Ana sayfaya dönmek için tıklayınız.

başyazı
iki ayın içinden
öyküler
yapıtlar yazarlar
iletişim evreninden
çiçek yağmuru yapıtlar
günlük
 
 
yazarlar
künye
arşiv
iletişim

83 Yıl Sonra

Şadiye Akay

83. yaşını kutluyoruz en büyük bayramımız Cumhuriyet'in. Bayraklar dalgalanıyor evlerde, sokaklarda, caddelerde, evlerde. Yıllar boyu süren bir Kurtuluş Savaşı sonunda kavuştuğumuz mutluluktur bu!.. Sevincimiz, coşkumuz burdan doğuyor. Kişi yada grup saltanatının yıkıldığı, ulus egemenliğinin gerçekleştiği, Türkiye Cumhuriyeti adıyla yeni bir devletin kurulduğu büyük gündür 29 Ekim 1923.

O günden çok önceden beri Mustafa Kemal Paşa'nın gönlünde yaşamaktaydı bu güzel yönetimi yurdumuzda gerçekleştirmek dileği, ama her devriminde olduğu gibi bunun da, zamanının gelmesini, gerekli ortamın oluşmasını beklemişti. Daha Kurtuluş Savaşı içindeyken Mazhar Müfit'in defterine yazdırdığı yapılacak işler sıralaması: Cumhuriyet ilan edilecek, diye başlayıp giysi, yazı devrimleri ve öbürlerinin yapılacağının belirtilmesiyle sürerken şaşkınlık içinde kalan Mazhar Müfit'in dayanamayıp: "Aman Paşam, hele bir savaşı bitirip Cumhuriyet'e kavuşalım da!" demesi, unutulmaz anılardandır.

Aslında 23 Nisan 1920'den beri egemenlik ulusundu. Tüm kararlar Türkiye Büyük Millet Meclisi'nce veriliyordu. İzmir utkusundan bir yıl sonra da 9 Eylül 1923'te Cumhuriyet Halk Partisi ulusal yaşamımızda etkinlikler yapmak üzere kuruldu. 13 Ekim 1923'te "Türkiye Devleti"nin yönetim merkezi Ankara'dır." maddesi Anayasamıza kondu. Artık sıra ülkemizdeki yönetim biçiminin adını koymaya gelmişti.

Atatürk büyük "Söylev"inde: 27 Ekim 1923 günü Fethi Bey (Okyar) başkanlığındaki Bakanlar Kurulunun çekilmesinden sonra Meclis içinde ve dışında yeni Bakanlar Kurulu listeleri hazırlandığını; ama hiçbirinin meclisçe onaylanacak bir liste olmadığını belirtir. 28 Ekim 1923 akşamı Çankaya'da konuk olarak yalnız İsmet Paşa'yı alıkor. Atatürk, Söylevinde şöyle sürdürür açıklamasını:

"Onunla yalnız kaldıktan sonra bir yasa tasarısı hazırladık. Bu tasarıda 20 Ocak 1921 günlü Anayasa'nın devlet biçimini saptayan maddelerini şöylece değiştirmiştir: Birinci madde sonuna: "Türkiye Devleti'nin hükümet biçimi cumhuriyettir." cümlesini ekledim. Üçüncü maddeyi şöyle değiştirdim: "Türkiye Devleti Büyük Millet Meclisi'nce yönetilir. Meclis, hükümetin yönetim kollarını bakanlar aracılığıyla yürütür."

29 Ekim 1923 günü Meclis'te hükümetin kurulmasına ilişkin tartışmalar olurken Mustafa Kemal kürsüye çıkarak uygulanmakta olan anayasada eksiklikler olduğunu açıkladıktan sonra:

"...Devletimizin biçimini ve niteliğini saptayan ve hepimiz için kutsal olan anayasamızın kimi yerlerini açıklamak gereklidir. Öneri şudur" diyerek bir gece önce hazırlanan tasarıyı okutmak üzere yazmanlardan birine uzatarak kürsüden iner.

Tasarı okununca yine uzun tartışmalar olur. Özellikle İsmet Paşa bu tartışmalara karşı: "...Ulus egemenliğine ve alınyazısına kendisi el koymuştur. Bunu, yasa ile belirtmekten niye çekiniyoruz? Cumhurbaşkanı olmadan başbakan seçme önerisi yasadışı olur... Başkanı yasaya uygun seçebilmek için Gazi Paşa Hazretleri'nin önerisinin yasalaşması gerekir. Genel güçsüzlüğün sürdürülmesi doğru değildir." diye konuştuktan sonra Abdurrahman Şeref söz alıp: "Egemenlik sınırsız ve koşulsuz ulusundur. Kime sorarsanız sorunuz bu cumhuriyettir. Doğan çocuğun adıdır. Ama bu ad, kimilerine hoş gelmezmiş, varsın gelmesin." der. Tasarı, önerildiği üzere ivedilikle görüşüldükten sonra yasa birçok milletvekilinin: "Yaşasın Cumhuriyet!" dilekleriyle, alkışlarla kabul edildi.

Mustafa Kemal Paşa, Meclis'teki 158 milletvekilinin oybirliğiyle cumhurbaşkanlığına seçilince yaptığı konuşmada, kendisine gösterilen güvene teşekkür ettikten sonra: "...Her zaman sayın arkadaşlarının ellerine çok içtenlikle ve sıkıca yapışarak onların varlıklarından kendimi bir an bile özge görmeyerek çalışacağım. Her zaman ulusun sevgisine dayanarak hep birlikte ileriye gideceğiz. Türkiye Cumhuriyeti mutlu, başarılı ve utkulu olacaktır" demişti. Bunu, gerçekleştirmek için sözüne tüm yaşamında bağlı kaldı.

Ve yazık ki, çok partili döneme girildikten sonra, 1923 devriminin o güzel atılımları kalmadı. Geri ve ilkel planlayışın acılarını yaşıyoruz hergün. Özlüyorum Atatürk'ün o güzel devrim günlerini! Cumhuriyet bayrağı altında her sabah yeni bir aydınlığa uyanmanın değer biçilemez mutluluğunu!...

Atatürk'ün söylevlerinde en büyük kızgınlık (irtica)ya değindiği anlarda görülür. Adana Esnaf Derneği toplantısında hafta tatilini gâvur âdeti diye göstererek camide vaaz veren sarıklı milletvekilinin yobazlığından söz edilince köpürüvermiş de: "Tatil yapmak dine aykırıdır" demek kadar dinsizlik, inançsızlık, küstahlık olamaz. Onlar çağdaş ve uygar olmayı kâfir olmak sanıyorlar, asıl küfür onların böyle sanmasındadır..." Sonra gürleyerek eklemiş: "Ey halk, dinlemeyiniz; böyle akıl ve izama aykırı sözleri söyleyenlerin başlarında sarık, üzerlerinde mebusluk da olsa, hatta öyle sözleri size ben de söylesem dinlemeyiniz."

O, safsataya, keramete inanmayacak, akıllı, uygar düşünceye sahipti. Bu yüzden 1925 Ağustosunda: "Efendiler, ve ey ulus! iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti, şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar memleketi olamaz. En doğru, en gerçek yol uygarlık yoludur. Uygarlığın buyurup istediğini yapmak insan olmak için yeter." demişti.

Atatürk, bulunduğu son Cumhuriyet Bayramı balosunda Fransız Büyükelçisine: "Ben toprak büyültme dileklisi değilim, barış bozma alışkanlığım yoktur; ancak mücadeleye dayanan halkımızın isteyicisiyim. Onu, almasam edemem. Büyük Meclis'in kürsüsünde ulusuma söz verdim. Sözümü yerine getirmezsem onun huzuruna çıkamam." demişti. Bu sözlerinden anlıyoruz ki, O'nun mantığı kesin olarak onurlu bir benlik inancına dayanır. Bugün ne söylediğinin ayırdında değilmiş gibi ertesi gün tersini söyleyen kimi yöneticilere hiç benzemezdi.

Bir yurt gezisinde Rize'den ayrılırken bir hoca kalabalığı Gazi'ye başvurarak: "Kapatılan medreselerin yeniden açılmasını dilemişler. Mustafa Kemal, yurdun uğradığı yıkımları açıkladıktan sonra: "Okul istemiyorsunuz? Oysa ulus onu istiyor. Bırakınız artık bu zavallı halk, bu yurt çocukları yetişsin. Medreseler açılmayacak. Ulusa okul gerektir!" diye yüksek sesle kesin yanıt verince halkla öğrenciler coşkunlukla alkışlamışlar. Ama bugün kimileri, camilerde ve evlerde gizli, açık eski medrese benzeri kur'an kursları, her gün artan imam hatip okulları ile devrim yasalarını geçersiz yapmaya yelteniyorlar. Oysa yeni atılımlara yönelmek, çağa ayak uydurmak, uygarlığın ön safına ulaşmak sözü verdiğimiz Atatürk'e karşı utancımızı silmek zorundayız. ?


 bilgi@turkdilidergisi.com   -   2000-2006