Ana sayfaya dönmek için tıklayınız.

başyazı
iki ayın içinden
öyküler
yapıtlar yazarlar
iletişim evreninden
çiçek yağmuru yapıtlar
günlük
 
 
yazarlar
künye
arşiv
iletişim

"Borodino Savaşı"nı Gördüm

 

Ahmet Miskioğlu

 

19. yüzyılda, bütün Rus ileri gelenleri, yazarları, ordu komutanları, subayları, devletin bütün büyükleri, Fransız hayranıydılar. Fransa'dan da her alanda çok etkilenmişlerdi. Öyle ki, ileri gelenlerin salonlarında, saraylarında Fransızca konuşuluyordu. Tanınmış ailelerin çocukları, kendi aralarında, Rusça konuşurken dillerinden Fransızca sözcükler, tümceler kaçırıyorlar, ardından büsbütün Fransızca konuşmaya başlıyorlardı. Hepsi Fransızcayı öğrenmişlerdi. Fransızcayı Rusçaya yeğledikleri birçok zaman oluyordu.    Özetle söylemek gerekirse, Ruslar Fransızları seviyordu diyebiliriz.

*

Bütün Avrupa'yı ele geçirip İmparator diye anılmaya başladıktan sonra, Napolyon, Rusya'yı da ele geçirmeye karar verdi.

Napolyon, asıl o zaman, Osmanlı İmparatorluğu gibi büyük bir imparatorluk kurmuş olacaktı. Zaten o, imparator olmadan önce, işsiz bir subay iken, Osmanlı İmparatorluğu'na baş vurmuş, iş istemişti. Osmanlı İmparatorluğu bir iş verseydi, o, bir Osmanlı paşası olacaktı. Ve belki de bildiğimiz ünlü savaşların hiçbiri oluşmayacaktı.

Yenilmek nedir bilmeyen yiğit ordusuyla Napolyon, Rusya'ya yürüdü, ilk karşılaşmada, Fransızlar, Rus askerlerini darmadağınık ettiler.

Fransızları seven, Fransızlara hayran olan Rusya, bu beklemediği (Ya da beklediği diyelim.) saldırı karşısında hemen kendini savunmaya karar verdi. Düşmanın egemenliğini, onları bir zamanlar sevmiş olsalar da kabul etmeyeceklerdi.

*

Çar, yaşlı ve çok deneyimli, ayrıca herkesçe çok sevilen bir komutanı, "Kutuzof'u başkomutan olarak Rus ordularının başına getirmişti.

Deneyimli başkomutan Kutuzof, orduyu, bütün Rus topraklarını savunacak bir düzene koyarak Fransızların gelmesini beklemeye başladı.

Çarın güçlü haberalma örgütü, her gün düşmanın devinimlerinden bilgiler getiriyordu Kutuzof a.

Rus ordusu, üstün donanımlı olarak savaşmayı bekliyordu.

Bir süre sonra Fransızlar, Rusların karşısına gelip saldırı düzenine girdiler.

Genç Rus ordusu, Kutuzof'un saldırı buyruğunu bekliyordu. "Saldırıp şu Fransızları kovalım ülkemizden!" diyorlardı. Heyecanla bekliyorlardı. Yaşlı, deneyimli, Kutuzof, saldırıya hazır, sabırsız, coşkulu Rus ordularına, başkomutan olarak   ilk komutunu verdi:

«Bütün  Rus orduları! Geri çekilin! Arkamızdaki yaylaların arkasına değin

geri çekilin!»

Rus erleri ve subayları, savaşmak isterken, savaşmaya hazır iken, "Hücum" komutu beklerken, "Geri çekilin!" buyruğuna sanki gücendiler.

Çok sevdikleri çarlarının başkomutan atadığı deneyimli Kutuzof'un buyruğuna uyarak geri çekildiler. Ancak,

"Niçin, niçin geri çekiliyoruz?" diyorlardı birbirlerine.

Sayıları Fransızlardan çok daha az olan Ruslar, yeni tabyalar oluşturdular, Bataryaları yerleştirdiler. Napolyon, aldığı topraklarla yetinmeyip daha ileriye de yürürse, yeniden saldırırsa, onu ilerletmeyecekler, ülkeyi savunacaklardı. Ülkelerinin

yarısı ellerinden çıkmıştı.

*

Napolyon ilerlemeyi sürdürdü.

Bütün dünyanın imparatoru olmaya karar vermişti. Zaten yenilmek nedir bilmiyordu da. Hangi ülkeye yürüdüyse orayı alıyordu. Girdiği kentlerin halkları ona boyun eğiyorlar, hemen delegelerini gönderiyorlar, Napolyon'un düzenine katılıyorlardı. O da, bu duruma çok seviniyor, mutlu oluyordu. Kendine güveni arttıkça artıyordu.

Rus ordularıyla Napolyon, yeniden karşı karşıya geldiği zaman, Kutuzof, hiç kimse beklemezken, bu kez de geri çekilme komutu verdi.

«Rus orduları, geri çekilin, Moskova önlerine, oradaki tabyalara değin çekiliyoruz, bataryalar oraya yerleşecek!»

Bu duruma bütün Rusya şaşırdı. Olamazdı böyle bir şey! Niçin geri çekiliyorlardı, niçin varsıl Rus toprakları Napolyon’a bırakılıyordu!

Kolordu komutanları, tümen komutanları, yüksek rütbeli subaylar, bütün subaylar... karşı hücuma geçmek istiyorlardı. Olamazdı böyle bir şey, Rus toprakları Napolyon’a bırakılamazdı!

Başkomutan Kutuzof için Çar'a başvurdular. Kutuzof’tan herkes yakınıyordu.

"Niçin geri çekiliyoruz, niçin Rusya'yı Napolyon’a bırakıyoruz?" diye konuşuyorlar, Çar'dan duruma el koymasını istiyorlardı..

Çar, Kutuzof’a sordu:

"Neler oluyor, niçin geri çekiliyorsunuz?" diye sordu.

Kutuzof'un davranışı çok ilginç oldu:

Kutuzof, Çar'dan başkomutanlık görevinden alınmasını rica etti. Kutuzof yaşlıydı, yorgundu, beceriksizdi, "Başkomutanlık görevini benden alınız, daha genç, daha sağlıklı, daha becerikli birine veriniz lütfen" dedi sevgili Çar'ına saygıyla.

Çar:

" Hayır, dedi, başkomutanlık görevini sen yürüteceksin!"

Ve, Kutuzof, Rus ordularını, Moskova önlerine değin geri çekti.

*

Geri çekiliş de kolay olmuyordu. Rus orduları, yavaş yavaş Smolensk'e, oradan da Borodino'ya değin  geriliyordu. Fransızlar ise,  gittikçe  artan bir hızla ilerliyordu. Smolensk’de kimi vuruşmalar olmuştu. Napolyon, Dorogobuj’da, Tsarevo Zaymişçe'de çatışmaya girmek için hep fırsat kolladı. Rus ordusu Kutuzof'un yönetiminde, bir türlü çatışmaya yanaşmıyordu. Bu kez, Napolyon doğrudan doğruya Moskova'ya yürüme buyruğu verdi.

Ve sonunda İki ordu, Borodino'da kapıştı.

Her iki ordu da darmadağınık, darmaduman oldu. Kimin yendiği, kimin yenildiği belli değildi. Her iki orduda da çok ölü, çok yaralı vardı. Ölüleri toplamak, yaralıları taşımak, bir yandan da savaşmak... İki taraf da duraklamıştı... Duraklamak ise, saldıran taraf için, yitirilmiş bir savaş sayılması gerekirdi. Napolyon da bunun bilincindeydi. Ordu karmakarışık olarak duraklamıştı.

*

Çar'dan almış olduğu yetkilerle donatılmış olan Kutuzof, Moskova'nın bütün altyapısı yok edilerek boşaltılmasını istedi.

Moskova, boşaltılıyor muydu? Bu nasıl olurdu?

Moskova'nın duvarları dibinde savaşım verip Moskova gönüllüleriyle birlikte orada ölmek istiyorum diyenler vardı.

Kutuzof, son komutunu da verdi; orduların Moskova'nın gerisine çekilmesini istedi.

Oysa Borodino savaşını Ruslar kazanmıştı. Kutuzof, Rus ordusunun bu utkusunu Çar'a da resmen bildirmişti. Ancak, bu ölçüde ölü ve yaralının bulunması, Kutuzof'u çekilme kararı vermeye zorladı.

*

Savaş kazanıldığı halde, savaş alanından çekilme kararı, Moskova'yı bırakmak ve yakmak eylemi, inanılmaz bir olaydı. Napolyon’a Rus ordusunun Moskova'nın gerisine çekilmekte olduğu haberleri geliyordu.

Rus birlikleri Moskova üstünden Riyazan yoluna çekildiler. İlk taburlar, gece

devinime geçtiler. Dorogomilof köprüsünü aştılar. Dorogomilof'un dış mahallelerinden

de çıktılar. Napolyon, ordusunun başında olarak, Paklonnaya dağında görünümü

seyrediyordu.

*

Rus ordusu gitmişti. Moskova delegeleri artık gelip Napolyon'un ayaklarına kapanmalıydı. Paklonnaya dağında Napolyon, gelip ayaklarına kapanmalarını bekledi, durdu.

Moskova'dan gelen yok!

Çok bekledi; Moskova'dan hiç kimse gelmedi!

Fransız orduları, Napolyon'un top atışıyla verdiği "işaret'le yürüdüler; Tverskaya’dan, Kaluga yolundan, Dorogomilof'tan Moskova'ya doğru... Napolyon’un kendisi de Komerkolejkaya tabyasına geldi. Moskova'dan gelecek, ayağına kapanacak delegeleri orada beklemeye başladı.

*

Fransızlar, Moskova'nın boşaltılmış olduğunu, altyapısının yok edildiğini görünce "dehşet" içinde kaldılar. Sıcaklık da sıfırın altında 42 derece!

Napolyon için ve bütün orduları için, korkunç bir durum...

Kutuzof da Moskova dışında kurnaz tilki gibi bekliyordu. Yaşını almış, deneyimli, kurnaz tilki...

Napolyon, ilk kez çok korktu: Başına büyük bir "felaket" geleceğini düşündü. Kaçmaktan başka çıkar yol yoktu. Gerçekten kafasına "dank" deyince, hemen "hassa ordusu"nu alarak Moskova'dan kaçtı, arkasına bakmayarak... Moskova'da yalnız beş hafta dayanabilmişti. İşte şimdi yaşlı, kurnaz tilki Kutuzof’a gün doğmuştu: Rus ordularına "Hücum!" komutu verdi. Bu komut üzerine, Ruslar, Fransızlara hırsla saldırdılar... Napolyon, "hassa ordusu"yla birlikte canını kurtardı ama, ordularının yarısı Rus ovalarında, Rus yaylalarında can verdiler...

***

RUSYA'DAYDIM

Temmuz ayında Rusya'daydım.

Türkiye'den ayrılırken, niçin Rusya'ya gidiyorsun diye sordular. Yanıtladım:

1. Nazım Hikmet'i göreceğim.

2. Borodino müzesini gezeceğim. Her iki isteğim de yerine geldi.

Rusya' da her şey büyük düşünülmüş. Caddeler çok geniş, sokaklar çok büyük, alanlar da, bir ucundan öbür ucuna değin gidemeyeceğiniz denli geniş alanlar! Geniş mi geniş... Rusya'da öyle kaldırımlar var ki, bizim büyük caddelerin genişliğinde...

Dikkatimi çeken bir şey: Her yerde Lenin'in büyük boy yontusu var. Her şeyi geniş düşündükleri gibi, yontuları da çok büyük yapmışlar. Stalin'in yontusunu gezdiğim hiçbir yerde görmedim.

Moskova metrosu, Paris metrosundan çok büyük! Çok da kalabalık. Caddeler tenha, metrolar kalabalık... Herkes, bir yerlere giderken metroyu kullanıyor, bu apaçık belli.

Metroda, yürüyen hızlı ve dik merdivenlerle çıkarken ya da inerken birçok kişi kitap okuyor. Metronun hızlı trenlerinde de birçok kişi kitap okuyor. Yine dikkatimi çeken bir şey: İnsanlar temiz giyimli. Kadınları açık tenli ve çok güzel.

Moskova'da, St. Petersburg'da büyüklü küçüklü herkes sigara içiyor. İçki de çok içiyorlar.

Rusya'da, Ruslar arasında, Türkçe bilenler var. Moskova'da kaldığımız Cosmos otelde, Rus olduğu apaçık belli olan bir görevli, düzgün bir Türkçe ile, sorduğumuz soruyu yanıtlayabildi. St. Petersburg'da da var. Hele bir tanesi, çok güzel Türkçe konuşuyor. Adı Anna Rumyantseva, güzel Türkçe konuşması şaşırttı beni. Sordum, "Çok güzel Türkçe konuşuyorsunuz, nerede, nasıl öğrendiniz?" dedim. St.Petersburg Üniversitesi'nde Türkoloji bölümünde okumuş. Orada öğrenmiş. Demek ki, St.Petersgurg'da da "Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü" varmış. Ben, yalnız Moskova'da var sanıyordum. Prof. Dr. Tofık Melikov, Fazıl Hüsnü Dağlarca'nın şiirlerini Rusçaya çevirdiği sıralarda anlatmıştı, Türkçe bilenler olduğu gibi Türk yazını ile de ilgilenenler varmış Rusya'da.

*

BORODİNO MÜZESİ

Borodino müzesi, Moskova'nın en güzel caddelerinden sayılan Kutuzof caddesinde. Caddenin boyu dört kilometreymiş.

Borodino müzesine girmek için, dış kapıdan, önce yemyeşil bir bahçeye gireceksiniz. Bahçede Borodino savaşının başkomutanı Kutuzof'un at sırtında büyük boy yontusu var.

Birkaç ayak merdivenden sonra ana kapıdan müzeye giriyorsunuz. Geniş alanda oturup dinlenme yerleri...

Birkaç ayak merdivenle sergi salonlarına giriyorsunuz. Borodino savaşına katılan birçok subayın, komutanın fotoğrafları, orduların karşılaşma durumunu gösteren büyük boy fotoğraflar... Savaşan orduların resimleri... Camlı bölmelerde asker, subay,

general türlü rütbelerde giyim örnekleri...

Bir hayli oyalanıp her şeyi izledikten sonra daha üst kata çıkıyorsunuz.

Üst kata çıkınca şaşırıyorsunuz. Kendinizi dev bir başka dünyada duyumsuyorsunuz. Şaşkına dönüyorsunuz. Sanki bulunduğunuz boyuttan başka bir boyuta geçmiş de 19. yüzyılın başlarına gelmişsiniz. Artık kendi yüzyılınızda değilsiniz 19. yüzyılın başlarına Borodino savaşının ortasına düşmüşsünüz. İnanamıyorsunuz ama gerçek: İşte Smolensk köyü, İşte Dorogobuj; Tsrevo, Zaymişçe, Dorogomilof, Paklonnaya, Komerkolejkaya... Ya saratof köyü, Gorok köyü, Şavardino, Somyonoskoye... Hepsi yıkılmış, yakılmış... Alevler hâlâ yanmakta... Şu koca at devrilmiş, sürücü komutan ayağını kurtarmaya çalışıyor. Fransızlar, Ruslar... toplar, çadırlar, köyler, dağlar, tepeler, ovalar... Canlıdan daha canlı... Bütün savaş alanı. Gökyüzü, yeryüzü, sonsuz bir genişlik, sonsuz bir savaş... Size başta anlattığım Borodino savaşını burada, olduğu gibi, baştan sona görüyorsunuz, yaşıyorsunuz.

"Haydi, yeter" dedi eşim.

Kendimi toparladım.

"Kim, hangi sanatçı bu canlandırmayı yapmış? Korkunç güzel... Keşke Kurtuluş Savaşı'mız için bir müze açsak, Kurtuluş Savaşı'mızı böyle canlandırabiİsek" dedim. Üstelik Turgut Özakman'ın hazırladığı senaryo var elimizde. "Çılgın Türkler'"i bir müzede böyle canlandıramaz mıyız? Ama nerede şimdi? İktidarda ulus düşmanı, "tesettür" tüccarı, şeriatçı kafa varken nerede o güzellikler?

Borodino savaşını böyle canlandırabilen sanatçıları kutlamak gerekir. Yukarıda anlattığım Borodino savaşını capcanlı görmek isteyen arkadaşlara, Moskova'ya gidip görmelerini öneririm. Ben orada Borodino Savaşı'nı gördüm.

Müzeden çıktıktan sonra, Kutuzof caddesinde yürüdük. Biraz daha yürüyelim, biraz daha diye diye Arbat sokağına değin geldik. Orada bir kafede oturup hem yorgunluk giderdik, hem Rus çorbalarından, Rus böreklerinden tattık. İlginç bir durum: Arbatlar'da bir kafede Türk müziği dinledik: Tarkan, meğer ne ölçüde ünlüymüş!

Rusya'da kilometrelerce yürümek çok yormadı beni. Yorgunluğa dayanabildim. Oysa İstanbul'da beş dakika yürüdüm mü yoruluyordum, yürümeyi bırakıyordum.

 

NAZIM HİKMET SEÇKİNLER GÖMÜTLÜĞÜNDE

Moskova'da "seçkinler gömütlüğü"ne de gittik. Nazım Hikmet'in seçkinler gömütlüğü (Novodeviçiy)nde bulunduğunu biliyorduk.

Nazım'n son olarak İstanbul siluetini seyrettiği Mühürdar kafelerinden aldığımız toprağı ve özel olarak seçtiğimiz küçük boy Türk bayrağını onun gömütüne yerleştirdik.

Nazım Hikmet, orada, Türk ozanının onuruna yakışır bir biçimde korunuyor. Başındaki büyük boy tunçtan kabartma, bir sanat yapıtı...

Orada fotoğraf da çektirdik. ?


 bilgi@turkdilidergisi.com   -   2000-2006