Son sayıya ulaşmak için tıklayın

Bilgiçlik Taslama Uğruna

Eray Canberk

Birine "teşekkür" ettiğinizde "Önemli değil!" karşılığını alıyorsunuz. Bu durumda "önemli" olmayan teşekkürünüz mü, teşekkürünüze neden olan durum ya da davranış mı? Bu bulanıklığı ortadan kaldırmak için, teşekküre karşılık eskiden olduğu gibi "Bir şey değil" ya da "Teşekküre değmez" denebilir.
Birçok genç yazar ya bilgiçlik taslamak uğruna ya da özenti olarak Osmanlıca sözcükler kullanıyor.Gerektiğinde, yeri geldiğinde, denk düştüğünde Osmanlıca sözcükleri kullanıyoruz. Ama çoğu genç yazarda bu sırıtıyor, yapmacık oluyor. Aynı durum, konuşmalar için de geçerli. En çok karıştırılan sözcükler de "lütfetmek" ve "arz etmek"; çoğu kez birbirlerinin yerine kullanılıyorlar. Oysa "bağışlamak" ve "sunmak" gibi kolay kolay karıştırılmayacak iki sözcük var.
Osmanlıca sözcüklerin sesletilmelerinde de yanlışlıklar yaygın. Özellikle "edebiyat sözcüğü yanlış sesletiliyor. Oysa bu sözcük, yaygın kullanımı olan bir sözcük. Uzun söylenmesi gereken edebiyatla ilgili izlenceleri sunanlar da yapıyor işin kötü yanı. 
Böyle durumlarda, bir zamanlar İstanbul'da sayıları oldukça fazla olan Ermeni vatandaşlarımızın konuşmalarını, Türkçe sözcükleri sesletişlerini anımsıyorum.
Ya yeterince bilmemekten ya da hızlı konuşmak uğuruna bazı deyimlerin kalıbı bozuluyor. "Dudağı uçuklamak" yerine "ağzı uçuklamak", "kulaktan dolma" yerine "ağızdan dolma" gibi. 
"Gönül vermek", "gönül indirmek", "gönül koymak" da birbirine karıştırılıyor. Birincisi "sevgi ile bağlanmak; aşık olmak",ikincisi "kendine yaraşır değerde olmayan şeye razı olmak", üçüncüsü "gücenmek; alınmak" anlamına geliyor oysa.
"İma etmek"le "isnat etmek" birbirine karıştırılıyor.
"İma etmek" TDK sözlüğünde şöyle tanımlanıyor : Dolaylı anlatmak, anıştırmak, ihsas etmek.
Yine aynı sözlükte "isnat etmek" şöyle tanımlanıyor : Dayandırmak; kara çalmak, iftira etmek.
Söz gelişi bir kimsenin yolsuzluk yaptığı biliniyorsa ve bunu açık açık söylemek istemiyorsak "ima ederiz". Yolsuzluk yapmamış bir kimseye böyle bir imada bulunamayız. Ancak yolsuzluk yaptığı sanılan ya da düşünülen bir kimse için imada bulunabiliriz.
"Almak" fiili nesne olan bir fiil. Dilimizde çeşitli anlamları var ve çeşitli biçimlerde kullanılıyor. Fransızca'da aynı anlama gelen "prendre" fiili de öyle. Türkçe'yi iyi bilmeyen yabancıların kendi dillerine uydurarak ya da kendi dillerinden çevirerek oluşturdukları anlatımlar zaman zaman Türkçe'ymiş gibi kabul görüyor ve yaygın bir kullanım kazanıyor. Bunların bazıları dilimize uygun düşebiliyor: Duş almak, içki almak gibi. Gerçi duş yapmak, içki içmek daha yerinde olur. "Bir taşıt aracına binmek" anlamına da taşıyan "prendre" fiili neyse ki bu anlamıyla dilimize yerleşmemiş. "Otobüse binmek" yerine "otobüs almak" diyenler de belki vardır!
"Keyif almak" da öyle. Son yıllarda kimse "keyiflenmiyor", "keyif duymuyor", herkes "keyif alıyor" nedense.
Geçen gün bizim sokakta belediyenin bir etkinliği vardı. Sokağın iki başına uyarı levhaları konuldu: "Kadıköy Belediyesi Fen İşleri Müdürlüğü Bordür ve Tretuvar Çalışması".
"Bordür" yerine (çünkü Fransızca bir sözcük "kenarlık"), "tretuvar" yerine (çünkü o da Fransızca bir sözcük) kaldırım denemez mi? Ayrıca "tretuvar"ın aslı "trotuvar" (trottoir).
"İddia etmek"le "savunmak yine birbirine karıştırılıyor, yanlış kullanılıyor. Belki bu "savlamak" ile "savunmak"ın anlamdaş sanılmasından ya da "savlamak"ın yaygınlık kazanamamış olmasından ileri geliyor. Yaygın Türkçe karşılıkları varken Osmanlıca ya da yabancı dillerden gelme sözcükleri kullanmakta bir sakınca görmeyen yazılı ve sözlü basın nedense "iddia etmek"i kullanmamakta ısrarlı. "İddia etmek" ile "savunmak"ın aynı şey olmadığının en açık seçik örneği yargı kurumlarında görülebilir. Bir "iddia" makamı vardır, bir de "savunma" makamı. 
Emekli aylıklarına zam yapıldı diyelim. Bu zammın düşük olduğu iddia edilebilir. Zammı yapanlar ise zammın yeterli olduğunu savunurlar.
Işıl Özgentürk İkinci Bahar adlı TV dizisini konu alan bir yazısında diziye gösterilen aşırı ilgiyi dizinin bitişinden sonra yapılan açık oturum ve söyleşileri eleştirel bir bakışla değerlendirirken şöyle diyor:"... Ama diziyle ilgili koparılan bu kızılca kıyameti doğrusu pek anlayamadım..." (Cumhuriyet Gazetesi, 21 Ocak 2001)
"Kızılca kıyamet" olumsuz bir anlam taşır, "kavga ve gürültü"yü anlatır. Oysa İkinci Bahar konusunda, Özgentürk'ün de değindiği gibi hep olumlu, uyumlu yargılar verildi. Dizi konusunda bir çatışma olmadı. Bu açıdan "Kızılca kıyamet" nitelemesi yerinde olmuyor.
Gazeteci Nuriye akman, şehit edilişinden iki saat kadar önce Diyarbakır Emniyet Müdürü Gaffar Okkan'la yaptığı görüşmenin giriş bölümünde şöyle diyor: "Sarı deri koltuklar, sarı bir vazo ve sarı yapmacık çiçekler..." (Sabah Gazetesi, 25 Ocak 2001)
"Yapmacık çiçek" yerine "yapma çiçek" ya da "yapay çiçek" denmesi daha doğru olurdu. 
"Yapmacık" sözcüğü daha çok tavır, davranış, duygu sözkonusu olduğu zaman kullanılır.
Sabah gazetesinin spor bölümünde "Korner" başlıklı köşede Mert Aydın Avustralya açık Tenis Turnuvası Tek Bayanlar şampiyonu Jennifer Capriati'den söz etmiş. Capriati uyuşturucuya alışıp tenisi bırakmasından, bu sıralarda bazı suçlar işlemesinden sonra kendini toplayıp yeniden tenise başlamış ve şampiyonluğa değin yükselmiş. Aydın yazısında Capriati'nin kortlara "dönüşünü" değerlendirirken şöyle diyor.
"Son yılların en büyük "comeback"ini (Maalesef Türkçemiz de bizden farklı değil. Biz nasıl böyle mucizelere inanmiyorsak dilimiz de inanmıyor. Bu ingilizce sözcüğü dönüş diye çevirmek büyük haksızlık olmaz mı?) gerçekleştirmek için Sydney'e giden Naim'e kaçımız inandı?"
"Comeback" sözcüğü İngilizce'de şu anlamlara geliyor: Bir yere geri dönme; başa dönme; asıl konuya dönme;unutulmuş olan bir olayın, bir adın birden hatırlanması; modası geçmiş bir giysi ya da eşyanın yeniden moda olması.
Türkçe'deki "dönmek" geçişsiz fiilinin anlamlarından biri de şudur: Bir şeye, bir kimseye dönmek, ara verdiği bir işe bir etkinliğe başlamak; uzun ya da kısa bir süre bıraktığı bir kimseyle yeniden bağlantı kurmak, ilgilenmek.
"Dönüş" de "dönmekten" türemiş bir ad olduğuna göre yukarıdaki anlamı da içerir. O zaman "comeback"i "dönüş" diye çevirmek hiç de haksızlık olmaz. Ayrıca çevirmeye de gerek yok. Doğrudan doğruya Türkçe söyleriz. Çünkü "dönüş" sözcüğü anlatılmak isteneni tam anlamıyla anlatıyor. 
Mert Aydın "Korner" başlığının altında Latince bir alt başlık daha kullanıyor: Citius, Altius, Fortius. Bu Latince sözcükler "daha hızlı, daha yüksek, daha güçlü" anlamına geliyor olmalı. Bu sözcüklerin de dilimizde tam karşılıkları var. Osmanlıca, İngilizce, Fransızca sözcüklerin saldırısına uğrayan Türkçe'ye bir de Latince sözcükler sokmanın ne anlamı var?
Cumhuriyet gazetesinin televizyon sayfasında "Günün Filimleri" sütunundan (1 Şubat 2001)
(Le Plus Bel Age) - Fransa'nın en prestijli okullarından Ecole Normale Supérieure'de öğrenim gören öğrencilerinden birinin intiharı ortalığı birbirine katar.
"Prestijli" yerine saygın, tanınmış ya da ünlü denemezmiydi?
Ecole Normale Supérieure (Yazıda "supérieur yazılmış, sondaki "e" unutulmuş) ise Yüksek Öğretmen Okulu demektir. (Ülkemizde de 100 yıllık bir geçmişi olan bu okul ne yazık ki 1970'lerde kapatıldı. Liselere öğretmen yetiştiren, geleneği ve saygınlığı olan bu kurumu kapatan "geleneğe saygı"yı kimselere bırakmayan siyasal iktidarlardan biriydi.)
Filmin adı da "En Güzel Çağ" ya da "Gençlik Çağı" diye dilimize çevrilebilir.
Değişik, ilginç bir anlatım sağlamak uğruna ya da çalakalem yazmaktan ötürü olumsuz anlam taşıyan bazı deyimler olumlu cümlelerde, olumlu anlam taşıyan bazı deyimler olumsuz cümlelerde kullanılıyor. Söz gelişi "canhıraş" sözcüğü yürek paralayan; iç tırmalayan" anlamına gelir ve üzüntü ve acı söz konusu olduğunda kullanılır. " sevinçle canhıraş bir kahkaha attı" denemez.
Güzel, gösterişli, iri yapılı bir kadın için "dalyan gibi kadın" denir; "hamam anası gibi kadın" denmez.