|
Halk Bahçesi
Tahsin Şimşek
Nurer Uğurlu'nun Divan Bahçesi adlı yapıtının
kapağı, renkleriyle, çağrıştırımlarıyla bana nasıl
da çekici geldi bir bilseniz! Siyah zemin üzerindeki
kırmızı gül. Doğrusu dudak uçuklatacak cinsten. Ama
o gül, hasbahçenin gülü. Aşı gülü.Tam da Topkapı'nın
bahçesine yakışıyor; birkaç soyun karışımı. Kim
bilir hangi gizli eller aşılamış? Dört duvar içinde
olduğuna göre sanırım gizli kapaklı yanı da pek
çoktur. O dünya, seviciler dünyasıdır bir bakıma. O
gül, sakız köçeklerinin kulaklarına daha çok
yakışmaktadır.
Divan bahçesinin gülü yanında bir de halk bahçesinin
gülü var. O gül, hep göz önünde. O gül, yaban
gülüdür, orman gülüdür, sarmaşık gülüdür. Kulağa
öylesine sokuluvermiş güldür. Fosforlu Cevriye'nin
kulağındaki gül.Yaban dünyanın, köpeği bile gülsüz
değildir. Meyveye duran o köpek gülleri bir de
bakarsınız akşam olmadan kuşburnu oluvermiş. Hem
orada salt bülbüller değil, ibibikler de öter.
Üstelik halk bahçesinin gülü, tepeden tırnağa
dişidir. Bu nedenle halk bahçesinin şiiri de hep
dişidir. "Ak sinede sabah namazı kılmak”tır
orada şiir.
Şair olmak, halk bahçesinden gül dermeyi bilmekle
olanaklıdır. Merak ederim TDK'nin Derleme
Sözlüğü'ne, kaç şairimiz açıp bakmıştır; halkın
somutlama becerisine, varsıllığına tanık olmuştur?
Şiirin, yaban dili yaşatmakla ilgisini
araştırmıştır? Şiirin Darvin'i olmaya özenmiştir?
"Yaban Düşünce"nin kapağını açmıştır?
İşte bu sorular, beni çocukluğuma götürdü.
Karacasu'nun Işıklar köyünde konuşulan dile. Anamın
dilinden "anadil'ime. "Doğallık, somutlama,
çağrıştırım, duruluk..." pınarının başına. Kısacası
"şiir"e götürdü. Anamın dilindeki bu sözcüklerin,
bir ikisi dışında, en çok kullanılan anlamlarını
vermeyi uygun buldum. Kullanımlarını, baştan sona
konusu şiir olan tümcelerle örnekledim. Belki de
şiire ve şiirime bir kapı aralamayı düşündüm. Bir
ozanın bilinç altında da şiir yatar. Siz bunlara,
şiir üzerine "ders notları" da
diyebilirsiniz. Sabahattin Kudret Aksal'ın "Şiir
Üstüne Notlar "ı, İlhan Berk'in "Şiirin Gizli
Tarihi, Adlandırılmayan Yoktur", Ferit
Edgü'nün "Ders Notları" gibi...
TDK'nin Derleme Sözlüğü'nde,
sözcüklerin ağız özellikleri korunmuş. Ben, bunu
doğru bulmadım. Ekin dilimizin kurallarına uygun
davranılırsa, dile yeniden kazandırabileceklerini,
şiir dilinde yer alabileceklerini düşündüm.
Sözgelimi benim köyümde "p,t" sert ünsüzleri ve "r"
hiç kullanılamaz: "Kargı var, kargıcık var; kargı
var parmak kadar, kargı var tırnak kadar..." denmez
de "gagı va, gagıcık va; gagı va hamak kada, gagı va
tınak kada... " denir. Nasıl dendiğine değil, nasıl
denmesi gerektiğine önem verilmelidir diyorum. Çoğu
dilbilimcimizin temel ilke olarak benimsediği "Dil,
dilbilgisinden değil; dilbilgisi, dilden doğar."
yargısına her konuda hak versek bile, ekin diline
uygun söyleyiş konusunda ödün veremeyiz. Çünkü
"ulus" ve "dil" birbirinden soyutlanamaz.
|