İkinciyeni döneminde
Dağlarca’nın dili
Ömer Demircan[1]
A.
Şiir üzerine yorum ve incelemelerde ‘dil’ sözcüğünün
en az iki anlamı var: ‘dil’, ‘anlatım’. ‘Dil’
yalnızca: “ses, bürün, ek, kök/sözcük” gibi sözel
birimler ile onlar arasından biçimlenme, dizim özellikleri
ile anlama uyan seçimi içerir. ‘Anlatım’ ise,
düşünsel iletimde metin türüne, konuya, beklenen yoruma göre
dilin nasıl kullanıldı-ğını gösterir. Bu yazıda ‘dil’
birinci anlamla kullanıldı.
Türk şiirinde ikinciyeni adı verilen bir dönem var.
İncelemelere göre oluşumu (1954-1960) arasına denk geliyor.
O yıllarda yönetimin uyguladığı baskı aydınlanma-yı
toplumsal yaşamı çok olumsuz etkiledi. Acaba o
dönemde Dağlarca’nın şiiri de yö-netimin baskısından
etkilendi de, gerek dili gerekse anlatımı tutuldu mu? O etki
aca-ba Ăsŭ (1955, 302 s.), Delice Böcek
(DB,1957, 56 s.), Mevlana’da Olmak: Gezi
(1958, 39 s.), Batı Acısı (BA, 1958, 178
s.), Hoo’lar (1960, 70 s.) adlı
kitapları için-deki şiirlere de işledi mi?
[2]
Bilen bilir. 1950-1960 yılları arası Halkevi kitaplıkları
yokedildi. Yabancıdilde öğretime geçişle aydınlanma
durakladı. Türkçe engellendi ama özleştirme durdu mu? Hayır,
yürüyor. Özleştirme ne demek? “ (i) bir yandan
yabancı sözcüklerin anlam-larını, öte yandan (ii)
üretilen yeni kavramları Türkçe alımlı yeni biçimlere
yükle-mek”, böylece sözlüğü zenginleştirmek demek.
Ancak, Dağlarca’nın 1960 sonrasında okurları artınca,
1954-1960 şiirlerinin özleştirmeye ardıl katkı
sağladığından, elbette düzyazıya, günlük konuşmaya
yansımaların olduğundan da söz edilebilir.
Dağlarca: BA 69: ‘tan agaranaca’ (kadar),
132 ‘bir eğri otça’ (gibi) derken, “ağaranaca”,
otça” gibi iki yeni kavram mı üretmiştir? Hayır, orada “-cA”
ekinin kullanım alanını genişletmiş, uyuyan Türkçe biçimleri
uyandırmıştır. Sözcük üretmiş olmak için yalnızca biçimin
değil, kavramın da öncesiz olması gerekir. Bir şair yeni
olan ne üretir? Yalnızca ‘düşünce’, ‘deyiş’
, ‘imge’ mi? Şair sözlüksel yeni kavram da
üretir mi? Zor da olsa denemelidir.
Özgün Deyişler ile bağlaşımları şiirlerden
kopararak vermek pek anlamlı ol-muyor. O amaçla, “ARTI
GÜÇ” (Hoo’lar :s. 29) adlı şiiri bütünüyle
alıyorum. /hoo/’nun anlamı üzerine kararı kendiniz verin.
|
1.a. Çekmek değil
ağaçların maviliğe ettiği,
1.b. Kuşlar
gökyüzünü iteler.
2.a. Anlamlar
daha da büyürken sessizliği duyarım:
2.b. Bir köyü
bir karanlığa bir kötü yön iteler.
3.a Dağlar
nidecek abansa da denizlere, |
3.b. Kıyıları
azgın dalga
iteler.
4.a. Öyle doludur
ki buğdayla yasla ovalardan;
4.b. Kağnılarım
kırk bin yıldır öküzleri iteler.
5.a. İterken
varlığım gövdemi ölüme,
5.b.
Ölü beni yeryüzüne iteler.”
(s. 29) |
Şiirdeki “artıgüç”
gerileten güç demek. O nedenle bu işlemde varlıklar
tersine konumlanmış gibi. Söylenmek istenen düşünce, koyu
yazılı 2b ve 4b satırlarında. “Karanlık” ile
cehalete, “kötü yön” ile inanca ya da yönetime
gönderme yapılıyor. ‘Bir köy’ denilerek yargı ‘ulusal
bütünlük’ten yalıtılmış, çünkü baskı var. “Kağnı”
ile “öküz” 1950’ler Anadolu’sunda süregiden
uygarlıkta geri kalmışlığı simgeliyor.
‘Hoo’ ne demek? Dağlarca ‘bağarı, ayrılmış, yaslar
uzunluğu’ diyor. “Çocuklu-ğum
köyde geçti. O zamanlar, çifte koşulmayan hayvanlar ikiye
bölünürdü: sığırlar, mandalar: Sığırları güdene ‘sığırtmaç’,
mandaları güdene ‘mandacı’ koyunları gü-dene de ‘çoban’
denirdi. Sabahları herkes danasını, ineğini ‘sığıra salar’,
hepsi köy meydanında toplanınca da, sığırtmaç onları alır,
‘sığır yolu’ndan otlağa götürürdü. Sığırlar doğru yürüsün,
yanlardaki ekili alana girmesin diye sığırtmaç durmadan:
/hoo/, /hoo/ diye bağırırdı. Bu sesi duyan sığırlar otlak
yönünde yürümeye başlardı. Yandaki tarlalara sapan olursa,
/hoo/ sesi ile birlikte sığırtmacın sopasını sırtında
hisseder, yönünü değiştirirdi”.
Dağlarca bunu bilmez mi! Acaba kitaba neden /haa/, /huu/,
/heey/,... diye ad vermemiş? Demek ki “ayrılmış,
yaslar uzunluğu “ ile açık neden örtülmüş.
O ileti, öylece şiirlere sinmiş ama, çok kapalı bir biçimde.
Gençlerin o dönem-de bu metni kılavuzsuz anlamaları hemen
hemen olanaksız. Kendinize bir sorun: siz o şiiri
kendikendinize böyle mi yorumlardınız? Ben yapamazdım.
Doğrusu, Dağlarca’ nın “Artı Güç” adlı şiiri, Ece Ayhan’ın “Çapalı
Karşı (1958) adlı şiirinden daha ötelen-miş,
daha çekingen kalıyor.
Başkaca özgün deyiş örnekleri de var: DB 18: yokun gücü,
55 yeraltı gölgele-yin, içi yelli taş, Gezi:
18 Gider toprağın yatay acısı, gider bir ışık
üstünde, 25 Ölü er-tesi değil, bir Pazartesi, BA
119 yoksu bir rahatlık, Hoolar: 59 Daha yükselemez
ki olduğum, 73 Ölü susar adımı, ... .
Sözlüksel türetmelere gelince, çoğu “kadar,
gibi, benzer” sözcüklerini kullan-maktan kaçınma amaçlı
görünüyor. ‘Kadar’ (Ar) gibi alıntı bir sözcüğün
yerine -cA, ile -cAk eklerini işletmek güzel
bir dil-içi çeviridir. İnanın, Leylâ Erbil’in “ikinciyeni”sel
(1959) “Hallaç” öyküleriyle karşılaştırılırsa,
Dağlarca’nın türevleri çok az sayılır.
B.
Dağlarca[3]
askerî okulda okuduğuna göre, Atatürk devrimlerine bağlı
kala-rak Dil Devrimi’ni benimsemiş, öztürkçe
yazmıştır. 1933-1950 arasında subay oldu-ğuna göre ulusal
çizgiden dışarı çıkması olanaksızdır. Kaldı ki, 1950-1960
arasındaki devlet görevi de ona izin vermezdi. Öyleyse
Dağlarca, gerek 1938-1950 arasındaki askerî disiplinden,
gerekse 1950-1960 arasındaki devlet göörevinden dolayı
yöne-timlerin baskısından sakınmak zorunda. ‘Toplumcu-gerçekçi’
şiir yazamazdı; ‘Garip’ akımına da katılmamış; ancak
onlardan etkilenmiş mi demeli? Gene de sorunlara ka-palı,
ama belli-belirsiz tepkiler vermedi denemez. Dağlarca, ülke
içi ve ülkedışı sorun-larla 1960’ tan sonra mı ilgilenmeye
başlamış?[4]
Tutumu, Kurtuluş Savaşı ile Batı’ya ilişkin şiirleri
dışında sanki o baskı dönemlerine uyuyor.
Atatürk’ün ölümünden sonra başlayan “karşıdevrim”,
1950-1960 arasında aydınlanma sürecini tersine çevirdi.
1955’te okuryazar oranı %40.86 iken 1960’ta %39.48’e düştü[5].
Gazete “haber” dilinde Türkçe sözcük oranı 1946’da %57 iken
Ad-nan Menderes yönetiminin son bulduğu
1960’ta % 51’e geriledi.[6].
1952’de ortaöğre-timde, 1955’te yüksek öğretimde
yabancıdilde öğretime geçilerek eğitimde kasıtlı , bugün
bile önü alınamayan bir düzeysizleme başlatıldı[7].
1954-1960 arası Dağlarca şiirlerinde yenilik
sözcüklerarası bağdaştırmalara yüklenmiş. Çoğunluk geniş
zamanda anlatım ile aşırı ölçüde soyut, kişilemeler ger-çek
yaşamın dışında. Anlamlama olsun, algılama olsun sezgisel,
günlük dilin sözlüğü ile yetinilmiş. Genel okur o şiirleri
ancak yüzeysel olarak anlayabilir. Benim gibi 1950’ li
yılların Toplumsal gerçekçi ve Garip şiiri
tutkununa Dağlarca şiirleri o sıralar olduk-ça kuru
gelmişti. Öğretmenlerim de bir yol göstermeyince pek
beğenememiş, ikin-ciyeni şiirine bakış da öyle kalınca,
şiiri bırakmıştım.
15 Ekim 2008’de yitirdiğimiz Fazıl Hüsnü Dağlarca,
1933-2008 arasında ken-di şiirini Türkçe yaratan[8],
en büyük şairlerden biri olarak 75 yıldır okundu. Bundan
sonra da Türkçe’ye en vurgun şairlerden biri olarak ilgiyle
okunacak.
Dağlarca’nın 1954-1960 arası türetmeleri (
DB: Delice Böcek, BA: Batı Acısı
)
|
Ek,
|
anlamı |
Örnekler ile geçtikleri metin, sayfa. |
|
-A |
|
Hoo’lar
13 alsağa (alınması gereken) |
|
-cA: (
gibi, kadar,
benzer, kez, olarak). Ăsŭ: 17 böceklerce,
18/46/166/181 yerce, gökçe , 19 ağaranaca, 47/
82 akşamaca, 95 yaşamlarca, 105 yazıca, 115
birce, ikice, üçce, 116 südünce, 185
yürüyüşünce, 139 taşça, toprakça, 191 tanlaraca,
222 böceklerece, 230 dizlerinece, 239/294
akşamla-raca, 244 uykuca, 253 bitkice, 258 tekce,
267 gökyüzüce. DB: 45 gönülce Gezi:
9 kopmuşçana, 26 bitkilerce, taşlarca, BA:
11. yelkenleri nece, 18 sevgice, ananca, 62
deniz ölümce eflâtun, 69 tan agaranaca, 84 Mısır
heykellerince uzak, 92 gece-lerce gece, 122
ovalarca göğsü var. 123 yönlerce, 132 bir eğri
otça, 147 soluğumuzca küçük, 191 yaşadığın-ca,
Hoo’lar: 43 dağcana, 51 çınarca, 59
çiçekçe, 63 ce durumu, akarca, deyerce, 72
sokaklarca. |
|
-cAk: (kadar)
Asu: 15 sevgicek, 27 ilk günücek, 67
mavicek, 71 kişilercek, 90 düşcek, 103 yeşil-cek,
106 sevicek, 183 göğecek, 195 yenicek, 198
dileğicek, 230 tüycek, 236 gececek, düşcek, 248
uykucak, 272 yeşilcek, 294 göklerecek.// DB:
19 yelcek, 29 günücek, Gezi: 39 güneycek
BA:14 kırık heykellercek, 24 gök
çiçekleri necek, 30 sevebildi-ğincek, 35
yeşillercek (gibi), 98 yercek, 122 sevgicek
yılansı, 137 ekmeyecek, 160 resimcek, 182
yeryüzücek.// Hoo’lar: 66 sevgicek, 72
evlercek. |
|
-cIl:
ile
ilgili, sever, benzer. Ăsŭ: 83 dağcıl,
107 kuşcul, 150 gececil, 248 uykucul, BA
88 sevgicil etleri. |
|
-cIk |
|
DB
19 iştecik kayalar, |
|
-(I)l:
(gibi, benzer, ilgili) Ăsŭ: 77
dağıl dağıl, 136 ikil, üçül, 246 yoğul, 259/277
yıldızıl, 269 eskil, güdül, 260 gökcül, 185
iyicil, 291 buzul. DB: 6/45 tek çoğul, 21
evil evil, 42 öcül, Gezi: 24 gi-zil, 25
boşul, yoğul, 30 güdül, BA 123 yoğul
(kalabalık). Hoo’lar 69 piçil, 76 eskil, Hoo’lar:
32 uzanı, |
|
-gen |
|
Hoo’lar 56 ikigen
(üçgene benzetme) |
|
-sIl |
gibi |
Ăsŭ:
203 anısıl, BA: 122”düşsül uyku,
Hoo’lar: 20 yoksu, varsı (gibi)
|
|
-lA-k |
yakın |
BA:
68 öllek gider (ölmeye yatkın). |
|
-I |
|
Asu:
33 olu, 58 örü, BA: 27 olu, 36 olu, dolaşı, 63
umu, 121 göklerin umusu, 244 öpü, BA: 36 olu,
dolaşı, DB: 17 umu, 50 kımı-lar, Gezi:
18 umu, 45 olu, Hoo’lar: 6 hoo = bağarı,
uzanı, 41 dolaşı, 62 umu, 66 ağarı, 76 olu.
|
|
-lA |
|
BA:
28 sesle, 36 anıla, Hoo’lar: 30 varla. |
|
-sI: (gibi):
Asu: 82 otsu, BA:119 yoksu
bir rahatlık. 226 olursu, 249 uykumsu, 277
yıldızsı, 51 ölümsü. |
|
-(I)k |
benzer |
Asu:
27 yeğnik, BA: 146 küsük, 94 yeğnikliğimiz,
Hoo’lar: 69 sus-uk. |
|
-tI |
|
DB:
6 oyuntu. |
|
-mAn |
|
Gezi
20 (akman), yeşilmen, sarıman. |
|
Aykı-rılık |
sürece |
Asu:
70 Gece-ler-leyin, 184 iki-leyin, 90
anla-r-lığ-ın-da, 227 yiğitlik-siz,
DB: 117 en aşağ, yer altı gölge-leyin,
Gezi:22 yeşil-leyin, 28 sevgi-leyin, 32
mavi-leyin, Hoo’ lar: 20 düz-leyin,
eğri-leyin, 34 gittik-leyin, 36 yeni-leyin. |
|
-İm |
|
Hoo’lar:
38 gidim. |
|
-ArI |
|
Hoo’lar:
68 geceride (içeride gibi). |
|
-Ir |
|
Hoo’lar:
75 git-ir |
|
Sesler:
Asu: 80 P sesinde anılar, BA: 38 “ü”
(üzülme) sesi bir ince mavilik, 153 L sesli
sözler, DB: 54 He sesi Te sesi, İ sesi, L
sesi, Ce sesi, A sesi, P sesi, Me sesi, Ü sesi,
Gezi: 37 B’de, C’de, L’de, H’de ahacık,
Hoo’lar 68 Z’de uykusuz, boyutsuz,... . |
|
pekiştirme |
BA:
46 upulu - dağdeniz. |
|
İkilemeler:
Asu:
19 hiçil hiçil, BA: 20
yelken yelken gök, yel gemi gemi; 62 yoksu
yoksu. 195 dolduru dolduru al-, DB: 26
içi yelli yelli, 57 dağılmış yazı yazı, Hoo’lar:
62 Timur oğlu Timur. |
|
Yöresel sözcük |
Asu:
126 çiçek
dene yeşil, BA: 160 heykelnen
/ 168 dene = dane, 260 cıscılbak, DB:
ağlaşırkene, boğuşurkene, ... 14 kımraşır, ırak,
Gezi 21 bilem. |
|
Sözcükler: Asu:
7
sürez (zaman), 13 gözyürek, 84
ölü/dağ/ot kez, 125 dağdanağrı
yan-kı, 144 iyesiz (sahip-siz)
evren, DB: 27 yeraydın (günaydın
benzeri), Gezi: 31 sağ-al-da-maz,
günoluğu, Hoo’lar: 38 yeşil kez.
|
[1]
Okan Üniversitesi, Çeviribilim Bölümü öğretim üyesi.
[2]
Sayın Ahmet Miskioğlu ile Okan Üniversitesi
Kütüphane müdürü sayın Kenan Öztop ilk baskıları
bul-mada bana çok yardımcı oldular.
[3]
Fazıl Hüsnü Dağlarca: 1914 İstanbul doğumlu. Babası
Süvari yarbayı. Gittiği okullar: Adana,Tarsus or-taokulu,
Kuleli Askeri lisesi (-1933), Harpokulu -1935.
Görevleri: 1935-1950 piyade subayı, 1950’de as-kerlikten
ayrıldı. 1950-1960 arasında devlet memuru. 1960’ta
emekli oldu. İlk şiiri 1933’te yayınlandı.
[4]
İhsan Işık (2006): Türkiye Edebiyatçılar ve Kültür
Adamları Ans. S. 980. Elvan y.
[5]
MEB: Cumhuriyetin 50. Yılında Milli Eğitimimiz. MEB
y 1973..
[6]
İmer, K. (1976), Dilde Değişme ve
Gelişme Açısından Türk Dil Devrimi, TDK y. (1973), “Türk
Yazı Dilinde Dil Devriminin Başlangıcından 1965 Yılı
Sonuna Kadar Özleşme Üzerine Sayıma Dayanan Bir
Araştırma”, Türkoloji Derg. V/1, 175-190. //
(1999), Türkiye’de Dil Planlaması: Türk Dil Devrimi,
Kül-tür Bk.y. Aksoy, Ömer Asım (1970),
Gelişen ve Özleşen Dilimiz, TDK y. Coşkun,
Alev (2007) Hasan Âli Yücel, Cumhuriyet Kitap y.
s.78.
[7]
1946’dan sonra Milli Eğitim Bakanı artık Türk Dil
Kurumu başkanı sayılmadı. MEB Talim ve Terbiye
Dairesi de okul kitaplarının dilini koyu bir
Osmanlıcaya çevirdi. Tutucu okul-yöneticilerinden
çoğu türkçeleştirmenin karşısına geçti. Fen
Bilimlerinde üniversitenin alıntı terimleri ortalığa
yayıldı. O amaçla “sınav sorularının ders kita-bından
sorulması” kuralı getirilerek öğrenme biçimi
ile birlikte dil kullanımı da baskı altına alındı.
Dil Devrimi (1928-) sonrasının toplumcu ve
aydınlanmacı yazarları ile şairleri ders kitaplarına
sokulmadı. O kurala uyan öğretmen uydu, uymayanlar
oradan oraya sürüldü. Aydınlar ile öğretmenler,
kullandıkları sözcükler ile (devrik) sözdizimi-ne
bakılarak “solcu” ya da “komünist”
diye damgalandı.
[8]
Cemal Süreya, belli bir döneminden sonra (1960 mı?)
Dağlarca’nın, “şiirlerine öz Türkçe olmayan tek
sözcük girmesi”ni istemediğinden söz ediyor:
(1980, Toplu Yazılar I, YKY 1991, s. 374). 1955
yılında yazılan “Asu” nun 1967 yılında
türkçeleştirilerek yeniden basılma nedeni de böylece
açıklığa kavuşuyor.
|