Gönül Özgül'ün Yazısı
Sevgili Muzaffer Uyguner,
Bugün, 30 Aralık Pazartesi...
Yağmurlu, gri bir Frankfurt ikindisinde aklıma düştünüz. Yarın YILBAŞI, son günü yılın, hatlar doludur, konuşamam dedim ve evinize telefon açtım. Zil çaldı, çaldı... Ne o hanımefendi eşiniz yanıt verdi, ne de siz... dinlenceye gittiğinizi düşündüm. Ülkemiz dört mevsim gezilebilir, buralara benzemez...
Ama içimde dayanılmaz bir ağrı. Duramadım. Daktilomun başından kalkıp yeniden telefona sarıldım. Bu kez Türk Dili Dergisi'nin numarasını çevirdim, Ahmet Bey'in yeni yılını kutladım. Ardından sizi sordum. Biraz sustu.
Bir şeyler duyacağımı hissettim. Söyledi o da...
Demek siz de babam gibi, annem gibi, daha niceleri gibi yoklara karışmıştınız. Tuhaf bir gezegende bir başıma kalmışçasına habersizdim ben...
Bilirsiniz, her kitabı ulaştırdım size. Sadece yeni kitabımı verememiş, fuar bitince buraya dönmüştüm... Frankfurt kitaplığında, Cumhuriyetleri karıştırırken, kimi zaman kitaplarımla ilgili değerlendirmelerinizi görürdüm ekinde. Bir hırsız kurnazlığıyla, hem de el çabukluğuyla o Kitap Eki'ni çantama atar, koşarak çıkardım oradan. Metrolara binip indiğimde, eve girip kapımı kapatıncaya kadar da bir polisin, ya da bir kitaplık memurunun beni izlediğini, yakalanacağımı sanırdım hep. Sonra kim bilir kaç kez okurdum Muzaffer Uyguner imzalı o yazıyı...
Sevgili Muzaffer Bey,
Öykülerimin dergilerde göründüğü ilk yıllarda, sizlerin yanında beş dakika oturabilmek, soluduğunuz havayı soluyabilmek için sık sık ülkeye uçardım. Son yıllarda da eğer oradaysam, Türk Dili Dergisi'nin o ünlü PERŞEMBE TOPLANTILARINA katılırdım bazen. Bu yaz, son olacağını asla bilemediğimiz görüşmemizde, içtiğim iki bardak çayla, bir şişe maden suyunun parasını ödemiştiniz. Size borcum vardı. YAZDIKLARINIZ İÇİN BİNLERCE TEŞEKKÜR DE... hiçbirini ödetmediniz bana.
Yeni kitabım EN KÖTÜ ANNEYİ BİLE ARARSINIZ'ı da gösteremedim ya size. Şimdi ben, değerli edebiyat adamı, güvenilecek dost MUZAFFER UYGUNER'i de çok arayacağım. Hem de çok...
Sevgimle, saygımla CANIM İNSAN...