|
Eleştirinin Sınırları
Mehmet
Yalçın
Eleştiri kavramı:
Genel
anlamında eleştiri somut ya da soyut her türlü nesnenin
iyiliğini ya da kötülüğünü, doğruluğunu ya da yanlışlığını,
vb. belirtmeye yönelik bir değerlendirme yöntemidir. Onu
bütünüyle olumsuz anlama çekenler de oluyor. Kısacası
beğenme konusu olabilecek her şey, bir eleştiri konusu da
olabilir: İnsan, kadın, erkek, davranış, söz, sanat yapıtı,
çiçek, bitki, yemek, dağ, kent, vb. Dil Derneği'nin son
yayımladığı (2005) Türkçe Sözlük, birisi buna yakın anlamda
genel, ikisi dar anlamda özel üç değişik eleştiri tanımı
yapıyor: "1. Bir insanı, bir yapıtı, bir konuyu, doğru ve
yanlış yanlarını bulup göstermek ereğiyle inceleme işi
(...). 2. yaz. Bir yazın ya da sanat yapıtını her yönüyle
inceleyip açıklamak, anlaşılmasını sağlamak ve
değerlendirmek amacıyla yazılan yazı türü (...). 3. fel.
Özellikle bilginin temellerini ve doğruluk durumunu
inceleme, sınama, yargılama.[i]"
Belirli bir
alanda anlaksal bir ürün olarak eleştiri, özünde kişisel
yargı temeline dayanır. Yeterli bilgi birikimine ve değer
yargısına güvenilen ya da bu açıdan kendisine güvenen
birisinin bir sanat yapıtını ya da bir düşünce ürününü
olumlu ve / ya da olumsuz yanlarıyla ölçmesi biçiminde
gerçekleşir. Bu anlamda eleştiri ister istemez öznel bir
nitelik taşır; ayrıca ölçütseldir, çünkü orada iyi ya da
kötü niteliklerin neye dayandırıldığı belli belirsiz
duyumsatılır ya da açıkça belirtilir. Bu anlamda en öznel
eleştiri, eleştirmenin "yetkinliği"ni sorgulamasız ölçüt
olarak içeren bir inceleme türüdür; buna karşılık,
eleştirmenin kişisel yargısı dışında toplumca benimsenmiş
ölçütlere dayanan eleştiriler, nesnelliğe yöneliktir.
Nitekim Batı'da eleştiriyi çağdaş dil kuramları çerçevesinde
nesnel bir inceleme yöntemi olarak geliştirmek isteyenler
çıkmıştır. Ama daha da ileri giden ve her türlü nesnel
inceleme yöntemine "eleştiri" diyenlerin tutumu söz götürür.
Bu açıdan, nesnel çözümleme yöntemlerine dayandırılan
incelemelerde "eleştiri" teriminin giderek daha az
kullanıldığını da vurgulamalıyım.[ii]
Son çözümde
eleştirinin en değişmez özelliği, iyi olanı kötü olandan
ayırma ilkesine dayanmasıdır: Sözcük belki de ele[mek]
kökünden türetilmiştir.[iii]
Eski Yunancada krinein eylemi, "kesin olduğu varsayılan
yargıda bulunmak" anlamında kullanılıyormuş, bundan türeyen
kritikos (Lat. critikus) ve krisis (Lat. crisis) sözcükleri
kimi çağdaş Batı dillerinde, örneğin Fransızcada, bizdeki
sesleme biçimiyle kritik ve kriz biçimlerini almıştır.
Bu
sözcüklerin kavramsal temelini oluşturan imgeler, eleştiri
olgusunu açıklamayı kolaylaştıracaktır sanıyorum. Fr.
critique, önce sıfat olarak, 'kriz içinde olan, kriz içeren
anlamında' kullanılıyor; ad türündeki crise ise, temel
anlamında 'iyi ile kötü'yü ayıran en son çizgi' biçiminde
anlaşılabilir. Bu kavramlara dayanan söz konusu iki sözcük
bedensel ya da ruhsal rahatsızlığın, siyasal ya da ekonomik
durumun "felaket" sınırına geldiği son çizgiyi, yani "bıçak
sırtı"nda bir durumu anlamlar. Burada bir kesinlik, bir son
sınır kavramı söz konusu.
Ad olarak
kullanıldığında Fr. critique sözcüğü de yine 'iyi ile
kötü'yü ayıran en son çizgi' kavramına dayanır ve sanatsal,
güzelduyusal ya da düşünsel olgulara uygulanır. Bizdeki
eleştiri sözcüğünün karşılığı budur. Eleştirmen, iyi ile
kötü, güzel ile çirkin ya da doğru ile yanlış arasındaki o
en duyarlı çizgiyi saptayan ve ona göre "kesin" bir yargıda
bulunan yetkin bir kişidir. Kimi eleştirmenler böyle bir
kesinlemeden kaçınıyor görünseler de, tanımında böyle bir
varsayım yatar. İşlemsel bir yönteme dayanmamasına karşın,
onun yargılarına inanılıyor olması, böyle bir yetkinlik
önyargısına dayanır…
Bence
eleştiri ile çağdaş dil kuramlarının çözümleme yöntemlerini
ayıran duyarlı çizgiyi burada aramak gerekiyor: Bir bilgiyi
araştırma yönteminin temelinde sıkı ve çelişkisiz bağıntılar
dizgesi içeren bir çözümlemeye ya da uslamlamaya
başvuruluyorsa, uygulanan yöntem bir eleştiri değildir.
Olumlu bir sonuca varması ya da varamaması bilimsel
yaklaşımın bu niteliğini değiştirmez. Çünkü orada sonuçtan
çok, tutulan yolun sağlıklı olması önemlidir. Kaldı ki
çözümleyici bir yaklaşımın ereği, inceleme nesnesi üstüne
bir değer yargısında bulunmak değil, o nesneyi yansız
biçimde betimlemektir.
Eleştirinin
işlevi:
Bilim-öncesi bir gelişim sürecinin ürünü olarak eleştiri,
betimleyici çözümleme yöntemleri karşısında bir seçenek
konusu yapılmamalı; bilimsel yöntemlerle yarışması da
anlamsızdır. Burada eleştiriyi küçümsediğim sanılabilir.
Hayır. Tam tersine eleştiri, insandaki ya da toplumdaki bir
gereksinmeye yanıt veren etkinlik olarak işlevini
sürdürecektir. O nedenle okur kitlesi çok daha geniştir ve
bunun böyle olması doğaldır.
Eleştiri
yoluyla ortaya konulan yargıların öznelliği ya da nesnelliği
bir yana, güzelduyu ya da beğeni duyarlılığı üstüne yapılan
her türlü eleştirel tartışma toplumsal bir aydınlanma
etkinliğidir. Kaldı ki eleştiri ile bilimsel çözümleme
yöntemlerinin birbiriyle türdeş olmaması; yeri geldikçe
birbirine gönderme yapmalarını, birbirinden esinlenmelerini
ve yararlanmalarını önlemez; çünkü burada, iki değişik
deneyim biçiminin birbirini aydınlatması söz konusudur.
Dayanışma
yerine, zaman zaman çatışmanın yaşanması, aslında yöntemler
arasında değil, uğraş alanları ve konumları değişik kişiler
arasında olmaktadır; kimileyin aynı konumdakiler de
çatışmıyor değil. Kişilerin öne çıkarıldığı yerde de, ister
istemez nesnellikten çok, öznellik baskın geliyor.
Sonuç :
Sanatçıya özgürlük !
Burada
söylenenlerden değişik sonuçlar çıkarılabilir. Ancak ben bir
konuya değinerek bitireceğim yazıyı: Eleştiride değil mi ki
bir nesne üstüne bit kişinin görüşü söz konusu, ister
istemez konuya bakış açısı da raslantısaldır, değişebilir.
Benim görebildiğim kadarıyla ülkemizde (belki de bütün
toplumlarda) üreten ile eleştiren arasındaki etkileşim çoğu
kez ya gereğinden çok olumlu ya da gereğinden çok olumsuz
sonuç doğurabiliyor. Sanırım bundan en çok etkilenen de
gençler oluyor. Birçokları, kendisine yönelik bir eleştirmen
gözlemini tıpkı bir karne notu gibi beklemektedir. Kimileri
de, olumsuz da olsa, bir eleştirmence adının anılmasını çok
önemsiyor; çünkü böylece kendisi önemsenmiş ve adını
duyurmuş oluyor.
Oysa sanatçı,
önyargısız ve özgürce üretmelidir ürününü; bu özgürlüğün
başlıca koşulu da üretim aşamasında başkalarının değer
yargısını gözardı edebilmektir. Bir eleştirmenin ya da başka
birilerinin ona yönelik eleştiri ya da gözlemleri, öylesine
bir "fikir" verebilir, bir deneyim yaşatabilir kendisine,
ama bir sanat yapıtının ne ölçüde üstün olduğunun sayısal
bir ölçütü yoktur.
Sonuç
olarak bir sanatçıyı yönlendiren, duraksatan ya da
durduran bir işlevi olmadığı sürece, eleştiri yararlıdır,
aydınlatıcıdır.
(*) Prof. Dr. Mehmet Yalçın, Akdeniz
Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dekanı.
1 Koyu vurgular benimdir.
2 Seksenli (1982 - 1985 arası) yıllarda
Adnan Benk yönetiminde çıkan "Çağdaş Eleştiri" dergisi,
nesnellik eğilimi taşıyan bir yayındı ve çağdaş dil
kuramlarına olabildikçe aykırı düşmeyecek yaklaşımlara yer
veriyordu. "Yazı" sanatına ilişkin dil kuramlarında ülkemiz
için önemli bir aydınlanma kaynağı oluşturmuştur.
3 Ne yazık ki gündelik kullanım
sözlüklerimizde, olsa olsa bir sözcüğün hangi dilden geldiği
belirtiliyor, ama üretim dayanağına, artsüremli (tarihsel)
ya da eşsüremli (türevsel) kökenlerine değinilmiyor. Batılı
sözlük yapımcıları bu tür verileri çok önemser. Çünkü
bunlar, birer yan bilgi değil, dildeki kavramsal çağrışım
ilişkilerini aydınlatan öğelerdir.
[i]
Koyu vurgular benimdir.
[ii]
Seksenli (1982 - 1985
arası) yıllarda Adnan Benk yönetiminde çıkan "Çağdaş
Eleştiri" dergisi, nesnellik eğilimi taşıyan bir
yayındı ve çağdaş dil kuramlarına olabildikçe aykırı
düşmeyecek yaklaşımlara yer veriyordu. "Yazı"
sanatına ilişkin dil kuramlarında ülkemiz için
önemli bir aydınlanma kaynağı oluşturmuştur.
[iii]
Ne yazık ki gündelik
kullanım sözlüklerimizde, olsa olsa bir sözcüğün
hangi dilden geldiği belirtiliyor, ama üretim
dayanağına, artsüremli (tarihsel) ya da eşsüremli
(türevsel) kökenlerine değinilmiyor. Batılı sözlük
yapımcıları bu tür verileri çok önemser. Çünkü
bunlar, birer yan bilgi değil, dildeki kavramsal
çağrışım ilişkilerini aydınlatan öğelerdir.
|