Ana sayfaya dönmek için tıklayınız.

başyazı
iki ayın içinden
öyküler
yapıtlar yazarlar
Alıntılar
çiçek yağmuru yapıtlar
günlük
 
 
yazarlar
künye
Fotograflar
iletişim

 

Şükrü Erbaş'ın "Unutma Defteri"

Mehmet Yalçın

myalcin@akdeniz.edu.tr

 

Kitabın adı şiir.

Yıllardır Şükrü Erbaş'ın şiirlerine büyük ilgi duymama karşın, ne yazık ki onlarla inceleme konusu olarak ilgilenemedim. Zaten son üç yıldır bu alandaki çalışmalarıma ara verdim. Sayın Erbaş birbiri ardına ürünler veriyor, ödüller alıyor, giderek adından daha bir sıklıkla söz ettiriyor, açık oturumlara çağrılıyor...

Geçtiğimiz yıl yayımladığı Unutma Defteri[i] adlı yapıtına değinmek istiyorum burada. Sık sık belirttiğim gibi, şiir kitapları bir öykü ya da roman gibi bir çırpıda incelenebilecek bütünlük sunmaz; her şiir ayrı bir yapıttır da ondan, o nedene, örneğin, bir romana denktir. Amacım, özelde Erbaş'ın şiirine, genelde de şiir sanatına ilişkin kimi gözlemlerde bulunmaktır.

Kitap, adından başlayarak, yalın ve okunması kolay; ama öyle sanıyorum ki yazılması büyük bir emek ya da zekâ gücünü gerektirmiştir; belki de bir anlık ozan yoğunlaşmasının şaşırtıcı bir ürünüdür. Bilemeyiz. Daha kitaba ilk elinizi sürdüğünüzde "unutma defteri” deyimini sanki öteden beri sık sık duyduğunuz ya da kullandığınız sıradan bir anlatım biçimi gibi algılıyorsunuz[ii], ama hiç ummadığınız denli kendisine çekiyor sizi. Sonra anlamsızlığının ayırdına varıyorsunuz: "Anı defteri" ya da "hatıra defteri" olur da tersini söylemek saçma, diyebilirsiniz. Bir deftere birşeyler yazıyorsanız, unutmak için değil, yeniden okuyup anımsamak içindir. Boşuna mı demişler “Söz uçar yazı kalır" diye?

Oysa Unutma Defteri başlı başına bir şiirdir; anlamsız olduğu için değil, tam tersine dopdolu bir anlam içerdiği ya da daha doğrusu içerme olasılığı taşıdığı için şiirdir: Anlatım düzlemi (iki sözcükle kurulmuş sözdizimsel yapı) biçimsel olarak ne denli tutarlıysa, ilk bakışta saçma gelen içerik düzlemi de öyle olmalı ki sizi kendisine çekiyor.[iii] Yukardaki birkaç varsayımla, ilgiyi başka yöne çekerken, kestirme bir çözüm yolunu da gizlemiş oldum. Bir de şöyle düşünelim: Ozan, gündelik yaşamın sıkıntılarını unutmak için kendisini şiire vermiş olabilir. Bunu daha açık biçimde dile getirseydi, örneğin "Gündelik sıkıntıları unutturacak şiir defteri" deseydi, içeriğini daha çabuk anlardık, ama bu bir şiir olmazdı. Deyimin böyle bir anlam taşıdığı kesin olmayabilir, ama o anlama aykırı olmadığı da kesin. Okuru duraksatan, anlamlılık ile anlamsızlık arasındaki bu gerilimdir.

Bu açıklamadan sonra, kimileri belki de "Canım bunda ne var? 'Unutma Defteri'nden böyle bir anlam çıkarmak hiç de zor değil" diyecektir. Olabilir. Dahası belki de ozan bu anlamı gözetmemiştir. Öyle bile olsa, şiirsel söylemi belirleyen şey ozanın niyeti değil, o söylemin bir ya da birden çok anlam taşıma olasılığıdır; günümüzün bir deyimiyle, "ucu açık" bir yapı sunmasıdır. Hiçbir anlam çıkarılamayan bir sözcük diziminin şiir olması ise tartışmalıdır; birçok şiirbilimci böyle bir şeyin şiir olamayacağı görüşünde.

Şiir kimileyin saçmalık üretiyormuş gibi görünen, ama o saçmalığı en yoğun biçimde ödünleyen (bıraktığı boşluğu dolduran) bir sanattır: "Unutma Defteri'nin içeriği, o "Defter”e, yani elinize aldığınız kitaba yazılmış şiirlerdir.

Ama şiir, rasgele düzenlenmiş bir gizem ya da bulmaca oyunu da değildir: İlle de ödünlenecek bir saçmalık içermeyebilir. Örneğin "Garip" ya da sonradan "İkinci Yeni" adı verilen üç ozanın[iv] şiirinde böyle bir şey yoktur: Anlatım ve içerik düzlemleri yalın ve açık seçik ortadadır. Orada şiirsel yapı, daha açık öğelerden gidilerek ortaya konulabilir. Oysa şiirin kendi gizemi, neyin söylendiğinde değil, nasıl bir dizgeli yapılaşmaya yol açtığındadır.

Şiirsel içerik:

"Unutma Defteri'nin neleri içerdiğine bakalım şimdi: Deyim şöyle bir karşıtlıklar dizgesi ortaya koyuyor: anı vs unutma; kitap vs defter, bireysellik vs toplumsallık, ozan vs kişi, yaşam vs şiir, vb. Bir bütünlük olarak deyimi Z imiyle gösterirsek, şöyle bir kavramsal düzenleme ortaya çıkar:[v]

 

 

 

Bilmem açıklama gerekir mi? Basımdan çıktığı andan başlayarak, önümüze gelen betik yukardaki öğeleri çağrıştırmaktadır: Üstte (yatayına) sıralananlar gerçek yaşama, alttakiler de sanal yaşama özgü olgulardır ve birbirleriyle karşıtlık ilişkisi sunarlar: anı unutma'yla, kitap defter'le, vb. karşıttır. Sözceleme öznesi[vi] (sözkonusu deyimi kullanarak birşeyler söyleyen kimse), "anı" demesi gereken yerde "unutma", "kitap" demesi gereken yerde "defter" diyor; ayrıca elimizde tuttuğumuz nesne defter değil, kitap olduğu için bireysel değil toplumsal'dır; kitap dış dünyaya (okurlara), defter iç dünyaya (öznenin kendisine) yönelik bir iletidir. Son olarak, olay'da (dram'da) "kişi" nin  gerçekleştirdiği  edim (acte) topluma  açık gerçek yaşam'a değil, tam tersine, oradan bütünüyle kopmak (unutmak) üzere sanal bir dünyaya (şiir'e) özgüdür.

Sonuçta, bir ileti olarak kitabın adı iki sözcüklü bir şiirdir.

Şiirsel anlatım:

Böylesine çağrıştırıcı bir başlık şu varsayımı doğruluyor: Şiir, söz öğelerinin düzenleniş biçimiyle de içeriğindeki bilgilerle de açıklanacak bir ileti değil, anlatım ve içerik düzlemleri arasında, birbiriyle bağıntılı ve düzenli imgeler üreten bir dildir. Gerçekten, Unutma Defteri ne bir düzanlatımdır, ne de dizeli bir betik. Bu çok küçük boyutuyla bile, içeriğini de açıklayacak küçük ama önemli bir şiirsel örnekçe sunuyor: Dizeli gibi de düşünülebilir, düzanlatımlı gibi de... Gerçekten de Unutma Defteri’nin bu niteliği kitabın kapsamındaki şiirlerin niteliğiyle uyumlu: Orada yalnızca özgür dizeli değil, düzanlatım şiirleri de yer alıyor, ama büyük çoğunluğu düzanlatımlı...

Düzanlatım şiirlerinde ortak olan şu biçimsel nitelik ayrıca incelenebilir: Her biri belirli bir boşlukla birbirinden ayrılan iki bölümden oluşuyor. Birincisi, betiğin ana gövdesini oluşturacak denli uzun, ikincisi bir ya da iki tümcelik kısa bir bölüm. İşte en kısalarından bir örnek:

ÖRTÜ

Beni Sevmediğini söyleyebilir misin, dedi. Dört unutma yılından sonra. Söz gövdeden bunca uzak düşmüşken. Ağzını kirpikleriyle tutuşturarak. Dünyanın evlere sığdığı bu geç vakitte. Ay güle, ay denize, ay yola... düşer gibi. Sevmeyi yalnızca sevmek sanan ey kendine ceza kalp. Neden iyi zamanları hatırlar insan? İnanmak ister yeniden boyun eğdirdiğine? Aşk ötekinde hayata dönmüşken.

"Su serptim ateş sönsün/ serptiğim su da yandı[vii]" diyemedim. Sevgilim ayrılık... senin külün, ağzıma örttüğüm.

Bu biçimsel yordamın şiirselliğe katkısı var mıdır, yoksa gereksiz bir düşlem midir? Dizeli şiirlerin bağlamlara (kıtalara) ayrılmasına benzer bir uygulama mıdır? Bu çok gerekli midir?... Belki. Ama incelemek gerek ve incelemeye değer. Ben yine de düzanlatım ile dizeli şiir arasında şiirin özüne ilişkin bir ayrım bulunduğunu sanmıyorum.

Bunu doğrulamak için, bir küçük örnek daha vereyim: 53. sayfadaki "Eşikler" başlığını taşıyan dizeli şiirin ilk dizesi şöyle:

Sarı bir defter aldım. Zaman sarısı.

Bu sözce dizeli bir şiirde yer alsa ne olacak, düzanlatım şiirinde yer alsa ne olacak? Gerek seslem, gerekse anlam açısından birbirini hemen çağrıştıran "zaman sarısı" ile "saman sarısı’nın eşleştirilmesidir şiirselliği yaratan. İki sözcük arasında ve her iki düzlemde öylesine küçük bir ayrımcık var ki neredeyse sesteş ve anlamdaş sayacağız: Anlatım düzleminde z/s, içerik düzleminde de zamanın etkisiyle sarıl üretiminden sarı arasındaki ayrım neyse, o kadar. Oysa bu bağlam dışında ele alındıklarında zaman ve saman sözcükleri yalnızca ses olarak benzeşiyorlar. Türkçeye yabancı bir kulağın neredeyse ayırt edemeyeceği bir ayrımcıkla... Şiirsellik bu benzeşimde değil, anlatım ve içerik ilişkisi içinde birbirine çok yakın iki imge biçimi arasında kurulan koşutluktadır.

Kuşkusuz bu, dilimizin de sunduğu bir olanaktır. Ama hiçbir zorlanmaya gitmeden, hiçbir yapaylık izlenimi vermeden sağlanmış böyle bir imge buluşturması gerçekten şaşırtıcı. Karşınıza öyle geldiği için kolay görünebilir size.

Sonuç:

Bütün sanatların temel örnekçesini (biçimsel modelini) içinde taşıyan şiir, söz ve yazı ötesi bir imgeler dizgesidir; söz ya da yazı onları canlandırma aracıdır. Bunu zaman zaman dile getirdiğim oldu. Bir bilimsel toplantıyı (kolokyumu) açış konuşmamda, "söze dayalı" ve "sözdışı" anlamlama arasındaki ayrımı dile getirdiğimde (ki bu bana özgü değil öteden beri yapılan bir ayrım), Batı'nın önde gelen göstergebilimcilerinden Paolo Fabbri beni uyardı: "Böyle bir ayrım geçerli değil artık" dedi, çünkü ona göre "anlamlamanm temelinde imgeler vardır"; onları canlandıran anlamlama ya da iletişim aracı ne olursa olsun, "önemli olan imgesel yapılaşma"dır.[viii] Ben aynı şeyi yalnızca şiir için düşünmüş, Şiirin Ortak Paydası'nı "imgeleme dizgesi'ne bağlayarak sonuçlandırmıştım; anladığım kadarıyla Fabbri bu dizgeyi bütün anlam alanlarına uyguluyordu.

Bir not:

Ne yazık ki bizde kavramlardan çok terimlerden gidilerek düşünce üretiliyor; o nedenle de daha çok "o terim mi olsun, bu terim mi olsun?" tartışması yapılıyor. Ben yıllardır dizeli (şiirin) karşıtı olarak, "düzanlatım (şiiri)" diyorum; ama genellikle "düzyazı" denildiği için, benim terimimi pek benimseyen yok. Çağdaş bir sanat olarak şiir daha çok yazı ürünü olarak görüldüğünden, "düzyazı" daha uygun bulunuyor. Oysa şiirin yazıyla aktarımında tek ayrım dizeli ve düzyazı arasında değildir: Noktalamadan harf biçimlerine, aralık ve boşluklara, vb. değin yazılı anlatım için çok da gerekli olmayan şiir göstergeleri vardır. Şiirin sözlü geleneği de unutulmamalı. Kaldı ki "düzanlatım şiiri" özünde dizeli şiirden ayrı bir şiir türü de değildir: Araçlar dizgesi değişik, ama özü aynı iki değişik görünüm söz konusudur, o kadar.


 

[i] Kanguru Yayınları, 1. basım, Ankara, Mayıs 2007.

[ii] Özellikle "hatıra defteri” ile "unutma defteri" arasındaki söyleyiş denkliği bunu kolaylaştıran bir etkendir, sanıyorum: Her ikisinde de ilk sözcük 6, ikincisi 7 heceli ve ortak.

[iii][iii] Kimileyin de tersi: Dilbilgisel kuruluşu saçma gelen bir şiir sözü, içeriğe bağlı olarak umulmadık ölçüde tutarlılık kazanabilir.

[iv] Melih Cevdet Anday, Oktay Rıfat ve Orhan Veli Kanık üçlüsünün halkın anlayacağı türden yazdıkları şiirler.

[v] Bu formül bir çözümleme tasarısıdır, daha da düzeltilebilir ya da genişletilebilir; ama seçilen yönteme uygun bir işlemdir.

[vi] Sanat söylemlerinin (öykünün, romanın, şiirin, vb.)  sözceleme öznesi yazarın ya da ozanın kendisi değil, yarattığı sanal dünyanın sanal kişilerinden birisi ve birincisidir.
   Örneğin, ozan vs kişi karşıtlığından bunu anlamak gerekiyor:

   Ozan, şiir yazmayı uğraş alanı olarak seçmiş gerçek yaşamdan bir insandır; oysa kullandığım anlamda kişi sanaldır, ozanın yarattığı, konuşturduğu ya da eylem yaptırdığı "kahramanlardan birisidir.

[vii] Kerkük Hoyratı 'ymış (Kitaptaki dipnottan) Bu şiir, kitabın 15. sayfasında yer alıyor (M. Y.)

[viii] Etkinliği 3-4 Nisan 2008 günlerinde Antalya 'da Akdeniz Üniversitesi düzenlemişti, konu " Dilbilim ve göstergebilim temelinde genel dil kuramı ve insan bilimlerine yaklaşım yöntemleri "ydi. Batı'dan altı dil kuramcısıyla birlikte, bizden Tahsin Yücel, Ayşe - Zeynel Kıran çifti ve Duygu Öztin katıldı Julien Greimas'ın yakın çalışma arkadaşlarından Paolo Fabbri şu sıralar Venedik Üniversitesi'nde "sanat göstergebilimi" dersleri veriyor.

 


 bilgi@turkdilidergisi.com   -   2000-2008