Ana sayfaya dönmek için tıklayınız.

başyazı
iki ayın içinden
öyküler
yapıtlar yazarlar
iletişim evreninden
çiçek yağmuru yapıtlar
günlük
 
 
yazarlar
künye
arşiv
iletişim

Yapıtlar - Yazarlar

İsmet Kemal Karadayı'dan İki Kitap Bir Arada

"Çakıllamalar ve Bilgelikler Denedim"(1)

Burhan Solukçu

"Emeğin Çizeri, Çizginin Emekçisi"(2)

Üstün Dökmen'in "Ladesçi"si

"Yaşantımızdaki Kandırmacaların Romanı" (3)

 

 

Hasan Akarsu

 

İsmet Kemal Karadayı, ozan, yazar, hukukçu olarak tanınıyor. Şiir ve yazılarıyla 1947'den bugüne değin etkin olan Karadayı’nın otuzu aşkın kitabı bulunuyor. "Bilgelikler Denedim" adlı yapıtında, us, aşk, dostluk, eğitim, ekin, şiir, hukuk, politika, savaş-barış, kadın, din vb konulardaki iletilerini sunuyor. Bunlardan en çarpıcı olanlardan birkaçına değinmekte yarar görüyorum: "Aklı olmaz işlere karışan kişinin başına olmadık şeyler gelir. "(s.5), "Aşk, uyuyan insana gelmez; gelince de uyutmaz, "(s. 6), "Ey dost! Sen varsan ben de varım. Ben yoksam yüzünde, yüreğinde, söyle seni nasıl anlarım?" (s.8), "Sizi eğiten kitapları yakıyorsanız, o kitapların külü, üzerinize 'ölü toprağı' gibi serpilir. " (s.9), "Duygusal sıcaklık! Doğuran düşünce, mantık! Yazın'ınızı yine de güçlendirecek olan, ekininizdeki birikim, sanatınızdaki hünerdir. " (s. 11), "Şiir tüm yazın türlerinin özsuyudur." (s. 12), "Hakları hakça düzenlemez bir de hak yerseniz, o halk sizdeki haksızlığın dişlerini çeker." (s. 13), "Halk için doğru politika, 'ayak bağı' olmak değil, hizmeti ayağa götürmekle başlar." (s. 15), "kadınların erkek egemenliğinden kurtulması, onların tek tek değil, topluca gözlerini açmalarına bağlıdır. " (s. 19), "Din satıcılarının çelişkilerinden yararlanın, bilimsel doğruları bulursunuz. " (s.21), "Boşa geçirilmiş süreç alışkanlığa dönüştüğünde insanı boşluğa dönüştürür. " (s.22). Yukarıya alınan birkaç söz bile Karadayı’nın bilgece düşüncelerini ve özlü sözlerini yansıtmaya yetiyor.

"Çakıllamalar" ise ozanın taşlama şiirlerini kapsıyor. Bu kitapta iki ad bir arada görünüyor: İsmet Kemal ve Hatice Cemal. Diğer adın bir takma ad olduğunu yapılan söyleşide vurguluyor Karadayı: "- Çakıllamalar'da iki ad görüyoruz. Hatice Cemal kimdir?- Örnek çok. Sadullah Naci 'de Zahide, Nahit Sırrı'da Ayşe Nesrin, Orhan Kemal'de Ülker,   Aziz   Nesin'de   Fettane, Vedia... Metin Eloğlu'da Nil, Attila İlhan'da Nevin Yıldız, Cemal Süreya'da Birsen. Takma adlar, ya ideolojik politik baskılar   nedeniyle kullanılıyor, ya da yazarın içinde bulunduğu uğraş ve kişiliği saklı tutmak için. Gerekçe olarak, seçilen ad'a sevgi ya da çok yazanlar yönünden bıktırmış olmama amacını taşımak da gösterilebilir... "(s.37) Ozan, taşlamanın incitici, örseleyici,  yaralayıcı  olduğunu  belirtirken “edebilik” olmasını da  savunuyor.   Neden "Çakıllamalar" adını verdiğini de şöyle açıklıyor: "Neden mi 'Çakıllamalar'?   Taş  atıp  baş yarmaktan ise sadece incitici, bereleyici küçük 'çakılları' seçtik. Kimse alınmasın, kuruluşlar gocunmasın dedik... "(s.6)   Yer yer Ömer Hayyam'ın sesini çağrıştıran bir söyleyişle karşılaşıyoruz. Toplumdaki aksaklıklar, çelişkiler, haklıdan yana tavır alışlar, siyasetçilere eleştiriler vb yer alıyor Çakıllamalar'da: "Sürsün yetkin bilincin... Bulunduğun yerlerde/Tarih, son diliyle 'çağında yaşamak 'tır/   Yedin içtin, ne ki sor, 'başkaları' nerede/ İnsanı tanı önce, aslolan yaşatmaktır" (s. 10), "Ey şarlatan! Ey yalancı! Şambabası, tinton/ Ben burada sıkı kemer, senin elin cebinde/ Şurdasın ya da burda ...yaşıyorsun be tonton/ Az mı takılanmıştın o yerlerin birinde " (s. 18),  "Orta direk dediler/ Yağmayı gizlediler/ Eski tas eski hamam/ Ona cin eklediler" (s.23) İsmet Kemal Karadayı, yazar Tülay Ferah'ın sorularına verdiği yanıtlarda düşünce dünyasını yansıtıyor. Yazar olmanın zorluğunu, perişan halkını yazma görevini üstlenerek kurtarmak isteğini, sömürünün acımasızlığını, yurdumuzda hukukun gerilediğini, toplumdaki tepkisizliği vb anlatıyor. "Toplumsal kirlilik" içinde, şiirin, romanın, öykünün, denemenin ne ölçüde temiz kalacağını şöyle belirtiyor:"... Şairin   dediğine benzeterek duyuralım: Bütün türler ve dallar aynı hızla kirlendi. Birinciliği hepsine verdiler! İnsanlık tarihi içinde olaylar, nesneler, yaratılar, buluşlar vb birbiriyle kaynaşıklıdır. Oluşumlarıyla birlikte.. Kırk yıldır arınmaya çalıştım, toplumla birlikte sürekli kirlenmişlikten kurtulamadım...Nasıl olsa insanda kirlenme de tükenmez. Ne ki sürekli, gerçekten bilici olarak arınırsak ve o saydığın yazın türleri 'takıntı' değilse, en azından yarı ölçüde 'geçerli' kalır... "(s.43)

Yazar, ozan, hukukçu ismet Kemal Karadayı, toplumcu çizgisiyle, halktan yana kullandığı kalemiyle, düşünceleriyle yazınımızda önemli bir yer tutuyor. Onun "Çakıllamalar"ı, "Bilgelikler"i yazınımızı aydınlatıyor.

 

 

 

 

BURHAN SOLUKÇU"

Burhan Solukçu ünlü karikatürcümüz. Yazar, Kürşat Coşgun onun yaşamöyküsünü tanıtıyor bize. Sanatını ve kişiliğini, onun için yazılanları, ölümünden sonra anısına yapılan etkinlikleri yansıttığı gibi, önemli karikatürlerini, albümünden fotoğraflarını da sunuyor.         Kitabın başında, çizerimiz Turhan Selçuk, onunla ilgili görüşlerini belirtiyor: "Sağlam bir bakış açısına, sağlam bir kişiliğe sahipti. Toplumsal olaylar, ezilmiş halk, emekçi sınıflar onun başlıca konularıydı. Hayatı boyunca onları savundu, hakim güçleri eleştirdi. Kendisi de o ezilmiş sınıfın içindeydi, arasındaydı. Bu nedenle başarısı da, o orantıda yüksek ve etkili oldu. Saygın ve gerçek bir sanatçıydı Burhan Solukçu...Zonguldaklıydı. Zonguldak maden ocaklarında, diz boyu sular içinde soluk alıp verirken hastalandı ve işine son verildi... " (s.7)

Burhan Solukçu, 1950'lerden sonra güldürü yayıncılığının önemli dergilerinde görünüyor. Yaşantısı Zonguldak'ın madenciliğiyle bütünleşiyor. İlkokulu Zonguldak'ta okurken sınıf arkadaşı Mümtaz Soysal'la yarışıyor. Sonra 1941'de Ereğli Kömür İşletmeleri Sanat Okulu'na elektrikçi olarak yazılıyor. 1945'te okulu bitirerek bugünkü adı İncirliharmanı Kuyusu olan Kozlu Kuyu Fonsajı Mühendisliğinde göreve başlıyor. Her gün su içinde çalıştığı için 1946'da vereme yakalanıyor, sanatoryumlarda tedavi görüyor. Resim sanatına düşkünlüğü olduğu için Halkevi'nin resim kurslarına katılıyor. 1947'de Emine Hanımla evleniyor. Çocukları oluyor. Hastalığı nedeniyle işten çıkarılıyor, sıkıntılı yıllar başlıyor. Geçim için maden işçilerinin karakalem portrelerini çiziyor. 1952'de Yedikule Verem Hastanesi'nde Rıfat Ilgaz'la tanışması yaşantısının    yönünü değiştiriyor. Onun yönlendirmesiyle karikatürler çiziyor ve beğeni topluyor. Yeni İstanbul Gazetesi'nde ressam olarak çalışmaya başlıyor. 1953'te eşini de İstanbul'a getirerek Beşiktaş'ta kiraladığı bir eve yerleşiyorlar. 1956'da sahibi ve genel yayın yönetmenliğini İlhan Selçuk'un yaptığı Dolmuş dergisine giriyor. Ünlü  yazarlarla  birlikte karikatürleri yayımlanıyor. 1960'ta en uzun süre çalıştığı Akbaba dergisine geçiyor, ustalığını kanıtlıyor. "Kalender Niyazi" karakteriyle ün yapıyor. Zübük'te ve Amcabey'de de çizdikleri yayımlanıyor. 1970'ten sonra, Ümraniye'de bir ev yaptırıyor kendine. İki kızı Kadıköy Ticaret Lisesi'ni bitirerek çalışma hayatına atılıyorlar. Oğlu Turhan ise Bursa Eğitim Fakültesi Fizik Bölümü'nü bitiriyor,    muhasebecilik yapıyor.

 

1972-1976   yılları   arasında   hastalığı   ilerliyor. 1976'da  Turhan   Selçuk,   Tan   Oral,   Raşit Yakalı'nın bulunduğu bir grup çizer kendisini Ümraniye'deki evinde ziyaret edince yaşama sevincine kavuşup yeniden çizmeye başlıyor. Sağlık durumu gittikçe kötüleşiyor ve 26 Mart'ta Süreyya Paşa Sanatoryumu'nda ölüyor. 27 Mart 1978'de yakınları ve sanatçı arkadaşlarının

katılımıyla Çamlıca Çakaldağ Mezarlığı'nda toprağa veriliyor.

Burhan Solukçu'nun yaşadığı dönem, Amerikancı bir politikanın yapılandığı,

Cumhuriyet kazanımlarının örselendiği bir dönem olduğu için çizdiği karikatürlerinde bu dönemin eleştirisi yer alıyor. Yoksulluk, işsizlik, hastalık, sosyal adaletsizlik, gericilik, sömürü, partizanlık vb konular öne çıkıyor, alaylı bir yaklaşım gözleniyor çizgilerinde. Toplumcu gerçekçi (sosyalist realist) bir sanat anlayışı egemen. "...Karikatürlerinde emeği çizerken, çizginin de emekçisi olmuştur" diyor Kürşat Coşgun ve çizdiği önemli karikatürlerin yorumunu da yapıyor. Ayrıca "Bombacı Şükrü", "Hacivat İle Karagöz" a tiplemelerini de değerlendiriyor. Burhan Solukçu'nun oğlu Turhan, çocukluğunu anlatırken sıkıntılı yıllarına değinerek babasını yaşatamadığına üzülüyor; ama "onun ruhunu ve özlemlerini hep yaşatmaya çalışıyorum" diyor. Burhan Solukçu'nun Rıfat Ilgaz'la özel bir dostluğu olduğu biliniyor. Ilgaz'ın Pijamalılar'da, (Bizim Koğuş) sanatoryumdayken onu anlattığı kanıtlanıyor. Ilgaz, ölüm haberini alınca yazdığı uzun yazıyı şöyle bitiriyor:"...Burhan öldü mü diye soruyorum kendi kendime... Gözlerini yaşama kapadığı şu günlerde tüm mizah dergilerinde, mizah sayfalarında çiçekler gibi açılıverdi Burhan Solukçu yeniden...Ortalık Solukçu'yla bezendi." (s. 101) Ölümünün 5. yılında anılması sanatçıya sahip çıkmanın kanıtı. Genç çizerlerden Ümit Kartoğlu ile Ohannes e Şaşkal "K-ÖMÜR" adlı sergilerini Ankara'da açıp İstanbul'da yineliyorlar 1980'de. Karikatürcü Kürşat Coşgun da Zonguldak Kültür ve Eğitim Vakfı'nın Haziran 2002 tarihli bülteninde Burhan Solukçu'yu uzun bir yazıyla anıyor. 2003'te, ustanın 75. yaşını kutlamak ve 25. ölüm yıldönümünde onu selamlamak için Zonguldak Kültür ve Eğitim Vakfı tarafından bir anma sergisi" açılıyor. Kitabın son bölümlerinde, Rıfat Ilgaz'ın Burhan Solukçu'ya yazdığı mektuplarla birlikte, ölümünden sonra onun için yapılan etkinlikler yer alıyor. Ilgaz, Cide'den 05 Ekim 1977'de yazdığı mektupta, yaşamanın güzelliğini anımsatarak direnmeyi öneriyor: "...İşte  geldik gidiyoruz. Ha bir gün önce, ha bir gün sonra... Ne var ki, gelmişken yaşamanın tadını çıkaracağız. Yatakda da olsak... Kenefe ayağımızı sürüye sürüye gitsek de... Yaşamanın çook güzel olduğunu usta sanatçılar bizden çook önce bulup çıkarmışlar. Gerçekten öyle... Yaşamak öylesine güzel ki... Hele insan gibi yaşamak. Uğrunda ölmeye değer...” (s.132)

            Kürşat Coşgun, ünlü çizerimiz Burhan Solukçu’yu her yönüyle tanıtan bir kitap hazırlayarak önemli bir görevi yerine getiriyor, onun yaşamöyküsünü sunuyor. Böylece yurdumuzda son yarım yüzyılda yaşanan olayları da gündeme taşımış oluyor.


 bilgi@turkdilidergisi.com   -   2000-2006