Ana sayfaya dönmek için tıklayınız.

başyazı
iki ayın içinden
öyküler
yapıtlar yazarlar
iletişim evreninden
çiçek yağmuru yapıtlar
günlük
 
 
yazarlar
künye
arşiv
iletişim

Doktor Bey

 

Anais Martin

 

"Haydee... doktorunuz geldi!"

'O', yani Doktor Bey, sokağımıza böyle söyleyerek girerdi...

Bu iki sözcüğün arkasından bir de üçüncü sözcük çıkardı ağzından ama; bu sözcüğü, sanırım, içlerinde ben de olmak üzere, hiç kimse anlamazdık, üstünde durmazdık... Nasıl dilerse öyle bağırsın. Doktor Beyimiz gelmişti ya... Önemli olan onun, sektirmeden her  gün aynı saatlerde mahalleye gelmesiydi.

Üstelik geliş zamanını da öyle iyi ayarlardı ki, tam bebekler öğle uykusundan uyanıp da evin altını üstüne getirecekken "Kurtarıcımız" gelir ve evlerin 'dekorasyon'  değiştirme  sürecini  geciktirmeyi  başarırdı...

Onun 'tok' sesini duyunca hepimiz (yani özellikle bizim sokağın genç anneleri) uzun bir ipin ucuna bağlanmış sepetlerimizi sarkıtır, sabırla Doktor beyin 'viziteye' çıkmasını! beklerdik...

Bizler sabırlıydık... Ya çocuklar? Onlar öyle "dur çocuğum" deyince dururlar mı sanıyorsunuz. Başlarlardı bir ağızdan cıvıldaşmaya, minik serçeler gibi ötüşmeye:

"Doktor Amca, önce bize gel", "Doktor Amca bizim ev arabana daha yakın" ya da "Lütfen Doktor Amca benimki çok sütlü olsun." Biz de çocukları desteklerdik: "Evet, evet Doktor Bey, n'olursunuz önce bizimkileri verin." Karşı komşu üsttekini bastırmak için daha tiz bir sesle 'haykırırdı': "Bakın Doktor Bey şöyle sütlülerinden verirsen dört tane alacağım bugün."

Böylece sokak birden canlanırdı. Çocuklar uyku sersemliğini üzerlerinden atarlar, iştahla mısırlarını dişlerken de yeni afacanlık planları kurmayı sürdürürlerdi.

Anlatmaya çalıştığım bu sevimli olay, yalnızca yaz ayları için geçerliydi çünkü, yazın 'mısırcılık'yapan Doktor Bey, kışın Moda'da bir yolun ağzında 'kestane' satardı...

Hava; sokağa çıkmak için çok uygun olmasa bile Doktor Beyin kestanelerini tatmak için dışarı çıkardım. Oğlumun elinden tutar, keyifli keyifli onun durduğu köşebaşına doğru ilerlerdik. Bir de bakardık; yazın 'mısır abonesi' olanlar, bu kez Doktor Amcadan 'kestane kebap' almak için kuyruğa girmişler!

Doktor Bey; bir yandan alıcıları ile ilgilenir, beri yandan avazı yettiğince bağırırdı: "Kestane kebap, yemesi sevap" ya da "Haydi, yetişen alıyor, Doktor Beyiniz şimdi de burada hizmetinizde" sonra yine, 'kestaneci' sözcüğünün arkasına başka bir sözcük ekleyerek alıcı toplamayı sürdürürdü...

Her şey iyi hoştu da, iki şey aklımı kurcalıyordu... Öncelikli olanı; Doktor Bey'e bu adı kim / kimler vermişti...? Bu soruya kendimce bir açıklama bulmuştum "Belki" diyordum, " kalın camlı gözlüğü, ya da çocukların yaramazlığa başlamalarından az önce 'hızır' gibi imdada yetişmesi nedeniyle birileri ona bu adı vermiştir." diyordum, ama içimden bir ses işin aslının böyle olmadığını fısıldıyordu nedense...

Öbür konu ise azıcık kişiseldi... Şöyle ki: Benim gibi yeni sözcükler öğrenmeyi (sayrılık boyutunda) çok seven biri için; sürekli duyduğu yabancı sözcüklerin kaynağına bir türlü inememek rahatsız edici bir durumdu...

Ancak buna nasıl, nereden ve kimlerden bilgi edinerek çözüm getirebileceği bilemiyordum. Doğal ki Doktor Bey'e sordum. O, tuhaf tuhaf yüzüme baktı ve: "mısırlarımı, kestanelerimi seviyorsunuz değil mi?" diye sordu. Suçlu suçlu "Evet" dedim. O da "Tamam işte, benim için önemli olan sizleri memnun etmek."

"Evet de... ben dil ve sözcük öğrenmeyi çok severim" diye azıcık üstelemeye çalıştıysam da pek başarılı olamadım.

"Ne sattığımı anlıyorsun değil mi, beğeniyorsun ya, önemli olan budur" deyip son noktayı koyarak beni susturdu.

Derken birkaç yıl önce, tam karşı daireme genç, çok genç bir Rum çift taşındı. Yeni komşularım, çok sevimli ve güleryüzlü insanlardı. Bir de küçük oğulları vardı, şirin mi şirin. Mutfağımızın ışığını görür görmez mutfak balkonuna fırlar Tia, Tia, Tiakula" diye bağırırdı. Adı Kosta olan bu minik oğlan çocuğu kısa süre sonra oğlumun ve benim 'gözdemiz' oluvermişti. Arada bir oğlum, sırf Kosta'nın sesini duyabilmek için mutfağa ışığını yakar, beriki "Tia, Tia" bağırdıkça biz de "Oriste" diye yanıtlardık . "Oriste" yani "ne var" demeyi biliyordum da, Tia'nın ne anlama geldiğini bilemiyordum. Annesine sordum "teyze" demekmiş, "tiamula" da teyzeciğim...

Aradan birkaç ay geçti ve yeniden yaz geldi...

Yaza; yani Doktor Beyimizin vizite mevsimi... Böylece yeniden oğlumla, Doktor Beyimizin yolunu gözlemeye başlamıştık....

Böylece bir akşamüstü onun; uzaktan bile tınlayan sesini duyduk. "Haydee, yaz geldi, Doktorunuz geldi"

"Oh, ne hoş!" dedim içimden, "yazla birlikte sokağımızın neşesi geri geldi..." Birden, komşumun sesini duydum "Kirye Yatro" diye sesleniyordu bizim kırk yıllık Doktor Bey'e! 'Kirye' Bay demekti ya öteki sözcük... "Ah! anladım, diye bağırmışım elimde olmadan,  'Yatro' Doktor demek."

İşte Doktor Beyin mahalleye girerken kullandığı gizemli sözcük buydu: "Yatronuz geldi!!!"

Aradan bir süre geçti...

Bir akşam karşı dairede olağandışı bir devinim vardı. Daire kapıları açılıyor, kapanıyor, mutfakta birileri koşuşturuyor. İlginç olanı, mutfağımızın ışığı yandığı halde, Kosta'nın "Tia, Tia"sını duymamıştık. Birden: "Ah!" dedim oğluma "sanırım Kosta hasta, karşı evdeki kaynaşmanın nedeni bu." Sırtıma bir hırka alıp doğru karşı daireye...

Komşum kapıyı açtığında gördüklerim beni öyle şaşırttı ki "A, a" diye bağırmışım.

Odanın ortasında koca koca iki leğen su. Birinin buğusu tütüyor, belli ki epey sıcak. Ama beni "A, a" diye bağırtan su dolu leğenler değil, Doktor Bey'di!

Evet... Doktor Bey, bizim Kosta'yı kucağına almış su dolu leğenlere batırıp çıkarıyordu. Bir yandan da "Hayde pedimu, hayde mikromu" deyip duruyordu. Yani "Haydi çocuğum, haydi küçüğüm" diyerek Kosta'nın ateşini düşürmeye çabalıyordu... Derken bizim Kostacık, birden beni fark etti ve "Tia, Tia" diyerek kollarıma atıldı. İşte o anda odada bir bayram havası esmeye başladı... Çığlıklar atılıyor ve tüm aile Doktor Bey'i kutluyor, teşekkür ediyordu. Beriki utangaçça, ağzının içinden bir şeyler mırıldanırken komşumun "Efharisto Kirye Yatro" yani "Teşekkür ederim Doktor Bey" dediğini duydum. Başımı onlardan yana çevirince Doktor Bey'le göz göze geldik. Kalın camlı gözlüklerinin arkasından beni şöyle bir süzdü ve "Öğrenmek istediğin sözcükleri bir bir çözdün değil mi?" deyip yanıtlamama olanak tanımadan şöyle sürdürdü: "Bir zamanlar Atina'da çocuk doktoruydum, ama kendi öz oğlumun derdine umar bulamayınca mesleği 'terk' edip Türkiye'ye geldim. Hiç değilse burada mısırlarım ve kestanelerim çocukları mutlu ediyor."

"Ama", dedim kekeleyerek, "Kosta'nın hayatını kurtardınız..."

Ne yazık ki bu sözlerim ona ulaşamadı. Çünkü Doktor Bey çoktan vizitesini bitirip gitmişti.


 bilgi@turkdilidergisi.com   -   2000-2006