|
Seke Seke
Burcu Yamacı
Uzakta, bir
gözüm; ellerini dinliyorum. Nasıl büyük bir kinle
tırmalıyorsun ruhunu, ellerin gibi portakal kokuyor ruhun.
İstasyonun
dolup ta boşalan banklarında oturuyordu adam. Bir şarkıdan
çıkardı adını. Az önce belli belirsiz bir tempoda yere
vurduğu ayaklarını sabitledi sonra, saatlerdir sürdürdüğü bu
devinim yormuştu bacaklarını. Bedenini taşımaktan yorgun
ayaklarını. Beklediği bir tren vardı belki, oysa gözlerini
değdirmemişti demiryoluna. Elinde bir bileti, aklında ise
gidilecek yollar ile ilgili hayalleri yoktu. Bir tren mi
bekliyordu adamı? Ellerini ovuşturmaya başladı sonra,
üşüyordu. Nefesini çarptı birkaç kez parmaklarına, yeterince
ısınamamış olacak ki, yumruk yaptığı ellerini gömdü
kahverengi pardösüsünün ceplerine. Delikti bir cebi. Kim
bilir kaç kez bu cep yüzünden bozuk paralar yitirmişti.
"Keşke yitirdiğim yalnızca bozuk paralar olsaydı" diye
düşündü. Neler yitirebilirdi delik bir cepten? Alsa
yalnızlığını, koysa şimdi şu cebe... Düşer miydi ? Kalkıp
gitse yoluna, geride bıraktığı sahipsiz bir yalnızlığın
kırıntıları akar mıydı demiryoluna? Vazgeçti düşünmekten.
Bir şarkıyı çıkardı aklından.
Güzle
yıkanmış ağaçtaki serçe gibisin. Titrek yüreğini sarmaya
çabalıyorsun, kırık kanatlarınla. Kanatların, karancıların
kahvaltı sofrası. Yüreğin ise kırgın ayrılmış geçen
ilkyazdan.
İlk kez
başını kaldırdı adam. Önünden elinde topuyla koşan bir çocuk
geçiyordu. Annesi bağırıyordu arkasından "Yavaş oğlum,
düşeceksin şimdi". Çocuk kesik soluklarıyla "Düşmem" diye
bağırdı, arkasına doğru. Kendisini düşündü adam. Koşsa,
düşer miydi şimdi, yamalı dizleri yenilir miydi bir
çıkıntıya? Arkasından ona seslenebilecek bir annesi bile
olmadığı geldi aklına, üzüldü. Sonra neden düşüp de annesini
üzmek istediğini. Annesinin toprağına karışmak istedi
birden, sıcak gerdanına doluşmak "Güller açmıştır koynunda,
bir koklayabilsem." dedi. Acı duydu bu halinden: Büyümüş de
kocaman adam olmuştu, yine de sığınışlara saklamıştı
umutlarını. Uzaktan köpek havlamaları geldi. Köydeki
köpeğini anımsadı. Küçüktü o zamanlar, misket
zamanlarındaydı. O zamanlarda da elleri ceplerinde dolaşırdı
ama üşüdüğünden değil, babası gibi yürümek istediğinden.
Geriye çeker omuzlarını, daha kendisini dolduramamış
göbeğini vurarak dışarıya, bir ıslıkla sokaklarda dolanırdı,
öylece dolaştığı bir sokakta köpeğine rastlamıştı. Yemek
yiyen hayvana usulca yaklaşıp "Çomaaar" diye bağırmıştı. Bir
anda irkilen hayvan yakaladığı gibi ısırıvermişti
baldırından. Önce hissetmemişti, ne zaman ki akmaya başladı
kanı, can havliyle seke seke annesine koşmuştu. "Geçer"
demişti annesi. "Koca adam olacaksın sen, bu da geçer" adam
olmuştu da geçmemişti. Yazılmıştı bir baldırına. Babası
İstanbul'dan döndüğünde topallayan bacağına bakıp "ne oldu"
diye sorduğunda, ne diyeceğini bilemedi. Nasıl anlatabilirdi
babasına, küçücük köpeğe kaptırmıştı baldırını. "Çomar""
diyebildi yalnızca. O gece annesini dövdü babası. Sabahında
av tüfeğini verip eline Çomar'ın karşısına dikti. "Vur"
dedi. "Canını yakanın canını yakacaksın, vur şu iti!"
Ağlayacaktı, babasının indirdiği şamarla kendine geldi. Bir
el ateş sesi. Düşen köpekle birlikte savruldu geriye. Koştu,
annesinin çürümüş omuzlarında ağladı. Dalıp giden
bakışlarını fark ettiğinde adam, küçük çocuk da annesi de
çoktan trene binmişti. Tren kalkış düdüğünü çınlatarak terk
etti istasyonu. Bir adımını sildi, köydeki patikadan.
Babasını dinlemişti o. Canını yakanın canını yakmıştı. Ne
zaman gelmişlerdi büyük kente, daha bir can yakar olmuştu.
Açlığını gideremediği canı için can yakmaya başlamıştı.
Dilin dillerine uymazdı. Bir
pelteklidir kaldı hep. Diplomana yazmadılar belki ama sen
biliyordun, yanık dilinle bitirip çıktın o okullardan. Bir
telaş içinde saklamaya çalıştın, tandır ekmeği kokan
düşlerini. Ya da görmezden geldin.
Derin bir
soluk aldı, kent soluğuyla büyürken nasıl da unutmuştu;
şöyle derinden bir soluk çekmeyi. Daha neler unutmuştu,
neler... Nerede bırakmıştı elma yanağındaki masumiyeti?
Hangi çıkmaz sokakta yapılan kavgada, ne için? Dönüp dönüp,
kıyılardan başa sarmasının nedenini düşündü sonra. Ne zaman
yorulsa, kendisini bu koca kente indikleri istasyona
vurmasının, düşünüp de yanıtını beklemeden kalkıp
gidişlerinin nedenini. O trenden yeniden inecek bir çocuk
bekliyordu, gözbebekleri boyunu geçmiş o çocuğun inmesini
bekliyordu belki de. Patikaları sildi köyünden. "Kimse
anlamaz beni" dedi. "Duyarlar da iniltilerimi, bir gece
olsun kurtarmazlar beni hıçkırıklarımdan."
Köyden bir
arkadaşı gelmişti, iş istiyordu fabrikada. Oturup bir çay
içmişlerdi önce, birbirlerinden çaldıkları misketleri
anlatmışlardı. Kim kime borçluydu hesaplamıştı adam kendi
aklınca. İş vermeli miydi, vermemeli miydi? Köyden
bahsettiler sonra, gelen televizyondan, açılan liseden .
Dönmemişlerdi bir daha köye, o da hiç gitme gereği
duymamıştı. Ya akrabası yoktu ziyaret edecek ya da zamanı.
Görmek için bir neden olan çocukluğu, gelmiyordu aklına.
Birkaç soru sormuştu eski arkadaşına; yapabilir miydi bu
işi, tekniker olabilir miydi, makine onarabilir miydi?
"Traktörden başka makine bilmem" dediğinde, nasıl da
gümbürtülü bir kahkaha patlatmıştı. "Kumaşları da traktörle
mi taşıyacaksın" diye sorarken, boynu bükülen arkadaşını
nasıl da küçümsemişti. Niye tutmamıştı onu yanında, iş mi
yoktu, traktör biliyorsa şoför olurdu. Nasıl sormuştu öyle
bir soru, bilmiyor muydu köyde okul yoktu, hoca yoktu. Neden
eline bir yol parası sıkıştırıp yollamıştı gerisin geriye?
"Çimenim" dediğinde ona bağlardan söz açacak biri olsaydı
yanında ne sakınca olurdu? Bu değil miydi tek isteği, nereye
ait olduğunu bulabilmek değil miydi? Köyünün dağlarıyla bu
koca kentin gökdelenleri arasında sıkışmış bedenini
kurtarmak için burada değil miydi?
Uzaktan
sesi gelen tren böldü düşüncelerini. Soğuk hava yerine
köyünü çekti içine. Baldırındaki iz sızlıyordu soğuktan,
hareketsizlikten tutulmuş dizlerine yükleyerek son gücünü
ayağa kalktı. Gelen trene doğru seke seke koştu. Kendisini
çıkardı adam, yaşamdan. Hızla gelen trenin önüne bırakarak,
içi boş bedenini.
Uzakta bir gözüm, içine işlemiş bir bakış beni sana bağlar.
Canının yakanı sen, keşke hiç yakmasaydın canını.
Saklamasaydın derelerinde yıkanmış ruhunu, yastığının
altında. *
Dumana
dolanmış kırlangıçtır uyuyan,
Yuvası
yıkık teller üstünde.
Gelen,
Mevsimi
midir gidiş gelişlerin?
Bacası
yokluk evlere midir dönüşler,
Yoksa
masallarda mı uçar kırlangıçlar? |