Türkçesi Varken
Erdem Türkmence
Konuşurken, yazarken anadilimizi yaralayanlara, bozan, yanlış kullanan ve kirletenlere karşı, insanlarımız artık seslerini yükseltmeye başladılar. Bu konuda İstanbul'dan, Ankara, İzmir ve Antalya'dan, ülkenin daha birçok yerinden umutlandırıcı, uyarıcı, doğru yolu gösterici sesler geliyor. Fakat gene de uyanmayanlar, uyarılamayanlar var. Doğudan, Batıdan gelip dilimize yapışan birtakım yabancı sözcüklerin başını gözünü kıra kıra konuşmakta, yazmakta direnenler, savunanlar var.
Örneğin:
Kriz: Dilimize Fransızca yoluyla geçmiş, Türkçedeki karşılığı bunalım. Birden ortaya çıkan durum; bir şeyin, bir işlemin, bir durumun yön/durum değiştirmesi ya da içinden çıkılması zor karmaşaya dönüşmesi... demektir. Ne var ki bizim yabancı malı, dışalım düşkünleri, bunalım/bunluk yerine inatla kriz sözcüğünü kullandılar. Türkçesini kullanmaktan arlandılar, onları yeğnilsediler (hafifsediler). Derken, kriz sözcüğü ardı sıra bir başka yabancı kavramı, "reel sektör" tamlamasını da sürükledi, getirdi. İşmen (sanayici) ve uygulayımcılarımız (teknokrat) da mal bulmuş magribi gibi sarıldılar kriz ve reel sektör sözcüklerine. Oysa, kriz sözcüğünü bunalım sözcüğü ile karşılayan dilimiz, reel sektör tamlamasını da Türkçe "işleyim kesimi", "yapıbilim kesimi", "gerçek işleyim bölümü", "uran kesimi" vb. sözcük ve tamlamalarla kaşılayabilir. İşmenlerimizin, uygulayıcılarımızın bu ve benzeri önerileri beğenmemeleri, anadillerine saygılı davranma sorumluluğundan kurtarmaz. Onlara daha büyük bir sorumlulukla, beğenmediklerinin yerine, işleri ve çalışma alanlarıyla ilgili sözcük ve terimleri kendilerinin üretmesi gerektiği... yükümlülüğünü yükler. Çünkü anadili saygısı ve bilinci kesinlikle kesimsel (sektörel) bir yükümlülük değildir; tersine, çoğulcu/ulusal bir imecedir. Onun için hiç kimsenin, dil benim işim değil; sözcükleri, terimleri üretsin getirsinler, ben de kullanayım, yazayım/konuşayım demeye hakkı yoktur, olamaz.
İbret: Bu sözcüğü geçmişte bir kez daha açıklamaya çalışmıştım. Bilindiği gibi ibret, Arapça ad soylu bir sözcük : Birtakım kötülüklerden, olumsuzluklardan, olay ve yaşantılardan alınan, çıkarılan ders... anlamına geliyor. Gördüğümüz, gözlediğimiz ya da yaşamak durumunda kaldığımız olumsuzlukların sonunda düşünüyor: ibret aldım, ibret olsun... diyoruz. Ne var ki ibret sözcüğünü sözlüklere bakmadan kullananlara rastlayabiliyoruz. Seçkin gazetelerimizden birinde iki yazar, biri emekli bir Türkçe öğretmeni, öteki gene emekli bir sağlık uzmanı, Atatürk'ün iki güzel ve olumlu davranışını anlattıktan sonra "... bu güzel davranıştan ibret dersi almalıyız..." dediler; örnek alınacak bir durumu "ibret dersine..." dönüştürdüler.
BİR ANIMSATMA: Kimi gazetelerde yazarlarımız, birbirlerinden ya da okurlarından dil ve yazım yanlışlıkları bulup irdeliyor, doğru yazımı gösteriyorlar. Ama nedense doğruladıkları sözün Türkçesini önermiyor: Bakın bu yabancı sözcüğü doğru yazıp konuşamıyorsunuz, oysa bunların Türkçeleri var, Türkçelerini kullanın... demiyorlar; neden?