Ana sayfaya dönmek için tıklayınız.

başyazı
iki ayın içinden
öyküler
yapıtlar yazarlar
iletişim evreninden
çiçek yağmuru yapıtlar
günlük
 
 
yazarlar
künye
arşiv
iletişim

 

Nevzat Odyakmaz'la "Yolu Belli Bir Gemi"

 

Lütfi Kaleli

 

3 Ağustos 1923 günü Erzincan'da doğan yazın emekçisi, şair, yazar ve aynı zamanda değerli bir hukukçu dostumuz olan A. Nevzad Odyakmaz, İstanbul Çapa Tatbikat İlkokulu, Pertevniyal Lisesi orta bölümü ile Vefa Lisesi'nden geçip İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden mezun oldu. 1953-62 yıllarında Edirne, Lalapaşa ve Aşkale'de yargıçlık; 1962-82 yıllarında Adapazarı, Balıkesir, Bilecik, Espiye'de savcı yardımcılığı ile başsavcılık; 1982-86 yıllarında Yargıtay Üyeliği yanı sıra Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Üyeliği yaptı. Emekli olduktan sonra 1990-99 arasında Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Yüksek Okulu'nda öğretim görevlisi olarak öğrencilere ders verdi... Yapıtlarında Nevzad Sudi, Nevzad Sudioğlu, Nazım Sılanoğlu gibi takma adlar da kullanan Odyakmaz'ın ilk şiiri 1939'da Yeni Ses dergisinde yayınlandı. Daha sonra çeşitli dergilerde yer aldı...

Bugüne dek 20'yi aşkın kitap yayınlayan Odyakmaz, şiirlerinde duygu ve düşünceleri kimi kez hüzünlü, kimi kez de sevgi yüklü dizelerle dile getirdi...

            "Avuçları ceviz karası / Mor böğürtlen dudağında / Arzu dolu gözleri / Çağırır beni muttasıl / Yosun Kokulu rıhtımlara... " (1934) "Islak saçları rüzgârda / Sabun kokan avuçları bembeyaz / Süt dolu memeleri üstünde dipçik / Kadınlar / Omuz omuza dövüşüyorlar erkekleriyle..." (1940) "Bilsin diye çağının uygarlığı / resimlemiş yaşantısını kuşinsan / dağlara taşlara / taşkuş yazısıyla..." (1984) "Bir şamata anılarda / bellek kuşları sanki / estikçe zamansız bir rüzgâr / ola ki onların kanat sesleri..." (2002)

232 sayfadan oluşan "yolu belli bir gemi" adlı kitap, Mephisto Kitabevi tarafından Nisan 2006 tarihinde basılmış olan A. Nevzad Odyakmaz'ın toplu şiirlerini içeren son kitabıdır. Okunmaya değer... piyasaya sürülen "Bektaşilik, Mevlevilik, Masonluk" adlı araştırma ve inceleme kitabı vardır ki, bu da okunmaya değerdir...

1200'lü yıllarda Anadolu toprağında boyveren Hünkâr Hacı Bektaş Veli'nin Bektaşilik yolu ile Mevlâna Celâleddin-i Rumi'nin Mevlevilik tarikatı ve daha sonra oluşan Masonluk inancının, akla, bilime değer veren; din, dil, ırk, mezhep ve cinsiyet ayırımı yapmadan kardeşlik bağlamında bütün insanları kucaklayan, barış ve hoşgörü temelinde insanların mutluluğunu isteyen felsefi görüşleriyle benzerliklerini saptayan ve bunları biraraya toplayıp kitaplaştıran saygıdeğer dostumuz Nevzad Odyakmaz, duyarlı ve sorumlu bir akademisyen titizliğiyle okuyucuların karşısına çıkmayı bilmiştir...

Bektaşilerin çağrısını, Pir Sultan'ın şu dizeleriyle dile getiriyor: "Şimdi bizim aramıza / Yola boyun veren gelsin / Şeriatı, Tarikatı / Hakikati bilen gelsin... /Kişi halden anlayınca / Hakikati   dinleyince  /  Üstüne yol uğrayınca / Ayrılmayıp duran gelsin... / Talip olunca bir talip / İşini Mevlâ'ya salıp / İzzet ile selâm alıp / Gönüllere veren gelsin... / Koyup dünya davasını / Hakk'a verip sedasını / Doğrulayıp öz nefsini / Şeytanı öldüren gelsin... / PİR SULTAN'ım ol çelebiye / Eyvallahım var Veli'ye / Muhiddin'e hal diliyle / Yolun sırrın soran gelsin..."

Mevlevilerin çağrısını, Mevlâna'nın şu dizeleriyle dile getiriyor:

"Gel! Yine gel! Ne olursan ol, yine gel! ister kâfir, ister putperest, isterse mecusi olsan da gel! / Bizim dergâhımız umutsuzluk dergâhı değildir; / Yüz kez tövbeni bozmuş olsan da yine gel!.."

Masonların çağrısını da şöyle dillendiriyor:

"Ey milyonlar, kucaklayın birbirinizi! Bu öpüş bütün dünyaya yayılsın. Kardeşler, şu mavi kubbenin sonsuzluğunda bizi koruyan bir ruh vardır... Neş'e, ey Elizium'ın kızı Neş'e! Âdetlerin, nizamların birbirinden mutlak olarak ayırdığı şeyler, ancak senin sihrinle yine birleştiler. Senin müşfik kanatlarının altında bütün insanlar kardeş olacaklar!.."

Zalimler, çıkarları uğruna insanları katlederlerken; 800 yıl öncesinden insanlığın kardeşliğini isteyen, dünyada barış ve hoşgörüyü üstün kılmaya çalışan Hacı Bektaş Veli'nin, Mevlâna Celâleddini Rumi ile Masonların çağrısına kulak verilmeli ve onların istekleri hakim kılınmalıdır isteğimle, sayın Nevzad Odyakmaz'a daha nice sağlıklı yıllar ve bol ürünler vermesini aşk-ı niyazlarımla diliyorum...

Şimdi, "Nevzad Odyakmaz"dan sonra "Sabahattin Kömürcüoğlu"na geçiyorum:

 

Sabahattin Kömürcüoğlu’nun "Esintiler Yumağı"

1924 yılında Gümüşhane'nin Eskibağlar Mahallesi'nde dünyaya gözlerini açan, ilkokulu Kelkit'te, ortaöğrenimini İstanbul Erkek Öğretmen Okulu'nda bütünleyen Sabahattin Kömürcüoğlu, bir süre ilkokul öğretmenliği yaptıktan sonra Çapa Eğitim Enstitüsü'nü bitirdi ve Şişli Ortaokulu ile Suadiye Lisesi'nde Türkçe ve yazın öğretmenliği yaparak ülke gençlerine, Atatürk'ün kurduğu laik Cumhuriyet Türkiyesinin özgür ve bağımsız kimliğini korumak koşuluyla aydınlık içinde çağdaş yaşamanın güzelliğini anlattı hep...

Ben bu değerli öğretmenimiz ve de yazın emekçimiz ile şahsen, saygıdeğer büyüğümüz Ahmet Miskioğlu'nun öncülüğünde Türk Dili Dergisi'nin Kadıköy kıyısındaki Seyhan Kafe'de düzenlediği "Yazarlarla Perşembe Toplantısı”nda tanıştım. Duruşu, efendiliği, ölçülü konuşmaları ile dikkat çekiciydi... Gümüşhane Belediye Başkanlığı katkıları ile Sone Yayınları'nca Kasım 2006'da yayımlanan "Esintiler Yumağı" adlı "yaşamöyküsü"nü yansıtan kitabını 23.11.2006 günü "Sayın Lütfi Kaleli'ye en iyi dileklerimle" diyerek imzalayıp vermesi, beni son kertede sevindirdi... Toplantı sonrası otobüsle eve dönerken yolda okumaya başladım... Çocukluk döneminin anılarını anlatırken nasıl da içtendi!.. Hele o kuzu sevgisi, tay tutkusu, nasıl da içine alıyordu beni!..

"Beyaz kıvırcık tüylü, güzel bir kuzuydu bu. Küçücük bir ağzı ve alnının ortasında da siyah bir benek vardı. Kanım kaynamıştı; onu sevdim, okşadım! Artık ağlamıyordum, onunla oynamaya başladım. Kuzu kucağımda, geç vakit öylece uyuyup kalmışım." (sayfa:12)

"Tay, enesinin yanına sokulmuş, öylece bekliyordu. Babam yaklaştı ve onu yakalamak istedi. Tuz verir gibi elini ona uzattıkça o, zıplayıp kaçıyordu. Ben de koştum, onun boynuna sarılmak istedim! Ben bir yandan, İbrahim Ağa'yla babam da bir yandan onu sıkıştırıp yakaladık...

Babam, hemen yuları onun boynuna geçirdi. Tay alışık olmadığı için çok huysuzlandı... İbrahim Ağa, atı ve eşeği önüne katıp sürdü. Tay da onların ardından gitmek için tepindi, tekmelendi, şaha kalktı, fakat çare yoktu, babam onun yularını kuvvetlice tutuyor, bırakmıyordu.... Biraz sonra tay yatışır gibi oldu. Babamın okşayışlarıyla iyice dinginleşince de, yularından yakalayıp onu teslim aldım. Artık dünyalar benim olmuştu!..   (sayfa:24-25)

O güzel anılar beni de alıp götürüyordu 1940’lı yılların kıtlık günlerine...

"1943-44, İkinci Dünya Savaşı yılları, kuşkulu yıllar. Alman orduları Trakya'da kapıya dayanmış, Türkiye'ye saldırdı saldıracak!.. Her an   gecenin   birinde   bir   hava       saldırısı beklenmekte...

Karartma var; "ışıklar geçmesin" diye pencerelerde ışık geçirmez kalın perdeler var... İstanbul boşalıyor, Anadolu'ya kaçış var. Bir tedirginlik, bir korku..." (sayfa 51)

"...kıtlık, yokluk günleri, çarşılarda undan yapılmış hiçbir şey yok. Devlet buğdaya daha harmandayken el koyuyor. Savaş korkusu var, her şey asker için...

Ekmek karneyle satılıyor, kişi başına günde üç yüz gram. İnsanlar, fırınların önünde kuyrukta beklerken düşüp bayılıyorlar, ölenler bile oluyor. Özetle halk perişan..." (sayfa 53)

Anılarla başlayan, öykülerle, şiirlerle süren; her birinde ayrı bir tat ve önemli iletiler veren Sabahattin Kömürcüoğlu'nun "Esintiler Yumağı", gerçekten okunmaya değer bir kitap... Kitabın sonunda bulunan "Yazarla İlgili Bazı Değerlendirmeler" (sayfa 209 -158) bölümünde, kendisiyle ve yapıtlarıyla ilgili görüşlerini belirten dostlarının dergi ve gazetelerde çıkan yazıları yer almaktadır...

Saygıdeğer Sabahattin Kömürcüoğlu'na böylesine güzel ve başarılı yapıtlar vermesi için daha nice sağlıklı yıllar diliyorum.


 bilgi@turkdilidergisi.com   -   2000-2007