Öyküler

Küçük Ölüm

14. Bölüm (*)

Nevra Bucak

"Gelin nasıl dans ettiğimi görün!"
Ben de onu izlemeye gittim! Gece kulübüne, tek başıma!
Yanıma hiç kimseyi almadan.
Kimseye bir şey söylemeden.
Çünkü bu hareketimin, dostlarım tarafından tuhaf karşılanacağını biliyordum.
Sahnede çıplak değildi. Üzerinde,vücuduna sımsıkı yapışan ten rengi bir mayo vardı; bütün hatları belliydi. Anadan doğma olsaydı, belki daha doğal, daha az kışkırtıcı olabilirdi. 
Dört renk tül kullanıyordu. Eflatun, mor, gri ve siyah.
Dansıyla anlatıyordu geçmişini. Devinimlerinden süzülüyordu bedenin çığlığı...
Doğduğu günden başlıyordu yaşamının öyküsüne...
Çocukluğunun ilk mutlu dönemlerinde eflatun tülü kullanıyor, yıllar geçip büyüdükçe yaşam ağırlaşıyor, eflatun rengini yitirip yerini mora bırakıyordu. En çok, gri tülle dans ediyor; yaşamın tekdüzeliğini, sıkıcılığını, renksizliğini gösteriyordu...
Mor tülü, baştan çıkarıcı tenine doladığında, tutkunun, karşı konulmaz yoüun bir aşkın, koyu bir acının dansını sunuyordu. 
Siyah tülü eline aldığında yere uzanıyor, bir yılan gibi kıvrılıp bükülerek, insana sunulan kara yazgının oyunlarını gözler önüne seriyordu...
Onu seyrettikçe, Orhan'ı bırakmakta olduğunu anlıyordum; bunu istediğimden değil, adını koyamadığım o güçlü önseziyle duyumsuyordum. 
Sonra gri tülü yakalıyor, yaşamın sıradanlığını, yer yer avuntusuzluğunu, umutsuzluğunu anımsatmaya yeniden başlıyordu...
Kıskançlık krizlerine tutulduğunda, dolanıyordu mora, adeta sevişiyordu tülle, neredeyse parçalanacakmış gibi...
Dansının müziğinde, İsodora Duncan'ın yaptığını yapıyor Shubert ve Gluck'un dans için yazılmamış yapıtlarının bağımsız yorumunu kullanarak, ezgilerin yumuşak, sarmalayan iniş çıkışlarında, kendinden geçiyordu. 
Ahu, dansa tapıyordu. Bu çok farklı bir aşktı; bunu zamanla daha çok aylayacaktı... Dans, onun yaşamını dolduruyordu; bir erkek bunu kesinlikle yapamazdı, çünkü erkeğin de kendi yaşamı vardı. Ama dans yalnızca onundu, ona aitti. Rusların dedikleri gibi, Zapoy ve Razgul'u birlikte yaşıyordu. 
Derken, dört tülü birden eline aldı, gövdesine doladı. 
Yaşamın karmaşasını dile getirirken, iç çektirip baş döndüren erotik, öte yandan naif devinimlerle coştu. 
Yazgının inişleri, çıkışları -mutluluğu, mutsuzluğu, acılar, umutlar- hepsi iç içeydi. 
Belki de, Salome'nin dansından gelen bir alışkanlıkla, dört tülü aynı anda olağanüstü bir profesyonellikle kullanıyordu. 
Sonra, tülleri yavaşça bırakmaya başladı. Umutlar, düşler, sevinçler, hepsi birer birer kaydı. Elinde, yalnızca gri tül kaldı. 
Yaşamın ta kendisi; tekdüzelik, umutsuzluk!...
Gri tülle ayrıldı sahneden.
Coşkulu, tutkun alkışlara karşın, bir daha çıkmadı.

(*) Nevra Bucak'ın son romanı, Küçük Ölüm'den, çok kısa bir bölümce.


 bilgi@turkdilidergisi.com   -   2000-2003   Mint