı özellikle derinden arayacağım, onu gerçekten özleyeceğim.
Toplumumuzda kadının çağdaşlaşması olgusunun yüzyıllık bir geçmişi, savaşımı var. Belki daha da fazla... Kimi toplumsal kesimlerde kadınlarımız, eğitimdeki, bilgideki, mesleklerindeki üst düzeyleriyle, çalışkanlıklarıyla üretkenlikleriyle, yaratılarıyla düşünsel kimliklerini, bu süreçte gösterebildiler (ki bunda, Atatürk devrimlerinin payı çok büyüktür.) Ama yine hepimizin bildiği gibi toplumun geniş, yaygın kesimleri henüz kadının, akıllı ve becerili, düşünen ve yapan insandan sayılabilmesi açısından, çok gerilerde...Kadın, insan tanımının en başat nitelemesi olan 'akıl' yönünden hala 'eksikli' olarak tanımlanabilmekte. İkinci cins sayılabilmekte. İşte bu yanlış yargının irdelenmesi konusunda, Cumhuriyet'e ve Atatürk devrimlerine yürekten inanan, kadın ya da erkek sanatçılarımız, aydınlarımız, yazarlarımız yıllarca büyük çaba göstermişler, emek vermişler, örnek olmuşlardır. Yapıtlarıyla da yaşamlarıyla da.
Faik Baysal, bu açıdan benim tanışmak mutluluğuna erdiğim en değerli örnekti. Onun, kadının iç dünyasına gösterdiği (şiirlerinden de, öykülerinden de çok iyi bildiğim) saygıyı, ortak bir anımızla dile getirmek isterim. Bir gün sevgili (benim de çok sevdiğim, saydığım) eşiyle ve sevgili kızı Elif'le birlikte, evimde yemek yiyor, söyleşiyorduk. Söyleşilerimizin can damarı, anlamlı güzel söz (nükte, espri) kaynağı, bütün 'nüktedan'lığıyla, Faik Baysal'dı. Bir ara eşime döndü ve benim için şöyle dedi: "Eşinizin çok değerli yazma yeteneğini desteklemek, o yeteneğin yitip gitmemesini sağlamak sizin elinizde. Bu, size düşen bir görev, bir sorumluluktur. Sizden çok rica ediyorum. Yazınımız ve toplumumuz adına bu sorumluluktan kaçmayın. Bir kadın yazar olan eşinize en büyük destek siz olun. Hiç kuşkum yok. Tansu da bunu bekliyor. Çünkü sizin desteğiniz onun için, herkesinkinden daha değerli, daha anlamlı olacaktır." O gün ne kadar etkilendiğimi ve Faik Baysal'a ne ölçüde derin bir sevgi ve saygı duyduğumu hiç unutmayacağım.
Faik Baysal'ın yazım ustalığına gelince, onun Türk romanına ve öyküsüne yaptığı hizmetin, kazandırdığı yapıtların yazınsal değerini, yazınımızdaki çok önemli yerini;her ne kadar daha önceleri birkaç kez yapıtları konusundaki düşüncelerimi belirten yazılarımda anlatmaya çalışmışsam da burada tartışmanın benim değerlendirme gücümü çok aşan boyutlarda olduğunu vurgulamak isterim. Bu işi, daha çok yazınımızın büyük ve usta eleştirmenlerine bırakarak, ben yalnızca Faik Baysal'ın 'Rezil Dünya' adlı yapıtına birkaç satırla değinmekle yetineceğim. 'Rezil Dünya' onun, ilk romanı 'Sarduvan'dan sonraları yazdığı bir romandır. Şu anda yayın yılını anımsamıyorum., çünkü yapıt elimde değil ama 1990'lı yıllarda çok eski bir baskısını ödünç alarak okuduğumda, 'Rezil Dünya'nın, başta İstanbul olmak üzere bütün kentlerimize bulaşan insan ve çevre, toplum ve doğa kirliliğinin, yozlaşmasının erken habercisi, toplumsal yıkımın çanlarını çalan çok önemli bir yapıt olduğunu düşünmüştüm. Son yıllarda yeni basımı yapıldı mı, bilmiyorum. Ama kanımca Faik Baysal 'Rezil Dünya'da, insanımızın iç ve dış yıkımı çok erken görüp haber vermiş bir yazardı. O da, tıpkı Sait Faik gibi, ama Sait Faik'in lirizmine, duygusallığına kaçmadan ya da yazıklanmaya, acınmaya (esef) yaslanmadan, toplumsal gerçekleri kaskatı ölümcüllüğü içinde verebilmiş bir yazardı. Yaşamın/toplumsal yaşamımızın bütün çirkinliği, acımasızlığı içinde ama yine de insanımız, dünya ve insanlık için sevgi duyarak, duyurarak... Sonraları bütün yapıtlarında da dile getirmeye çalıştığımız gibi...
Faik Baysal'ı, çağdaş Türk yazınının ve çağdaş Türk toplumunun en değerli üyelerinden biri olarak hep anacağım. Onu, ben de kadın yazar kimliğimle ve bu dünyadan ayrılana dek yüreğim titreyerek hiç unutmayacağım. Çünkü o, benim bu kimliğimin ayrılmaz, yapıcı bir parçasıdır, bir kilometre taşım olmuştur.
Yazınımızın çelebi ustası Faik Baysal'ı sonsuz sevgiyle ve saygıyla son yolculuğuna uğurluyorum.
|