Dilimize Dolaşan / Gözümüze
Takılan
Eray Canberk
Dilimizin bugün ne durumda olduğunu anlamak için halk arasında yapılan televizyon görüşümlerini (röportaj) ve televizyonlarda yayımlanan açık oturum, tartışma ya da söyleşi izlencelerinde konuşanlara ya da konuşmacılara kulak vermemiz yeter.
Konuşanları ya da konuşmacıları kabaca dört bölümde toplayabiliriz:
1- Sözcük dağarcıklarının kısıtlı olması nedeniyle anlatımda güçlük çekenler. Bu kümedekiler çoğunlukla "şey" sözcüğüne sığınıyorlar; aynı anlama gelen Türkçe, Osmanlıca, yabancı dilden sözcükleri birlikte kullandıkları gibi birçok sözcüğü ya yanlış yerde kullanıyorlar ya da yanlış sesletiyorlar. "Örneğin, mesela" gibi, "hakikatten" gibi...
2- Yalın ya da türetilmiş Türkçe sözcükleri "uydurmaca" diye dışlayarak kullanmayan; bir başka deyişle Türkçeye, anadile dönüşü engellemeyi ulusal ödev yerine "milli bir vazife" olarak gören; buna karşılık Batı dillerinden "apartılan" mı desek, sorumsuzca alınan mı desek, sözcükleri kullanmakta hiç sakınca görmeyen; dilde öze dönme, yalınlaşma eylemini ulusal birliğimize değil "milli vahdetimize" yönelik bozguncu, bir zamanlar "komünistlerin işi" diye de nitelenen bir devinim diye suçlayan; giderek bir "yeni Osmanlıca" yaratmayı başaran "çağcıl tutucular".
3- Dilimizde karşılıkları olan, karşılıkları bulunabilecek, türetilebilecek olan sözcükler yerine Batı dillerinden, özellikle de İngilizceden aktarılan sözcükleri umursamazca, sorumsuzca kullanan; bu arada Osmanlıcada bile az kullanılan sözcükleri bir bilgiçlik gösterisi olarak yerli yersiz dile sokan "çağcıl" görüşlüler ya da "karmaca" yanlıları. Bir dönem İMF (İ, Me, Fe) yerine "Ay, Em, Ef"diyen bir devlet büyüğümüzün olduğunu anımsarsınız sanırım.
4- Dilde yalınlaşmaya, Türkçeye dönüşe önem verenler; dilimize Batı dillerinden giren ve dil bilinci olmayanların içeriledikleri (ithal ettikleri) sözcüklere karşılık olan Türkçe sözcükleri kullanmaya özen gösteren; halk diline yerleşmiş sözcükleri ve artık alışılmış, kullanılan ama kimi kesimlerce bilinçli olarak kullanılmayan, kullanılmaması için çaba gösterilen sözcükleri dil dağarcığımızdan dışlamamak için direnen, kısacası Türkçeyi kullananlar.
Birini ve dördüncü kümedekileri dilimizi yeryüzünde yaygın bir dil yapmak gibi önemli bir uğraşın dışında tutmak gerekiyor! Birinci kümedekileri dışta tutmak için birçok neden sıralanabilir: Eğitim / öğretim yetersizliği (gerçi eğitim - öğretim yeterliliği olanların çoğu farklı mu diyebilirsiniz); yazılı ve görsel basınımızın dil savrukluğunun etkisinde kalmak gibi. Gazetelerin çoğundaki dil sorumsuzluğu; FM kanallarındaki konuşmalar, söyleşiler; TV kanallarındaki izlenceler, özellikle de eğlence izlencelerindeki dil karmaşası birinci kümedekilerin dilinin oluşmasında etkili oluyor.
Dördüncü kümedekilerin amacı ise arı bir Türkçe, varsıllaşan ve güzelleşen olanakları artan bir Türkçe.
"Yeni Osmanlıca" ve Batı dillerinden alınan sözcüklerin bolca bulunduğu "karmaca" hızlı iletişim çağında çabuk yaygınlaşıyor ve kolayca yerleşiyor. Bu sorunun bir yüzü. Bir de öteki yüzü var. "Karmaca"daki yabancı sözcükler ve sesletim bozuklukları ve anlam değişimleriyle özgün yapılarından uzaklaşıyorlar. Bir anlamda bu sözcüklere karşı saygısız davranılıyor. Bu rahatsız edici bir durumdur. Başkasının malını kendisininmiş gibi kullanmayı uslarından bile geçirmeyenler için kuşkusuz.