|
Yeni Şiir, Eski Şehir, Kalıcı Şiir
Yetkin Aröz
Nurullah
Ataç, söylemeye gerek yok, yazınımızın yaman bir
eleştirmeni, süzme bir edebiyat adamıydı. Onun; şairler ve
şiirleri, yapıtları üzerine getirdiği eleştirileri, edebiyat
- sanat konularında yazdıkları, kendine özgü biçemler içinde
ele aldığı denemeleri ilgiyle okunurdu. Çevirileri ise bir
başka güzellikti. Sözünü esirgemeyen, doğruları bulmayı,
anlatmayı, bunu da yüreklice yapmayı göze alan bir yazın
ustasıydı Ataç. Dilimizin gelişmesi katkıları, yeni
sözcükler üretmedeki çabaları ana dilimizi sevmelerimizin,
dilimizi sadeleştirmelerimizin öncü birikimleriydi. Bizden
önceki kuşakları, bizim kuşakları derinden etkilemişti.
Okundukça, bilindikçe gelecek kuşakları da etkilemeyi
sürdüreceği kuşkusuzdur.
Akba ve
Varlık yayınları arasında çıkan eski baskılarından sonra,
1998'de YKY'de yeniden basılan "Günlerin Getirdiği - Sözden
Söze" deneme kitabının, "Yeni Şiir"e ayırdığı yazısında,
şiirde neyin yeni neyin eski olduğunu şöyle açımlandırıyor
Ataç. (sayfa 176...).
«Yeni şiir
başka, yeni şair başka... Yeni şiir dıştadır, yani bugün (o,
büğün olarak yazıyor ama... bağışlansın) yeni şiir denilen
şey, dış bakımından eski şiire benzemeyen şeydir; değişiklik
kalıpta; ama öz değişmemiş olabilir. Yeni şair ise şiire,
kendisinden önce gelenlerin eserlerinde bulunmayan bir öz
getirmiş olan adamdır. Onun şiih dıştan bakılınca, eski
şiire tıpkı benzeyebilir. Nedim de Baki gibi, Naili gibi
gazeller, kasideler yazar, hem de hep o konular üzerine
yazar. Ama içten bakılınca onun şiirinin Baki'nin şiirinden,
Naili'nin şiirinden apayrı olduğunu görürsünüz: 'Bu söz
Nedim'in sözüdür" dedirten bir hali vardır. Galip içinde
bunları söyleyebiliriz. Nedim ile Galip edebiyatımızda birer
yeni şairdir. Yeni şairin başlıca vasfı (niteliği),
eskimemektir. Nedim eskiyemez, Villon, Hugo, Rimbaud
eskiyemezler, Yahya Kemal eskiyemez (yani ben onun yeni bir
şair olduğuna, yeni bir şair olduğu için de eskiyemeyeceğine
inanıyorum).
Yeni şiir
ise eskidir. Bir zamanlar gazel yazmak da elbette yeni,
yepyeni, züppelik sayılacak bir şey olmuştur; aradan yıllar
geçip de herkes alışınca gazel yazmak eskimiştir. Vezinsiz,
kafiyesiz şiir yazmak elli yıl sürerse, o çeşit şiirlere
gene yeni mi denecek?..
Böyle
söylemekle yeni şiiri, vezinsiz, kafiyesiz şiiri kötülemek
mi istiyorum? Hayır, onu ne kadar sevdiğimi yıllarca
söyledim durdum. Şairin keyfine karışmam; vezni, kafiyeyi
ister kullanır, ister kullanmaz. Ama bir şiiri, vezinsiz
kafiyesizdir diye ille yeni bulanlardan da değilim.
Vezin,
kafiye dış kalıplardır. Bir dış kalıp olduğu gibi bir de iç
kalıp vardır. Bugünkü şairlerimizi incelediğimiz zaman
bulduğumuz ortak vasıflar iç kalıplardı. Dış kalıp nasıl
eskirse iç kalıp da öyle eskir. Diyelim ki bugünkü şiirin,
genç şiirin başlıca vasfı, bazı kimselerin söyledikleri gibi
yaşamak sevgisi, yaşamaktan duyulan bazdır. Gün gelir, bu
konudan bezilir, yaşamaktan duyulan hazzı söylemek eskir.
Öyle ise yaşamak hazzı, bugünkü şiirin iç kalıbıdır:
vezinsizliği, kafiyesizliği gibi onun üzerinde çok durmaya
değmez. Yarın eskiyecek bir yenilikten bana ne? Ben ona
yenilik dersem bundan yüz yıl sonra gelecek insanlar: "Şuna
da bak! Bu kadar eski bir şeye yeni diyor!”. Benim bugün
yeni sayacağım şey, bundan beş yüz yıl sonra da yeni
gözükmelidir.
Gerek bugün, gerek bundan bin yıl sonra yeni gözükecek şey
ise ancak bir şairin, bir sanat adamının kişiliği,
kendisinden başka kimsede bulunmayan vasıftır. Yeni şair
Homeros, yeni yazar Montaigne...
O yenilik
eskimediği gibi ona benzemek de kimsenin elinden gelmez.
Bir şairin, bir sanat adamının asıl değeri herkesten başka
olmasında kimseye benzememesindedir demek mi istiyorum?
Şair, sanat adamı bana hiç benzemiyorsa, yalnız kendini
söyleyip de beni söylemiyorsa ondan bana ne? Ben bir sanat
eserinde kendi sevinçlerimi, kendi acılarımı görmeliyim ki
ona ilgi gösterebileyim, onu anlayabileyim. Yoksa bana
büsbütün yabancı katır Onun karşısında bir şaşkınlık
duyabilirim, ama sevemem. Kendi hayatıma karıştıramam.
Hayır, bir
sanat adamının kişiliği herkesten başka olmasında değil,
herkesle bir olmasındadır. Yalnız kendisinde bulunan bir şey
söyler, ama onu söylemekle bütün insanları söyler. Yalnız
kendine vergi olan bir söyleyişi vardır ki onda her insan,
küçük büyük her insan kendini bulabilir. Yeni şair "Malumdur
suhanım mahlas istemez" diyebilen, bunu haklı olarak
söyleyebilen insandın ama bu: "Benim şiirimde yalnız ben
varım" demek değildir: "Benim şiirimde bütün insanlık
vardır, ama bunu ancak ben böyle söyler, sezdirebilirim"
demektir.
Öyle ise
yeni şiir, yeni sanat adamı insanda, kendisinden önce
bilinmeyen birtakım duygular bulan, yahut o duyguları
yaratan kişi midir? Hayır, hiçbir sanat adamı insanlıkta
yeni bir duygu yaratmaz. Zaten var olan duygulan söyler.
Ancak öyle söyler ki biz o duyguların o şairin söylediğinden
başka türlü söylenemeyeceğini, o şairin duygulara en uygun
değişi bulduğunu sanırız. Yeni şair, eskimeyen, ölmeyen yeni
şair, bir dil arasından insanlara kendilerini en iyi
anlatacak, sezdirecek şekiller bulmuş adamdır.»
Evet, şiir
olsun, herhangi bir sanat yapıtı olsun, onun yeniliğini
eskiliğini yazıldığı zaman dilimi ya da kullandığı biçici
belirlenemez. Onu yeni kılan, giderek kalıcı kılan, herkesin
dışında yeni bir şey söylemesi ya da yaratması da değildir.
Onu yeni kılan herkesin söylediğini, "kendisine özgü
söyleyişindeki" duyarlıktadır. Öyle ki, adını yazmasa bile
işareti içindedir, "mahlas" istemez. "O duyguların o şairin
söylediğinden başka türlü söylenemeyeceğini, o şairin o
duygulara en uygun değişi bulduğunu" duyumsatır. Onun
şiirinde "bütün insanlık vardır", ama bunu kendince
söylemiştir.
Evet, nasıl
yazarsak yazalım, şiir iklimlerinde nasıl dolaşırsak
dolaşalım, ama "kendimizcesini", bize özgü olanını
Homeros'un dediği o "kanatlı sözlerin" ürpertilerini
yakalayalım.
Yücelerde
kanat vurmanın hem sevdasıdır, hem hüznüdür şiir... |