|
Türk Dili
Dergisi'nin 1987'de yayımlanan birinci sayısındaki giriş
yazısıdır bu yazı:
Dağlarca'ya
Sorular
Ahmet
Miskioğlu: -“Bağımsızlık Savaşı" yapıtınızın, ki DAĞLARCA
DİZİSİ' nin 8-9. sudur, Sakarya kıyıları adlı bölümünde
"Kaybolurken Osmanlıca" başlıklı bir şiiriniz var:
"Alev nefesler gibi
Asumana akseder
Şahikalardan
Milletliği milletin"
dizeleriyle başlıyor. Ardından gelen
şiir ise "Belirirken Türkçe" başlıklı olandır:
"Ulusun ulusluğu
Doruklardan
Göğe yansır
Yalaz soluklar gibi"
dizeleriyle bitiyor. Buradan başlayarak
yapıtta Türkçe karşılığı bulunan yabancı sözcükleri
kullanmadığınız görülüyor. Ayrıca eski yazdıklarınızı
yeniden yayımlarken de Osmanlıca sözcükleri
değiştiriyorsunuz, amacınız nedir?
Fazıl Hüsnü
Dağlarca: - Destanın burası arı dil bilincinin artık
Osmanlıcaya sığmadığı yerdir. Dil, ulusun varlığında
Osmanlıcadan kurtulurken yurdun kurtuluşu da başlamıştır.
Andığınız yapıtın 42., 43. yaprakları, bunu izleyen 44, 46.
yaprakları Bağımsızlık Savaşımızın dönüm noktasını
içermektedir. Buralarda Ulusal Kurtuluş Savaşının çekirdeği
yatmaktadır. Bence Bağımsızlık Savaşını daha büyük ulusal
gerçeklerle kazanmışızdır. Yalnız eylem atılımlarıyla
kazanmış değiliz, ulusal bilincin, Türkçe bilincinin de,
Türkçe - yurt bilincinin de katılımı vardır bu utkuda.
Ulusumuz, Osmanlı kavramı içinde kitlene kitlene kendini
yalnız Osmanlı sanmaya başlamıştı. Osmanlıcayı da neredeyse
Türk Dili sanacaktı. Daha doğrusu böyle sanması istenmişti.
Büyük Türkçeci Necip Asım'ın Söylediği gibi Anadolumuz büyük
çoğunluğuyla okuryazar olamamakla, okuma yazma öğrenmemekle,
bilmemekle Türkçe sözcüklerini, Türklüğünü korumuş
bulunuyordu. Sakarya kıyılarında kazanılan utku, Türkçenin
yurtseverliğidir. Osmanlıcayı yenmesidir. Yukarıda anılan
dize toplulukları, bu evreyi göz önüne sermekte. Beş yapıtla
oluşan "Bağımsızlık Savaşımı'nda Sakarya kıyıları'nın
ortasına değin konular o savaş günlerinin diliyle yazılmış,
anılan şiirden sonra son dizesine değin Türk Dil Kurumu'nun
aydınlığında yürütülmüştür. Genç Kuşaklar bunu mutlulukla
göreceklerdir. Eskiden yayımlanmış yapıtlarımda bile
olabildiğince sözcük değiştirmeleri yapıyorsam 1959'dan
"Türkçe Katında Yaşamak" şiirinden beri yalnız Türkçe
sözcüklerle yazıyorsam, Türkçenin suç bağışlamaz
egemenliğindedir, Atatürk'ün Türk Dil Kurumu'nu kurarken
yaşadığı gerçeklerdendir bu.
Miskioğlu:
- Atatürk'ün dil amaçlarıyla ilkelerinin çiğnenmiş olması
konusunda söylemek istedikleriniz?
Dağlarca:-
Bir yazarın bütün yazdıkları, konu ne olursa olsun, dil
üzerine söyledikleridir. Atatürk bile dediğim gerçeğin
içindedir. İşin anlaşılmaz yanı, Dil Devrimi'nin uygulanmaya
konduğu yıllarda ilkokulu ya da ortaokulu yeni bitirmiş
olanların, devrime uymuş olması gerekenlerin yıllar sonra
yeniden Osmanlıcanın öncüsü kesilmesidir. Böylece
savaşılacak iki olumsuz durum karşısındayız:
1.
Anayasanın hemen başında söylenen "Türkiye'nin dili
Türkçedir" ilkesi yokmuş sayılmakta, eski Osmanlıca,
Cumhuriyet'ten daha eski evredeki Osmanlı Devleti'ndeki
yoğunluğuyla yazılı- sözlü alanları kaplamaktadır.
2.
Halkoylamasıyla yürürlüğe konmayan Dil Devrimi,
halkoylamasıyla yürürlükten kaldırılmıştır. Biliyorsunuz,
bütün yasacılarımız sayısız bilimsel açıklamalarıyla Türk
Dil Kurumu'nun tüzel varlığının yok edilemeyeceğini
belirtmişlerdir. Bu gerçeklere karşın yönetim, kendi
dileğini Atatürk'e karşı olanlara başeğerek yandaş kazanma
dileğini yürürlüğe koymuştur. Atatürk'ün bütün devrimlerinin
en önemlisi Türk Dil Devrimidir. Türk Dil Kurumu'nu
kapatmaktan da öte tam karşıtı olanların ellerine bırakan
güç, suçludur. Yarın tarih önünde sorgulanacaktır,
göreceksiniz. Evet, üzüntüm büyüktür, büyük boyutlar
taşımaktadır. Çünkü bu üzüntü, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün
üzüntüsüdür.

Yer, eski Merkez Kıraathanesinin
yanındaki Münih Birahanesi. Yıl, 1980... Soldan sağa: Refik
Durbaş, Vecdi Altıntaşlı, Ahmet Miskioğlu ve Fazıl Hüsnü
Dağlarca. Öbür kişi tanınmıyor.
Fotoğrafı çeken bilinmiyor.
|