ÖZEL
BÖLÜM
Halim Uğurlu'yu Uğurlarken
Ertuğrul Efeoğlu
Ölüm karşısındaki duygularımız pek de belirgin değildir. Ölümü algılayışımız çoğu kez bulanıktır, değişkendir. Ölen kişiyle aramızdaki uzaklık ya da yakınlık, ölen kişiye beslediğimiz özel duygular, ölüm yeri ve dönemi, ölüm biçimi ve daha başka birçok etmen ölümü yorumlayışımıza etkide bulunurlar. Ölümü saltık bir olgu olarak kavrayamayız.
Oysa ölüm, doğal ve yalın bir geçiştir. Düşlem ile gerçeklik arasında bir geçiş. Bu geçişin yönünü belirleyen, büyük ölçüde, bireyin dinsel kimliğidir. Tanrıtanımaz bireylere göre ölüm, gerçeklikten düşleme geçiştir; Tanrıya inanan bireylerin gözündeyse, düşlemden gerçekliğe geçiş. Bunlardan birincisi özdekçi düşüngüdür, ikincisi ülkücü düşüngü.
Kanımca, Halim ;Uğurlu ikinci türden bir geçişle, düşlemden gerçekliğe yükselmiştir. Şiirlerinin neredeyse hepsinde belirgin bir biçimde görünen karanlık ile ışık karşıtlığı bu kanımı güçlendirecek bir denge içinde almaşıklaşır. Halim Uğurlu'nun algılayış biçimiyle söylemek gerekirse, varlığımıza toplumsal yaşamın gölgeleri bulaşmıştır. Gölge oyunları ve karanlıklar içinde bocalayan toplumsal kişiliğimiz sürekli hesaplaşmalar içindedir. Halim Uğurlu sezgisel bir yolla apaçık gördüğü saydam bir tinsel ışığı bu somut karanlığın üzerine örterek yaşayabilmiş bir ozandır. Şiirlerinde ışık kavramı bir gösterge olmanın ötesinde bir gönderge olarak somut biçimde balkır gibidir. Şu denilebilir: Halim Uğurlu, şiirlerinden ışıklar fışkırtan bir ozandır.
O bir ozandır ve ozan olarak da kalacaktır. Ama sağlığında geçimini tecimenlikle sağlamış bir felsefeci idi. 1951 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinin Felsefe Bölümünü bitirdiğinde elinde bir yaşındaki ilk şiir kitabı Asya Baharı vardı. İlk şiirlerini hece ve aruz ölçüleriyle yazmış, daha sonraki yıllarda ürünlerini serbest koşuk biçiminde vermiştir. Hece ile aruz ölçüleriyle şiirler yazmış olması, serbest koşuk biçiminde yazarken de çok ölçülü, çok dengeli olmasını sağlamıştır. Öyle ki, bu denge kurma becerisi onda bir tür yaradılış özelliğine dönmüştür. Bu özelliği, müzisyen oğlu Tuluyhan Uğurlu'da da gözlemlediğimi kendisine söylediğimde çok mutlu olmuş ve küçük oğlunun da benzer niteliği olduğunu duraksamadan, övünçle belirtmişti. Çocukları arasında bir sevgi dengesi kurma güdüsüyle, bir baba sevecenliğiyle yapmıştı bunu, içgüdüsel bir tepkiyle yapmıştı.
Tepkileri besleyen ya da geliştiren somut güdüler de vardır. Doğduğumuz yer, yetiştiğimiz yerler gibi... Halim Uğurlu Konya'nın Taşkent bucağındandır. Kendisine, Konya'nın geniş ve derin ekininden söz ettiğimde, Konya'nın kaşık havalarını çok sevdiğimi söylediğimde nasıl da heyecanlanmış olduğunu mutlulukla anımsıyorum. Kaşık havaları üzerine birkaç önemli ayrıntıdan söz ederek bu konudaki duyarlılığını incelikle göstermişti. Ayrıca, yaz aylarını geçirdiği Akçay'da Halim Uğurlu'nun ozan duyarlılığına, aydın birikimine yansımıştır. Türk Dili Dergisi'nde bir süre yayımladığı "İda Dağı Destanı" adlı dizi şiiri bu yansımanın şiirsel dışavurumudur. Bu dışavurum, bir bakıma ozanın kişiliğidir, kimliğidir, öz varlığının ta kendisidir.
Uğurlu'nun öz varlığı da şiirleri gibi ince ve aydınlıktı. Şiirlerindeki öztürkçe gibi duru ve saydamdı. Şiirleri gibi yapmacıksızdı, doğaldı. Bilgiçlikten , kendini beğenmişlikten uzaktı. Şiirlerinin konuları, izlekleri, anlatım biçimi tümüyle kendisinindi, bu nedenle de özgündü. Kabalık, kırıcılık ne kişiliğinde ve davranışlarında vardı ne de şiirlerinde vardır. Biraz içedönük, kırılgan, çekingen olması bu özelliğinden ileri gelmiş olmalı. Ama bu durumu içtenliğini engellemiyordu. Daha ilk karşılaşmamızda beni sevgiyle öpmüş olması bu içtenliğindendir. Ama o, bu sıcak içtenliğini, apaçık gösterme inceliğinden kaçınmadığı saygı ile dengelemeyi de ustaca beceren bir kişiydi. Tıpkı Türkçe'ye davranır gibi davranıyordu karşısındakine.
Halim Uğurlu'nun Türkçe'yi bir varlık olarak kavramış olduğu, şiirlerinden bellidir. Şiirleri, Türkçe'yi içtenlikle sevdiğine, onu bir ana gibi saydığına apaçık birer kanıttır. Şiirlerinde az sayıda yabancı sözcük varsa, bu , o sözlüklere Türkçe karşılıklar önerilmemiş olmasındandır. Onun bu Türkçe sevgisi ve saygısı, öztürkçe sözcükler kullanmaya gösterdiği özenle de sınırlı değildir. Türkçe'nin dilbilgisini, yazım özelliklerini çok iyi bilen, çok iyi sezen bir ozandır Uğurlu.
Onu öte yana uğurlarken en çok üzülen, Türkçe olmuştur.