|
20. Yılımızda Kimi Değinmeler
Ahmet Miskioğlu
Ömer Asım
Aksoy, 80'li yıllarda Türk Dili Dergisi'nde yazdığı bir
yazıda,
dil devrimimizin tutunmuş, yerleşmiş
olduğunu vurgulamış, artık gelişmeyi kimsenin
durduramayacağını açıklamıştı.
Gerçekten
öyledir...
Bugün,
hükümete bağlı bulunan, hiçbir biçimde bağımsız olamayan,
sözümona TDK'nın, kendine büyük büyük adlar yakıştırıp
Atatürk'ün "Gasb" edilmiş malvarlığını kullanarak dili
yozlaştırmasına, dilde kargaşaya yollar açmayı sürdürmesine
karşın "it ürür kervan yürür" sözüne uygun olarak dilimiz,
gelişme yolunda yürümektedir.
*
Bir
İngiliz'in kendi dilini değerli ve kutsal bildiği gibi,
Fransız'ın, Arap'ın kendi dillerini kutsal bildikleri gibi
Türk ulusu da başka bir ulusun diline değil kendi diline
saygı, sevgi duyan bir ulus durumuna geldiği zaman
kurtuluşumuz tüm olarak oluşabilecektir. Yeryüzünde kendi
dilinden başka bir dili kutsal sayan tek ulus biziz. Biz, ne
yazık ki, Türkçeyi değil, hâlâ Arapçayı kutsal sayıyoruz.
Bilmedikleri, anlamadıkları Arapçayı ezberletmek üzere,
beyinlerini söndürmek istercesine, Anadolu'nun her yerinde
binlerce kurs açarak küçücük çocuklarımızı oralara
gönderiyoruz. Onları Arapçaya koşullandırmak için, onlara
bilmedikleri, anlamadıkları Arapça sözleri ezberletmek için
baskı ile gönderiyoruz. Küçücük çocuklarımızın beyinlerini
anlamadıkları Arapçayla yorarak, onları düşünemez, iş
göremez duruma getiriyoruz. Ondan sonra da istediğimiz gibi
buyruğumuza boyun eğmiş koyun sürüleri oluşturuyoruz. Bu;
Arapçayı kutsal sanmamızın sonucu değil midir?
Ne yazık ki
Arapçayı kutsal sayan Arapça, Farsça sözcüklerin daha güzel
olduğunu sanan örümcekleşmiş kafalı insanlarımız hâlâ var.
Örümcekleşmiş kafalarıyla şair geçinenlerimiz var.
Böylelerimiz daha çok dinciler arasından çıkıyor. Şimdi bu
tipler yönetimi de % 25 oyla ele geçirmiş bulunuyorlar.
Çıkarcılar kalabalığını oluşturan kimi gazetelerimiz onların
ekmeklerine yağ sürmekte...
*
Türkçenin
kurtuluşundan söz açan büyük bir şairimiz, Fazıl Hüsnü
Dağlarca, Türkiye'nin kurtuluşu ile Türkçenin kurtuluşu
arasında koşutluk kurar. "Bağımsızlık Savaşı" adlı büyük
destanındaki "Kurtulurken Türkçe" şiirinde şöyle diyor:
«Ulus. /Ulustur / Yücedeki. / Yas mı ne / Gök mü Yansıyan? /
Ulusun / Soluğudur / Ta yiğit / Doruklardaki. / Ulusun
ulusluğu, / Doruklardan / Göğe yansır / Yalaz soluklar
gibi.»
Sorduğunuzda, şöyle açıklar Fazıl Hüsnü Dağlarca size:
«Destan, burasında arı dil bilincinin Osmanlıcaya sığmadığı
yerdir. Dil, ulusun varlığında ağzına zorla sokulan
Osmanlıcadan kurtulurken, yurdun kurtuluşu da başlamıştır.»
Yine Ömer
Asım Aksoy, şunları yazmıştır:
«Kurtuluş
Savaşımızın 26 Ağustos gibi bir de 26 Eylülü vardır. Biri,
Türk yurdu üzerine egemenlik kurmaya çalışan yabancı ulus
ordularını tepeleme atılımımızın başladığı gündür. Öteki
Türk dili üzerine egemenlik kurmuş olan yabancı dil
ordularını ulusal dilimizin sınırları dışına çıkarma
atılımızın başladığı gündür.»
Türk Dili
Dergisi'nin 20. yılını kutlama günlerinde bunu da anımsatmak
uygun olur.
Bilindiği
gibi, birçok kez anlatıldığı, yazıldığı gibi, Türk Dil
Kurumu'nun ilk kurultayı 26 Eylül 1932 Pazartesi günü
Dolmabahçe Sarayı'nda Mustafa Kemal Atatürk'ün "huzurunda"
toplandı. Üniversite öğretim üyeleri, öğretmenler, yazarlar,
dilseverler, halk temsilcileri kurultay görüşmelerini
ilgiyle izlediler. Kurultay başkanlığına Kâzım Özalp Paşa
seçilmişti. Semih Rifat, Kurum Başkanı olarak açış söylevini
sundu.
Kurultay,
26 Eylülden 5 Ekim gününe değin sürdü. Bu coşku ile yürüyen
on gün içinde kurultaya 13 konuşma ve 20 tez sunuldu,
tartışıldı, görüşüldü ve sonuca bağlandı. Son olarak da 26
Eylül gününün kurul üyelerince bayram günü olması
kararlaştırıldı. Artık 26 Eylül, Kurul üyelerince "Dil
Bayramı" olarak kutlanacaktı.
*
Türk Dil
Kurumu'nun ilk çalışma izlencesi başlıca şöyledir: 1) Türk
dilinin başka dil aileleriyle karşılaştırılması, 2) Türk
dilinin tarihinin ve karşılaştırılmalı dilbilgisinin
yazılması, 3) Anadolu ve Rumeli ağızlarından sözcüklerin
derlenmesi, Osmanlıca sözcüklere Türkçe karşılıklar
bulunması, 4) Türkçe bir sözlüğün ve dilbilgisinin
hazırlanması, 5) Kurumun organı olarak bir dergi
yayımlanması, 6) Türk dili üzerine yazılmış yerli ve yabancı
yapıtların toplanması, 7) Terimlerin Türkçeleştirilmesi...
Mustafa
Kemal'in Yazı geçirmek üzere Dolmabahçe Sarayında bulunduğu
zamana rastlatılan Kurultay, dağıldıktan sonra, Kurum,
Ankara'da çalışmalarını sürdürmeğe başladı.
Ömer Asım Aksoy'un dediği gibi, Türk
dili üzerinde egemenlik kurmuş olan yabancı dil ordularını
Türk Dil Kurumu, ulusal dilimizin sınırları dışına çıkarma
atılımını bilinçle, başarıyla yürüttü. Zaten, Mustafa Kemal
Atatürk, «Ülkesini, yüksek bağımsızlığını korumasını bilen
Türk ulusu, dilini de yabancı diller boyunduruğundan
kurtarmalıdır.» buyruğunu vermişti. Kurum, bu buyruğa
uyuyordu.
*
1932'den
başlayarak Kurum üyeleri özveriyle çalıştılar, yurdun,
ulusun dilini geliştirmek için bir karşılık beklemeden
çalıştılar. Çok ve büyük, çok ve güzel işler yaptılar.
Ancak, yapılan bütün güzellikler dışlanarak, 1983 'te "Benim
babam imamdı!" diye diye söylevler veren bir güçlü, Türk Dil
Kurumu'nu, ne yazık ki, kapattı. Türk Dili Dergisi'nin 20.
yılını kutlarken bunu da yeniden anımsıyoruz! ? |