Ana sayfaya dönmek için tıklayınız.

başyazı
iki ayın içinden
öyküler
yapıtlar yazarlar
iletişim evreninden
çiçek yağmuru yapıtlar
günlük
 
 
yazarlar
künye
arşiv
iletişim

 

Kızıştıkça Kızışan Kavga

 

Ahmet Miskioğlu

 

Aralık 2005'te "Kızışmış Savaş!" diye bir yazı yazdım. Bu yazıyı Ocak 2006 sayımızda yayımladım. Baştaki hükümetle bütün devlet kuruluşları arasında geçmekte olan acımasız savaşı söz konusu ediyordum. "Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti"nin, "Türkiye Cumhuriyeti Devletin"i yok etmeye çalıştığını, Hükümet'in Devlet'e düşman olduğunu açıklıyordum. Türk ulusunun büyük bir tehlike karşısında olduğunu, bunu artık kör gözlerin bile görmesi gerektiğini vurguladım. Bu arada Namık Kemal'in şu dizelerini de anımsattım okurlara:

"Vatanın bağrına düşman dayamış hançerini

Yok mudur kurtaracak bahtı kara maderini? "

Hem Türkiye'den hem yurtdışından, özellikle Almanya'dan birçok okurumuz, telefon ederek beni yüreklendirmeye çalıştılar. Birçoğu, "Bu yazının altına ben de imzamı atarım!" diyordu.

HİÇ GÖRÜLMEMİŞ BİR EYLEM

AKP hükümeti, yönetimi ele geçirir geçirmez bir "türban sorunu çıkardı ortaya, "bir türban eylemi"... Kargaşayı da kendisi körükleyerek... İnanılamaz! Evet, inanılmaz bir olaydı bu! Hükümet, Devlet'e karşı oluyordu!... Bu konuda, gizi bir amacının, bir kararının bulunduğu seziliyordu. Yönetimi eline geçirmişti ya Devlet in bütün kurallarını, bütün niteliklerini, her şeyini isterse alt üst edebilirdi alt üst etmek istiyordu! Dahası, yabancılara "peşkeş" çekebilir, Türkiye'yi satabilirdi de. Öyle düşünüyor olmalıydı ki, acımasızca eyleme geçti. Kuşkusuz, kılıf hazırlayacakta halkın tepkisini önleyebilmek için... Bir süre böylece göz boyadı.

Türkiye'de hiçbir dönemde böyle bir sorun olmamıştır. Ne İmparatorluk, ne Meşrutiyet, ne de Cumhuriyet dönemlerinde... Kutsal din duygusunu, başörtüsünü öne çıkararak ısrarla sömürmek ilk kez AKP hükümetinin eylemlerinde görüldü.

Bir de. Başbakan, her gittiği yerde "Şeyhülislam"mış gibi camiye koşuyor ve camiye girişlerinde, camiden çıkışlarında siyasal demeçler veriyordu; vermeyi de sürdürüyor, sürdürmeye de kararlı görünüyor. Herkes soruyor: Ne yapmak istiyor bu Başbakan?' Bir yerlere iletiler mi göndermek istiyor? Suudiler'e mi, İran'a ya da tarikatçılara mı?   Ya da Türkiye'yi yıkmak isteyen gizli düşmanlara mı iletiler göndermek istiyor? Kimlere?

Başbakan, yanında gezdirdiği başı sımsıkı bağlı, sıkmabaşlı bayanla da bir yerlere iletiler mi göndermek istiyor? İnatla, ısrarla...

Hükümet, "Devlet"e o ölçüde karşı ve düşman duruyor ki, buna "Olamaz böyle şey" diyerek şaşırıyoruz.

Hükümet üyeleri, "Devlet"i Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) bile "şikâyet" ettiler: Düpedüz, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni mahkemeye verdiler. Türkiye'de -onlar yönetimi ele geçirmeden önce- kamu alanlarında, devletin yüksek birimlerinde kesinlikle, çarşaf, burka, sıkmabaş gibi ortaçağdan kalma Türk kadınını küçültücü giyinişler yoktu. Bu küçültücü giyinişleri, onların eliyle Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'nin üyeleri, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde bize karşı savundular!

Kadının "esir" oluşunu, özgürlükmüş gibi "yutturmaya" çalıştılar. Türkiye'de hiç görülmemiş bir eylem bu! Ortaçağ'ın utandırıcı kılığını, kadının ezilmişliğinin simgesi olan giyimi özgürlükmüş gibi sunmaya kalkmak ve "türbana özgürlük" savsözü ile herkese yutturarak kadın tutsaklığını yerleştirmeye çalışmaktır bu... Bu tutumlarını ısrarla yineleyerek belki bize yutturabilirler ama, AİHM'ne yutturamazlar. Nitekim, yutturamadılar.

Avrupa; bu ortaçağ kafalılığımızı, yönetimi Türkiye'de ele geçirenlerin uygar insanları güldüren eylemlerini kuşkusuz not etmiştir; ileride bize karşı kullanmak üzere not etmiştir...

Evet, AKP'nin türban ısrarı, türban inadı Türkiye'ye zarar veriyor. Türban, bizi Avrupa'ya yaklaştırmıyor, Avrupa'dan uzaklaştırıyor! Zaten bu kılık, hiç de Avrupa'ya yakın değildir; tam karşıtı olarak Avrupalı için çok uzak ve çok sevimsizdir. Ve gülünçtür. Avrupa görmüş aydınlarımızın birçoğu bu durumu çok iyi bilirler.

Tutumları, gerçek bir "rejim" sorunudur. Bu sorunu yaratan, başbakan da olsa, dışişleri bakanı da olsa, meclis başkanı da olsa büyük bir suçtur. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne karşı işlenmiş korkunç bir suçtur. Rejimi değiştirmeye kalkmak, kan dökmek demektir. Alıştıra alıştıra, uyuştura uyuştura nereye değin götürecekler?

Bir gün, bütün bunların hesapları sorulacaktır!

 

İSVEÇ KRALI'NI KARŞILARKEN

İsveç Kralı Kari Gustaf ile Kraliçe Silvia Türkiye'ye geldiği zaman, sergilenen görünüm gerçekten Türkiye Cumhuriyeti için istenmeyen bir görünümdü. Utandırıcı bir görünümdü.

Biz, bütün dünyaya Türkiye Cumhuriyeti'nin uygar, çağdaş bir devlet olduğunu, cumhuriyetimizin kuruluş yıllarından beri duyurmayı sürdürmüştük. Bunun için bir giysi giyim yasası (kılık kıyafet kanunu) çıkarmıştık. Sıkma başlı karikatürlerle Avrupalıların bizi alaya almaları durumunda onlara çok güceniyorduk. Onlara: "Hayır, biz böyle değiliz, biz, çağdaş bir ulusuz," diye yanıtlar veriyorduk.

Cumhurbaşkanımız Ahmet Necdet Sezer, eşi Semra Sezer'le birlikte konukları karşılamada, ağırlamada çağdaş görünüm sergileyerek yüreklerimize su serptiler, Avrupalı olduğumuzu, uygar ve çağdaş olduğumuzu gösterdiler ama, yönetimi haksız yere ele geçirmiş olan hükümet üyeleri sıkmabaşlı eşleriyle Avrupa'ya karşı yüzümüzü kızarttılar; bütün Türkiye'yi utandırdılar.

Fotoğraflar, Hürriyet gazetesinin 4 Haziran 2006 günlü sayısında Murat Bardakçı sayfasında olduğu gibi görüntülendi."İSVEÇ KRALI, DEVLET PROTOKOLÜYLE" diye yazıyor altında. Görünen şöyleydi: İki sıkmabaşlı, birbirine "sırıtarak" el sıkışıyorlar. Biri meclis başkanının, biri de hükümet üyelerinden birinin karısı... Arkada da çağdaş giyimli, gerçek Avrupalı Kraliçe Siivia... Doğrusu bu yakışıksız görüntü, Türkiye adına utandırdı herkesi... Böyle devlet protokolü olur mu? Çağdaş Türkiye Cumhuriyeti'ne yakışır mı? Bu türban ısrarı, bu türban inadı, batıracak Türkiyemizi!

Cumhurbaşkanımızın karşılama biçiminden kıvanç duyduk ama, bu sıkmabaşların görünümünden utandık. Yazıklar olsun Türkiyemize!

Osmanlı Padişahlarının soyundan olan son Halifenin torunlarını da görmeye gitti konuklarımız.

Halife'nin torunları, Modern Türkiye'nin kurallarına uygun olarak, Avrupalı gibi giyiniyorlar. Atatürk ilkelerine uymuşlar; çağdaş bir görüntüyle çıktılar Kralla Kraliçenin karşısına. Hürriyet gazetesinin Murat Bardakçı sayfasında onlar da görüntülenmiş. Hiç olmazsa onlar utandırmadılar bizi. Normal, çağdaş, Avrupalı bir görünüm sergilediler.

Bizimkiler ise Arınç'ın eşi Münevver Arınç ile Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler'in eşi Mehtap Güler, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasından önceki giyim ile, geçmiş çağlardan, ilkel dönemlerden kalma baş biçimiyle görüntülendiler.

Ne korkunç inat bu!

Gerçekten korkunç inat!

Zaten Sayın Arınç da "İnadına Meclis Başkanı olurum!" dememiş miydi? Anımsamayan var mı bu sözlerini Meclis Başkanı'nın?

"Biz Avrupalı olamayız!" diye bağırmakla eşdeğer bir inat bu! Bu, dinsel görünüm sergileyen sıkmabaşı savunarak, Atatürk ilkelerine, laikliğe, çağdaşlığa, Avrupalılığa da ters düşmek değil midir?

Ulusvekili olduklarında, Meclis kürsüsüne çıkıp andiçmişlerdi.

Bütün ulusvekilleri, «... demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti ve Atatürk ilkelerine bağlı kalacağıma...» diye namus ve şerefleri üzerine andiçmişlerdi.

Yüce Türk ulusunun yüce meclisinin bütün üyelerine içtikleri andı anımsatmak gerekmiyor mu şimdi? Evet, laikliğe, çağdaş devlet kurallarına, Atatürk ilkelerine aykırı düşünce taşıyan bütün yetkililere meclis kürsüsünden, bütün ulusun önünde andiçtiklerini anımsatmak gerekiyor.

İşte böyle, Cumhuriyet kurallarına, Atatürk ilkelerine, çağdaş giysi ve giyime Halife torunları uyuyor, Arabistan Büyükelçisi'nin eşi uyuyor, Suriye Devlet Başkanı'nın eşi uyuyor, Mısır Devlet Başkanı'nın eşi uyuyor, Ürdün Kralı'nın eşi uyuyor, tek bizim AKP uymuyor ve AKP'nin Meclis Başkanı uymuyor, AKP'nin Başbakanı uymuyor, AKP'nin Dışişleri Bakanı uymuyor! vb...

Çağdaş olmaya inatla karşı çıkıyorlar! AKP ulusvekilleri birçok İslam ülkesinin bizden örnek alarak uydukları "...demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti ve Atatürk ilkelerine..." karşı çıkıyorlar! Andiçtikleri halde karşı çıkıyorlar!

Görülen odur ki, kızıştıkça kızışan bir kavga karşısındayız!


 bilgi@turkdilidergisi.com   -   2000-2006