Benim niye hiç sözlüğüm yok?
Geçtiğimiz sayıda Osman Bolulu'nun "Kaçının kaç sözlüğü var?" yazısı, yazarın düşünmemizi istediğini umduğum şeylerin dışında, ayrımlı şeyler düşündürdü bana. Yoklukları düşündüm, en çabuk ne kadar zamanda daha da yokluğa kavuşabiliriz diye!
Artık daktilolar yok.. Albenili önyüzlü küçük boyutlardaki kalın sözlükler ve yeşil kahverengi deri kaplı yazım kılavuzları yok.. Yazı defterleri önemini yitirmiş. Kartondan şık çarpım tabloları yok.
Ve varlıklarımız.. Bilgisayarlarımız, yazıcılarımız, çizicilerimiz, tarayıcılarımız, ayrımlı nitelikte bilgilerle büyüyen yeni kuşaklarımız. Yaratıcılığımızı en üst düzeye çıkarabilmemize olanak sağlayan sayısal, elektronik oyuncaklarımız.
Gelişmişlik düzeyi ayrımlı ülkeler arasında oluşan günümüz uçurumlarının, yaşadığımız toplumdaki bireyler arasında da olduğunu duyumsamak ve bunun verdiği, geleceğimize yönelik bilinmezliklerimiz...
Rahmetli Sevgi Soysal'ın "Yenişehir'de Bir Öğle Vakti" yaşadıklarını, sahneye çıkan ayrı özelliğe sahip kişiler arasındaki teknolojiyi kullanabilme yeteneklerine göre değerlendirince, aynı fiziki ortamda, aynı öğle vakti, ancak yaşanan çok ayrımlı zamanlarda yazmak nasıl bir şey olurdu acaba? Cep telefonunu kullanarak, önündeki sinema afişinin resmini arkadaşına yollayıp seçim yapmasını isteyip daha sonra "wap" özeliğini kullanarak biletlerini satın alan lise öğrencisi ile, yanındaki banka kuyruğunda doğalgaz faturasını ödeyebilmek için 4 saattir bekleyen emekli memur. Aynı meydanda, aynı öğle vakti ama çok farklı zamanları yaşayan iki yurttaşımız.
Ülkemizin Doğusu ile Batısı arasındaki gelir farklılığından kaynaklanan uçurumu, maliye politikalarıyla, ekonomik önlemlerle ortadan kaldırmak zor belki, ama olası. Peki, ya yurttaşlarımız arasında, yeni teknolojileri kullanabilme yetileri açısından ortaya çıkan bu derin uçurumu nasıl yok edeceğiz? Yalnızca eğitim yoluyla mı? Yeni teknolojilere sahip olabilmenin, bireyin parasal gücüyle olanaklı olduğu bir gerçek. Kendisinde olmayan bir elektronik oyuncağın kullanımını, ders anlatır gibi yazı tahtasında anlatmak neye yarar ki?
Yaşamımızı kolaylaştıran, ama bunun da ötesinde çok kısa sürede çok daha fazla işi yapabilme yeteneğine ulaşmamızın neredeyse ön koşulu olan, yeni kuşak sayısal oyuncakların günlük yaşamımıza girmesini mutlaka sağlamalıyız. Bırakalım o güzel sözlüklerimiz ilk basıldığı biçimleriyle raflarda tertemiz kalsınlar. Biz elektronik ortamda sürekli güncellenen yeni biçimlerini, "Gelişmiş Kullanım Yöntemleri ile, sürekli elimizin altında bulunduralım.
Günümüzde "Tayyare Piyangosu"nun listelerini elimize alıp, belki bir de kahve eşliğinde, gözümüzle uzun uzun tarayarak, ikramiye çıkıp çıkmadığını kontrol edecek vaktimiz yok artık.
Gözden kaçırma riski de her zaman var doğal olarak. Bunun yerine, Milli Piyango yönetiminin İnternet sitesindeki kutucuğun içine biletimizin numarasını yazıp, "ara" düğmesine basmamız yeterli oluyor. Hem de geriye yönelik olarak, herhangi bir çekiliş için. Benzer biçimde, bilgisayarımızda bulundurduğumuz eşzamanlı bir Türkçe sözlüğün arama kutusuna, bulmak istediğimiz sözcüğün ilk harflerini yazmamız, sonuçlar için yeterli. "Gelişmiş Kullanım Yöntemleri" olarak adlandırdığımız bu yeni gelişmenin; basılı, müzelik sözlüğümüze uygulanması da artık olası değil zaten.
Yılmaz Ersöz
4.1.2003