Son sayıya ulaşmak için tıklayın

ŞİİRLER

APAK

Evlerimiz, ağaçlarımız, kuşlarımız mermer
Apak uzanmış suları
Yalnızlığın,
Tüm mermer bir ülkede.

Ağara ağara var olmuş
Dağlar,
Anılar, düşler
Tüm mermer bir ülkede.

Apak yokluğun üstüne
Apak buğularla çiçeksi
İşte soluğumuz
Tüm mermer bir ülkede.

ALL WHITE

Our houses, trees, birds are from marble
The waters of loneliness
Have strechted all white
In a land of marbles.

The mountains, the memories, the dreams
Came to existence
Whilw turning white
In a land of marbles

Do you see on all white absence
With all white vapors like flowers
This is our breath
In a land of marbles

DOĞUM

Doğurur elbet,
Kocaman yaprakların kör uykusunda.
Doğurur bir yüce sancı içinden gürbüz,
Gecenin,
Dağın, taşın,
Suyun,
Otun, ateşin ulu vaktinde.
Doğurur Afrika ormanlarındaki siyah derili
Simsiyah bir et.
Simsiyah et kımıldanır,
Simsiyah etin avuçlarında kımıldanır ansızın
Özgürlük.

BIRTH

She will give birth obviously
In the blınd sleep of great leaves
She will give birth from a great pain
In a great time of the night
Of the mountain of the stone
Of the water
In a great time of the grass of the fire
A woman with black skin in the African forests
Will give birth
A black pieces of flesh will move
In the palms of black flesh
All of a sudden freedom will move.

MEHMETÇİK

Atıldı bir Mehmetçik, büyü bozuldu,
Bir düşman süngüsüne, göğsünden.
Bu şahadetle kayalar yarıldı sanki,
Dipçik gürültüsünden.

Soruyordu herkes birbirine,
Parlayan şey bu mu?
Muzaffer oluyordu bileklerimizde,
Tarihin ilk dipçik hücumu.

Hayran oluyordu koca gökyüzü,
Göğüslerimizde büyüyen bahta.
28 Mart günü bir adsız tepede,
Çeliğe karşı tahta.

TURKISH SOLDIER

A Turkish soldier dashed and broke the spell
To the bayonet of the enemy, from his brest.
As if the rocks have cracked
From the noise of the rifles.

Everbody was asking each other
Is this the thing that shines?
The first rifle attack in the history
Was becoming victorious in our hands.

The great sky was filled with admiration
At the fortune growing in our chest,
On the 28th of March on a nameless hill
Wood against steel.

ÇOCUK DÜŞÜNÜYOR

Serçelerim taşıyor vakti,
Ağaçlara mı yoksa nereye?

Ağaçlarım götürüyor bir şey,
Yıldızlara mı yoksa nereye?

Yıldızlarım akıyor daima,
Gecelere mi yoksa nereye?

Ve gecelerim devam ediyor,
Bana mı Allah'ım sana mı?


FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA

ESİNTİNLE

Gelir gider duygum,
Farkındayım aşk gibi,
Işık hızını aşar.

Güzel katarlar nasıl,
Büyü tozlarından,
Kim yayar kokusunu?

Elinde buhurdan,
Gezdirir amonyak moleküllerini,
Tütsü yapar arınır mı?

Dışında çekim alanının,
Uzaylar, evrenler, sayılar
Bandırılırsa gübreye, ne olur?

Küresel olmayan dünyasında,
Konar, göçer, insan yaşar,
Emebilir mi yüzü, sürse sıvısını?

Kim yutar, güneş teri mi?
Kilometre hızlı rüzgar mı
Geçirgen havada ezer sesimi?

NURAY GÖKAKSAMAZ

SONSUZ TRAMVAYLAR

1
Dün gece fena yutuldum,
Ne aşk kaldı üstümde, ne de sevişecek takat.
Dışarda bıraktım zühre yıldızını,
Nişantaşı'nı,
Nişantaş'lı günahı
Şişli Karakolunun bodrumunda bir başıma,
Bir tek söz etmedik yaşamdan,
Gözlerimiz nemli nemli,
Duvar duvara.

2
Boğazın çapraz vapurlarının birinde,
Bir öpüşmemiz olmuştu Boşnak bir kızla,
Söylene söylene uzaklaşmıştı yanımızdan 
tesbihli iki yaşlı 
gökten daha çok ölüme.
Suçum yoktu, yemin ederim İstanbul üstüne
En iyi arkadaşım esrik etmişti beni
Kanlıca sırtlarında mandalinalı rakıyla
Öyle ac acına.
3
Ben deli - dolu yıllarımda ne çektimse,
Çirkin olanından çektim tutulduğum kadınların.
Az mı dil dökmüştüm dul ağızlı S...'ye?
Cennet Bahçesi'nin garsonu 
kovacaktı bizi az daha.
Şimdi ne anısı var,
Ne de yırtmaçlı bakışı.
Yendim mi, yenildim mi neye yarar,
Onca savaştan sonra?

4
Benli Belkıs'ı tüm İstanbul tanırdı,
Onu ya evine girerken görürdüm,
Ya da eğlenmeye çıkarken,
Gümüşsuyu Yokuşu'nda
Kanatsız bir zümrütüanka.
Zaman zaman bir sıcaklık düşer de kanıma
Vururum kendimi Kabataş'a inen dar yollara,
Bebek mi olur Sirkeci mi,
Kampanası duyulmayan sonsuz tramvaylarda.

SABAHATTİN YALKIN

ÇOCUKLUĞA DÖNÜŞ

En dolu dizgin çağımda,
Urgana vurulan bir tay gibi
Düştüm yaban ele.
Dolaştığım hiçbir caddede,
Yok çocukluk anılarım.

Çocukluk ya, gök mavisi gibi sınırları
Kaldırdı yeryüzünden.
Karadeniz'in sularını,
Malatya ile Sivas arasından geçirir,
Akdeniz'e aktarırdı düşlerimi.
Şimdi dalında altın sarısı
Bir kayısı bile alamıyorum, o bahçelerde
Oynaşan çocuk seslerini özlüyorum.

Karların erimesiyle taşınırdık Kartal dağı'n eteklerine,
Tapusu yoktu büyük dedelerimizden kalma yurtlarımızın.
Baharla koyun kuzu meleşmeleri,
Ses katardı kuşların müzik korolarına.
Nedensiz yasaklanınca yaylalar,
Tükendi sürüler, viran oldu ocaklarımız.
Düşmüşüm büyük kentlerin hoyratlığı ortasına
Yaylaları, kuzu, keklik seslerini özlüyorum.

Çocuk tarla işçiliğinde nasıl yorgun düşerdim yatağa.
Şimdi kol değil beyin gücümü satarak yaşıyorum.
Gökteki yıldızlar değil caddeleri ışıltan, 
Cereyan lambaları.
Ne bir horoz, ne de bir kedi sesi var.
Yollarda tıklım tıklım araba
Ve biri öbürüne selam vermeyen insan kalabalığı.
Bense yıldızları, horoz, keklik, kuş seslerini
Ve bir gün görmediğimiz zaman arkadaşlarla 
Candan kucaklaşmalarımızı özlüyorum.

Ne bu vitrinleri renkli kent, döşeli daire,
Ne bu rahat iş,
Ne de gece caddeleri gündüze çeviren
Elektrik aydınlığı gideriyor yurt özlemimi.
Her gün doğumunda, ak kanatlı güvercinler
Salıyorum gökmavisine, selamımı götürsün
Özgür bir tay gibi tırsladığım, oynaştığım
Köyümün kırlarına, yaylasına.

Çocuklarım, eşim bile anlamaz beni.
Bu caddelerde yok çocukluk anılarım,
Çocukluğumu özlüyorum...

MOLLA DEMİREL

GÖZLERİNDİR BANA SEVDAN

Alev alevsin kara gözlerinle,
Gelişini kutsadım, beni yak.
Özlemimi giderdiğin o "son gece"ydi.
Bak, ağlamıyorum...

Acılarım hiç dinmesin, yokluğunu kat
Anlat "eski aşklar"ını, çok mu diyorsun
Suskun durma, sevdan bitmez ne yapsan
Yok, ağlamıyorum... 

Bütün cinselliğinle, kösnüllüğünle gel
Güzel olan, asıl olan "yaşamak"
Kaç çiçeği taşıyorsun gönlünde,
Tak göğsüme! Hayır, ağlamıyorum...

İSMET KEMAL KARADAYI

AŞK

Aşk kimliği 
Vazgeçilmeyeni yaşamın
anımsanamayan bin yerde unutulsa da,
saklanan söz,
Yürekteki giz
aşk adına mühürlenen.

yangın yerine dönüşen birliktelik
aşktan artakalanlarla
anılarda alevlenir üstelik.


A.NEVZAD ODYAKMAZ

ŞİFRELİ YALAN

İlle de üzerimizde söz sahibi olacak
Dur tutla ille kafiye kuracak.
Engin bir sudur oysa deniz
Çekildi çekilecek.
Dengi bin yılda bir çalan saat
Vurdu vuracak
(Ben bu şiiri bir yerden tanıyorum.)

Şüpheli şahıs Döndü'cük
Sağaltımsız kaldı (kasıtlı değil kuşkusuz)
Düş zamanında dalmış on dördünde
Agucuk deyemeyen ağa
Söz dinletememiş
Düşmanca bir ben düşecek kiraza şimdi
Duttaki bülbül susacak
Çötük çötük konuşturulan
İncir ağacıyla uzayıp gidecek zincirimiz
Kenetli yürekteki
En güzel sözcüğümüzle yükümlü
Yer örten yalan dingirden hükümlüye

Daha neyimiz olsun bu dem
At oynatan oğlumuz
Hormonsuz ekinimiz
İnci dişlide kızımız var

Ustra bakışlı genci girer ekin evine
Kaçaktır ölümün ayarı sızar
Alamayanların da ilenci var.

G.YURDAL MICHAELS

SANDALYE

İnce yapılı bir sandalyeydim
Harcadı beni oturanlarım
Sahibim iyi bir usta olmasaydı
Yoktum benimkilerle birlikte

Ayrılan sırtımı acıtmadan
Yani dayanağımı
Uygun bir telle teyelledi
Orta yaşa döndürdü beni

Balkona çıkın bakın isterseniz
Demirlere ondülasyona
Rüzgâra göndermeler 
Bağlantılara düğümleri
Çevrem yeniliğe güzel.

ELİF SORGUN

ANILARDAN ŞİİRLER

" Öyle büyüyoruz ki
Sonradan eklenen bir yanımız
Durmadan aşıyor bizi"

Aydın Oy, Tekirdağ'lı araştırmacı yazar - ozan
Her zaman onurumuz
Yurdumuzdaki örnek insan

1987'de başladı yazışmalarımız
Sürdü ölünceye değin
Tekirdağ'da bir sokağı olacak şimdi 
Ölümsüz çalışmalarından

Samanyolu'nun yalnızlığında
Gönlü meyve dolu
Ay çiçeklerinde sevdalı, coşkulu
Dünyamızın arınmasıydı özlediği
Güzelliklerin ardında
Sessizce söylediği şarkılardan.

HASAN AKARSU

BİZİM ORALARDA

Bizim oralarda
Güneş pulluk

Yarı aça
Yarı toka

Bizim oralarda 
Bulut ağam

Aş eğilir
Yarı bele

Yarı kurda
Yarı kuşa

Bizim oralarda
Dağlar çıplak

Tünel kazılır
Emeğe / Erdeme

M. MAZHAR ALPHAN

GİZİNİ DE ALDIM GÖZLERİNDEN MEHLİKA

Gizini de aldım gözlerinden Mehlika
Artık neyinle övüneceksin?
Ulaşılmaz bir güç değilsin artık
-Yazık ki o toy genç değilim ben de -
Kaf dağının ardı basit bir gerçek 
Kerem'ler Aslı'lar koca bir yalan
Ulaşılmazın yittiği yerde 
Nasıl da düşüyor ayaklarıma
Patlak bir top gibi dünya
Ve düşünün bittiğinde
Tepeden tırnağa sevdanın.
Şimdi tüm mevsimleri güz...
Gizini de aldım gözlerinden Mehlika 
Artık neyinle övüneceksin?...
Yaprak yaprak dökülürken sararmış ömrün
Ve kızarırken yanakların her gün batımı
Dövüneceksin... 

KAPLAN KOZANOĞLU

DEM

Gözlerine bakınca,
İçimde duygular demleniyor.

Bir mutluluk yayılıyor odalara,
Saksıda büyüyor çiçek.

Bir tohum düşüyor toprağa,
Toprak uyanıyor.

Bir nehir akıyor aramızdan,
Ellerin ellerime değiyor.

Mutluluklar söylüyor,
Baharı gözlerin.

M. OKAN BABA

YAZIK OLUR ÇİÇEKLERE

Güzeldir
Dalında meyve
Toprakta ürün
Gökyüzünde mavi
Sonsuzlukta özgürce uçan kuş
Bereket gibi üzerime yağan 
yağmur 

Güzeldir
Gece karanlığında ay
Gündüz 
Bulutların arasından güneş
Çatık kaşa inat gülümseyen yüz

Güzeldir çiçek
Toprakta... Saksıda... Vazoda...
Toplar tüm güzellikleri
Kimi buket olur uzanır ellere
Sevgi olur, aşk olur, barış olur.
Kimi itilir onu almayan ellere
Kanatlanır, kuş olur.

Sakın ha!...
Zorlamayın çiçekleri
İstenmedikleri yerlere
Kanat takıp gitmeye
Yanılgıya düşmeyin sakın
Sonra "Yazık olur çiçeklere"

NUSRET KARACA

BİR KADIN

I
Bir kadın güler durur resimlerde
Güzelliğini unutarak.
Dudaklarının ucundaki anı çizgileri,
Yılları
Küçücük gülüşüyle yaşatarak
Bir kadın güzelleşir resimlerde.

II
Bahar otlarına değdi miydi bir zamanlar
İnce ellerin?...
Mor kayalar
Son yayla güneşlerini öperken
İçim titrer, içim burkulur
Anımsadıkça.
Yorgunluğun da öyle güzel.
Yine güler durur mu acaba
Yaz terlerinin karıştığı ela gözlerin?...

III
Bir kadın soluk alır resimlerde
Kirazlara ben düşerken.
Adımlarında getirmez miydin ikindi yağmurlarını
Altın saçlarında 
Ardıç yaprakları kalmış
Son gölgeler
Yonca çiçekleriyle titreşirken.

IV
Bir kadın, 
Yaşar dururdu resimlerde.
Yılların hesabını ben vermedim
Doğadan bir çiçek
Bir özlem ışığı olarak
Sana gelemez artık.
İnce suların sesini yine ben duyarım.

V
Bir kadın ise
Ölür 
Resimlerde...
REHBER AYDIN

BİR YİTİK

Senin adın ne çocuk?
Senin hayalin var mı?
Umutlar döksem önüne ah çocuk,
Hayallerine sığar mı?

Ben çocukluğumu
Buralarda yitirdimdi ah çocuk
Duydun mu?
Bir gören var mı?
Yıllar geçse de ardı ardına ah çocuk
Dönüp insan çocukluğunu arar mı?

Senin yurdun nereydi çocuk?
Önün arkan sağın solun bahar mı?
Elma dersem çık,
Portakalda or'da kal
Ama yine de seni bulurlar.

Ardında tıp tıp nar taneleri ah çocuk
Kalbin hala kanar mı?

Bir çocuk yitirdimdi buralarda ah çocuk
ama çocuktum.
Hani topaçları, bilyeleri vardı - bir tanesi
dünya
En uzaklara hep o bakardı.

Onun kuytuları çaylardı,
Çekilir dağlara ağlardı.

Sahi senin adın ne çocuk?

SEBÜKTAY KAAN

TAHTA KÖPRÜ
Birkaç güzel şeyden biri

Ölüm ayırsa da seni küçük parçalara
seviler-akşamın sesiyle söyler türküsünü
Ah, hayatın köprüsü tahta
çoktan bıraktım yakasını
siz bakarken uzun,
uzaklara

Değişir akşamdan sabaha
gözlerime tutunup geçin
ayaklarım şimdilik taşır sizi - taşımak;
birkaç güzel şeyden biri.

Biraz düşünmeyi öğretseniz diyorum
sarılmayı özledim kısacık da olsa
sarılıp yatmayı toprakla kuşla

Her - hercai gündelik bir ses
gıcırtı benimki
içim titrer siz geçerken es

Ne olup biter - bilemem ben
evren ne ki
gözlerime tutunup geçin üstümden
öylece durup omuz vermek işim
kimseyi düşürmem, kimse atamaz kendini benden
ben önce ' ye - sonra' ya bakmanız için-im

Siz bakarken öyle uzaklara uzun uzun - bende mutsuzum
neden derim - yaşamak dururken, gıcır gıcır yepyeni.

Yaşamak var ya kardeşim, yaşamak;
birkaç güzel şeyden biri.

EMİNE ERBAŞ

OĞUL SÖZLERİ

I
Gönülsüz yağmur
Mevsim bozar

II
Isırgan düşünde
Gül görür döşünde

III
Yiğit kürkünü asmış
Ödlek askıdan ürkmüş

IV
Söz torbayla taşınsa
Torba konuşsa

V
Geveze ölür
Mezarıyla konuşur

VI
Uyku uykunun mayası
Düş düşün aynası

VII
Bir çoban ölse kurt görür
Kuzu duyar neden sonra

VIII
Gelmez bir daha uğramaz
Sen türkünü kovduysan

IX
Heybesinde özün getirmeyeni oğul,
Yürütürler sanma.

X
Değmez bu ürkek dünya
Yiğitliğin kakar başına

XI
Oğul, çıkmadığın tepenin
Dinlenme yamacında

XII
Dille oynuyorum sanırsın
Odur seninle oynayan

OSMAN SERHAT ERKEKLİ

YANLIŞLARI DÜZELTMEK

Alan geçitleri tutulmuş
Ayağını sürüyor düş
Bıçak oluyor
Haksızlığın sancıları
Yolu sislere düşmüş
Dumanı tütüyor öfkenin
Uykusuz kaldı ay
Boğulup gecenin körlüğünde
Genişliyor yalnızlık
Çöllerden geçtik sayılır
Yenildi korku
Sorular soruyorum kendime
Neden yiğitliğin bedeli kan
Ne zaman döner
Bilmem ki
Şu kirli "devran".

MEHMET AYDIN

ARTIK GELSE DE GÖRSEK

şu gerçek bahar,
yüzyıllardır, çağlardır
özlediğimiz o gerçek bahar,
gelse de görsek artık;

tüm kuşlar uçuşsa içimizde,
cıvıl cıvıl coşkulu.
tüm çiçekler de açıverse hemen
gönüllerimizde,
renk renk, için için, kokulu...

bizler de, hep birlikte
sonsuza dek mutluluk dolu,
barış içinde canlı canlı, 
yapıcı, yaratıcı kişiler olarak,
eşitlik, özgürlük, bütünlük,
birliktelik, sevgi, saygı dolsak,
sürekli, tüm yaşamlarımız boyu...

M. NURİ KARAKÜÇÜK