Ana sayfaya dönmek için tıklayınız.

başyazı
iki ayın içinden
öyküler
yapıtlar yazarlar
iletişim evreninden
çiçek yağmuru yapıtlar
günlük
 
 
yazarlar
künye
arşiv
iletişim

Yapıtlar - Yazarlar

 

İncelediğim Yapıtların Beş Tanesi Daha

 

"Biraz İstanbul musun?", "Umutsuzluğun Umudu Şiirler", "Külaltı Söz", "Yarını Tanelemek". "Geçmişi Kınalı"

 

Hasan Akarsu

 

"BİRAZ İSTANBUL MUSUN?" (1)

Ozan, yazar İsmet Kemal Karadayı Tunceli-Pülümür doğumlu. Anadolu'nun on ilinde ve ilçesinde Cumhuriyet Savcısı, Üsküdar'da Başsavcı olarak görev yaptıktan sonra emekli oluyor ve bir süre de savunmanlık yapıyor. Şiirleri ve yazıları 1947'den bu yana çeşitli dergilerde ve gazetelerde yayımlanıyor. Otuzu aşkın kitabı olan Karadayı, birçok ödülün sahibi ve TYS, PEN (kurucu), BESAM (kurucu), DlL-DER, CEM-SÜR-DER (kurucu ve iki dönem başkan), üyesi. "Us-Su" adlı kitabı için yazdığım yazıda (Şiir-Den/İzler, Gerçek Sanat Yayınları, s. 165), şiirlerinde toplumcu yönün ağır bastığını, insanların acılarına tanıklık ettiğini, mazlum ulusların başkaldırısını desteklediğini, şiddete, ölümlere karşı durduğunu ye çağını sorguladığını belirtmiştim. Ozan, "Biraz İstanbul musun?" adlı kitabında son yazdığı şiirlerini ve düzyazı şiirlerini okurlara sunuyor.

"Biraz İstanbul musun?" kitaba ad olan ilk şiir. Ozan, sevdiklerinde biraz da olsa İstanbul’u duyumsuyor. Dinlediği şarkılarla duygu yoğunluğunu yaşayınca: "Ben bunca şarkıları tutamam, kaldıramam/ Ya da durup bakarım yabansı gözlerine/ Sevmektir biliyorum en güzel..."diyor. (s.5) Evren gibi, masal gibi, sevi özlemiyle dolu olmak ne güzel. Geçmişte kalan sevilerin bir daha yaşanamayacak olması ne hüzünlü. Karadayı, sevilerin, özlemlerin ozanı. Sevilerinde eski tadı bulamayınca, eski günleri geri getiremeyince, sevdiklerini anımsayınca üzülen; ama insanları barışa çağıran, tutkulu bir ozan: "...Yorgunsunuz, biliyorum, ama ne çıkar/Benim de yüreğim yanıyor, ateşli/Sevda ile. aşk ile/ Barışını özlüyor bu toprak biraz ötede/ Siz de anın, çağırın, kim bilir nasıl

Korkuyor musunuz/ 'Evet' mi,/ Gelin benimle..." (s.8) Ellerini insanlara uzatıyor, yanıyor, yakılıyor da tutkularıyla kendini yenilemekten vazgeçmiyor Sürgünlere koşan insana, savaşım vermeyi, aşk devşirmeyi, sevmeyi öneriyor, insanoğlunun dirençli olduğu sürece kurtulacağına inanıyor. Tarihin de haksızların hakkından geleceğini biliyor. Bitmeyen yollarda, dudaklarında bir türküyle gideni, "sarışın sabahlar"da düşlüyor: "...Yürüdü/ Dert kilimiydi ova, ayaklarının altında./ Yüzü darda, gözü yolda / Yüreğinin al'ını serecekti dönünce / Sarışın sabahlara..." (s.14)Ozan, yapamadıklarını, yaşayamadıklarını sorgularken kendisiyle hesaplaşıyor. Aşkın fallarına bakarken, "Saklı kadınlar"ın da gizini çözüyor. Kimi kez sevdiklerini, kimi kez çocukluğunu ve babasını anımsayarak yurtsamayla doluyor: "Babam beni hiç dövmedi.../ Şunu oku, şunu okuma demedi ama/ Çocuk kitaplarına yatırdığım gün tüm paramı/ Başka harçlık da vermedi./ Ve kızmadı/ Şiirler yazdığım zaman/ Komşu duvarlarına..." (s.20)

İsmet Kemal Karadayı, şiirlerinde coşkulu bir iç konuşmayı yansıtıyor. Bu konuşmalarda, dirençli, kararlı, kavgalı, ödün vermeyen tutumunu da ortaya koyuyor. "Taban 1-8" şiirlerinde buna tanık oluyoruz: "...Elini tut, dilini! Gel, al, sor, kendin dene/ Geleceğe yönel, bak, yaşa yaşat yeniden/ Artır kılcal damarlarını, bitir, yak ben'ini/Dirim'i ör özetle, göster onu derinden... (s.22) Anılarım tutuşuyor, çıldırtmayın yanımı/ Dört başı bayındırsam işlerim us iledir... (s.27)... Bu ne vahşet, bu ne kin! Can vermede insanlar/ Ya kaçıncı bu zulüm, kan izi alanlarda/ Devrim mi? O ancak akıl ile alınır/ Sen de bil, yürü, çalış! Kalma karanlıklarda.”(s.29) Ozan ulusal direnişimizi önemsiyor; çünkü ter ve ürün için, "en güzel günler için" çoğalarak, "bitmeyen bir ışığa doğru" yürüdüğümüzü ve özgürlüğümüzü kazandığımızı biliyor. Şimdiyse, yaşanan işgallerle, işkencelerle, dünyanın düşmeyeceğine, insanların ezilmeyeceğine, herkesin özgür olarak evrenseli yaşayacağına inanıyor. Bir sevgilinin gidişi, ozanı yüreğinden yaralıyor; çünkü onunla "Çağ çiçeği açıyor! Çürüyor ne varsa tarihin toprağında." Aşkın, aşkla söylenmesini savunurken, aşkın "eylemli" olduğunu da vurguluyor. Sevginin yerde kalmayacağını belirtirken ne güzel tanımlıyor:" O kendini sunmaktır toz köpük çağlayanlara/ Yüreğini yarıştırmaktır uğun uğun sevmek/ Ulularla,.."(s.38) Aydınlığa sevgi ile gidileceğini bildiği için sevmeyi savunuyor. Ozanın "Düzyazı Şiirleri"nde, şiirselliği yakaladığı gözleniyor. Değişik konularla, izleklerle ilgi çekici bir anlatıma yaslanıyor: "...Sev! Sevmeyi öğren, tüm bilgi birikimin, bilincin ve içtenliğinle. Sezgilerin, ilginçliklerin tamamlasın sevme gücünü...Dön yüzünü güzelim, Gündoğusu acılarla doludur. Uğraşım var, gel. Böyle çözülür kara sevdaların gizemi, büyüsü... Özümle özlemimi, uzatma..." (s.50-51)

Ozan, yazar İsmet Kemal Karadayı, şiirlerinde aşkları, sevgileri, savaşları, barışları, özlemleri, ayrılıkları, devrimci savaşımları etkileyici bir dille anlatıyor. Onun dirençli, devrimci, sevgi dolu yüreği dize dize yansıyor şiirlerine. Irmak oluyor, çağlayan oluyor insanlık için.

 

TAŞKIN AŞAN'IN "UMUTSUZLUĞUN UMUDU ŞİİRLER"İ (2)

"Umutsuzluğun Umudu Şiirler", ozan Taşkın Aşan'ın yeni şiir kitabı. Öncekileri: Şiir se Şiir (1999), Şiir de Şiir (2000), Şiir Şairin Soluğudur (2003).

"Umutsuzluğun Umudu Şiirler" genellikle 2003 - 2004 yıllarında yazılmış. İçlerinde, değişik yıllarda yazılmış beş-altı şiir de yer alıyor. Ozan, bilmediği ırmaklarda akarak, görmediği denizlerde yüzerek, yaşamayı göre göre, dinleye dinleye, koklaya koklaya, terleyerek öğrenmekten yana. Bu nedenle toplumcu bir çizgide sürdürüyor şiirlerini. Karadeniz'de kıyılan Mustafa Suphileri unutmuyor, davalarının bitmediğini yineliyor. Halkın çektiği sıkıntılara ortak oluyor, yurdunun çocuklarını seviyor. Az ve öz sözü savunuyor, sığ sularda kulaç atanları uyarıyor. Türkülerle sarılıyor yaşama. Umutsuzlukları türkülerle dağıtıyor: "...Def et başından/ Yürek kanatan karanlığı/ Yanı başındaki yediverenleri kokla.../ Utanma türkülerimizi söylemeye/ Türküler umuttur;/ Türküler hayat!/ Türkülerde bulacaksın aydınlığı..." (s.19) Irak kıyımını yapan Amerika'ya sesleniyor: "Heyy! Yanki/ iyi bil ki sen/ Koyun postunda bir çakalsın/ Akrepsin yılansın/ Karanlığı mesken eyleyen/ Sarışın bir çıyansın...”(s.20) Bağdat kenti yanarken, sevinen, gülen insanı lanetliyor. Ekmeğini güçlükle kazanan bir emekçinin sitemlerini yansıtıyor şiirlerine, etiyle, kemiğiyle, beyniyle, yüreğiyle yaşayan emekçiyi. Yeni doğan çocuğuna    yazdığı şiirinde, sevincini, coşkusunu, mutluluğunu yansıtıyor: "Bugün duysun cümle alem/ Nur topu bir çocuğum daha oldu/Akdeniz maviliğinde gözleri/ Elleri halkımın elleri/ Kokusu ülkem..." (s.29) Ozan, insanlık uğruna savaşım veriyor, dostların olmayışından yakınıyor. Yeni Sivasların yaşanmaması için insanoğlunun uyanmasını istiyor. Güzel günlerin düşünü kurarak yaşamak, umutsuzluğu umuda dönüştürmek en önemli ilkeleri: "Yolumuz aydınların yoludur/ Yolumuz güzelliklerin yolu/ İşte bizi şair eden budur/ Yüreğimiz ... umut dolu/ Şairler, umutsuzluğun umududur."(s.40) Dilencilerin varsıllığını alaysamayla dile getiriyor: "...Bizler dilenciyiz/Çoluk çocuk, evcek dileniriz/ ...İşlemez yağmur tenimize/ Bizler dilenciyiz/ Üçüncüsü geçende bitti/ Sıra geldi dördüncü evimize!..." (s.43) Ozan, geçim sıkıntısını azaltmak için, aileleri, az çocuk yapmaya çağırıyor. Kadınların çektiği sıkıntılara üzülüyor. İzbe barlarda içki içenleri eleştiriyor. Kâhinlere sataşıyor: "Bizden sonra doğandan, biz önce öleceğiz/ Hey şarlatan kâhinler! Sizedir bu sözümüz/ Görmez göz  ile nasıl,  neleri göreceğiz?/ Varı yoğu ikidir, bin görür mü gözümüz?" (s.63)

Ozan, "Bingöl Defterinden" yansıttığı şiirlerinde, bölgenin yoksulluğunu, sömürülmesini anlatıyor. Emperyalizme hizmet eden işverenlerin tepesine balyoz gibi inilmesini, özgürlüğü engelleyen zincirlerin koparılmasını istiyor. O günün geleceğini, tüm ezilenlerin bayram yapacağını belirtiyor. Özgürlük uğruna savaşım verenlerle birlikte atıyor yüreği. Gül yanaklı çocuklarla, yalansız, sömürüşüz bir dünyada yaşayacağına inanırken kuşkularını da yansıtıyor. Üreten elleri yüceltiyor. Seslenişler önemli bir yer tutuyor şiirlerinde: "...Ey ülkemin/ Eli öpülesi anaları!/ Sizler mi doğurdunuz bu/ Özgürlük için savaşan evlatları." (s.96) "...Dostlar!/ Sevgili dostlar!/ Getirin yüreklerinizi dile/ Yırtın kabuğunu şu namussuz suskunluğun..." (s.100)

Taşkın Aşan, toplumdaki aksaklıkları, çelişkileri anlatırken, emekçilerden, özgürlükten, halktan yana bir tavır alıyor. Söyleyişlerinde içtenlikli; ancak kimi kez düz bir anlatıma yöneliyor ve açıklamaya yaslanıyor.

 

TAHSİN ŞİMŞEK'İN ŞİİRLERİ (345)

Ozan Tahsin Şimşek, 1948 Aydın / Karacasu / Işıklar Köyü doğumlu. Ortaklar İlköğretmen Okulu'ndan sonra Necati Eğitim Enstitüsü'nde okudu. Öğretmenlikten emekli oldu. Şiirleri ve yazıları, Türk Dili Dergisi, Çağdaş Türk Dili, Cumhuriyet, abece, Yeniden imece, Ardıçkuşu, Akdeniz Sanat, Akdeniz Şiir Seçki, Beşparmak, Aykırısanat, insan, Adabelen, Ayrım, Bilim ve Ütopya, Ege Kuvayı Milliye, Milliyet vb. gazete ve dergilerde yayımlandı. Şiir kitapları: Külaltı Söz (1995), Yarını Tanelemek (2003), Geçmişi Kınalı (2005).

Külaltı Söz (3) kitabındaki şiirler iki bölümde toplanmış: Söz-Eylem, Külaltı. Ozan, "akan zamana boğulmamak için" kendine yeni sallar yaparak  açılıyor yaşama.  Yeniyi  ve  güzeli yaratmak uğruna, söz-eylem birliğiyle, alışılmışı aşmak için çalışıyor. Denizi dudağından, okyanusları yelesinden öperek çoğalma özlemiyle yola çıkıyor: "...Ancak direniş türkülerine vurgun/ Yediveren güllerden bir şeyler öğrendik / Bulandıkça / Çoğalmak." (s. 10) Közünden gül yapan, sesinden ödünç vermeyen ozan olduğunu kanıtlıyor: "...Ve şimdi/ Kendi rüzgârını bulan ateşim ben/ İsteme sesimi benden/...Bırakın yangını ben çıkarayım/Ama, bir gül daha yaparak közümden." (s.12) Ozan, "sevi çiçeklerinin toprağı" olduğu için sözcükleri küstüremeyeceğini biliyor. Şiirini de yolculuğa çıkarıyor: "...Öfkeli Adem'den beri / Şiir yine çıkıyor sefere / Güneşte açmak için / -Nesimi'nin derisinde -..." (s.15) ilhan Selçuk Okulu'nda, "gerçeğin koyaklarında" dinleniyor ozan. Aşkların geniş zaman istediğinin ayırdında. "Dikenli gül bahçesinde" yurtseverlik uğraşı veriyor: "...İşte biziz çoğalan/ Bir Bedrettin/ Bir Pir Sultan / Bir Nâzım olan/ Toprağı seven ellerimiz / Dikeni de bilir elbet/ Bitmez savaşımız..." (s.23) Düşlerini emeğiyle yıkayan ozan, dizelerin akışıyla sarıyor şiirseverleri: "Her şey ayrılığa dair/ istenmeyen zamanlara kurulu saatler/ Bütün sevdalar gibi daralan/ Yorgun akşamlara yetişecek zaman/ Nereye akıyor sular/ Düşlerimi emeğimle yıkamıştım bir zamanlar..." (s"29) Ozan, yaşadığımız yıllarda, yurdumuzun   kötü   ellerce   yönetildiğini vurguluyor. Yoksa niçin "Ayakları inmeli Türkiye'm" desin ki? Ortalığa düşen "Netekim”le, Atatürk'ün vasiyetinin, Atatürk sevgisi adına çiğnenmesi az şey mi? Bu gidişin önünü kesmek için savaşım veren aydınlarımızın ortadan kaldırılmasının acıları içimizde. Ozanın da dizelerinde: "Bir Uğur dilemiştik Tanrı'dan/ O bize üç gül vermişti/ Yediveren olamadan daha/ Birini Anıtkabir'e gömdük/ Birini Gül-dal'ından koparıp/ Öldürüldüğün yere..." (s.33) Sivas kıyımında da "kor ateşlerde bir gül yangını" yaşadık. Balkızca, Nesimice, Hasretçe yandı türkülerimiz, Azizce kül oldu.

Ozan, sevilerini, sevgilerini yansıtıyor şiirlerinde. "Dönüp dönüp senin olmakta/ Sana gelmekteyim" diyor. Sevmenin hep bir düş olduğunu, sözcüklerin yetmediğini, aşkın bir emek olduğunu vurguluyor: "Bir gülüşü öperken/ Kanayan/Dudaktandır yüreğime damlayan kan/ ... Bir tomurcuğu açarken/ kanayan/ Çabamızdandır zamana damlayan kan" (s.48) Ve ömür gelip geçiyor, yürek yoruluyor: "Naz yükünü de tutunca bu yorgun yürek/ Son talandan yalaza vurgun anız kalır" (s.53).

Ozan, "Yarını Tanelemek" (4) adlı kitabındaki şiirlerinde, toplumcu özünü, halkçı söylemini sürdürüyor. "Külaltı Söz" kitabındaki şiirlerinin çoğunu bu kitabına alıp yeniden okuyucuyla buluşturuyor. Zaman izleğini öne çıkarıyor: "Düş görmeyi düşünen zamanlarda/ Zamanı yazabilmek unutmadan.../ Bilirim savrulan ömürlerdir artık? Hem zamandır hem yalan...(s.11) Zaman, ömrün kalkmayan yatağı/ ...Mademki zaman ömrün yatağı/ Sandıklarda saklamayın artık/Ağlamayı unutmuş bunca acıyı" (s.21) "Zamanın seyir defteri”ni tutuyor ozan. Yitik zamanlarda Yunus Emre'yi anımsıyor. Bu kitaptaki çoğu şiirini bir ünlü ozana sunduğu görülüyor. Necatigil'in anısına sunduğu "Bir Başına Yürümek" şiirinde, yaşlılığın; yalnızlık, kurumak, özlemek, eveleyip gevelemek, bir başına yürümek olduğunu belirtiyor: "...Yaşlılık yalnızlık/ 'Arada'ymış her şey/ Şiirlere sığmıyor/ Sözsüzlük yaşlılık" (s.65).

"Geçmişi Kınalı" (5) ozanın yeni kitabı. Şiirler üç bölümde toplanmış: Milli Sarmal Milli Spiral, Uyuyan Freud-Uyanan Libido, Yüzler. Ozan, "Geçmişi Kınalı" kitabındaki şiirlerinde alaysama içinde: "Kime düşmüş şairlik yar ne zaman... l Şairler de İbişleşir mi ara sıra/ Hiç haberin var mıydı ey zaman" (s.7) Yahya Kemal Beyatlı’ya yönelik dizelerde de bu durum gözleniyor: "...Eh Kemal-i şiir elbet/ 'insan alemde hayal ettiği müddetçe yaşar’/ Ey umudun son akıncısı/ Nalbantlar artık otobüs gişelerinde mareşal..." (s. 13) Can Yücel ile Attilâ İlhan da alaysamayla anımsanıyor dizelerde. "1968'liler" şiirinde Denizli yılları buluyoruz: "İTÜ’den kalkan arı/ ODTÜ'yü sokunca/ Deniz...Deniz.../ Oy Karadeniz/ Rüzgâr denizden eserken biz biz/ Say ki Anadolu'da bir testiydik/ Belki de bir türlü dolmayan/ Ve parantezlere sığmayan/ Bin bir Deniz." (s.26) "Netekim'in işlevini düşünüyoruz birlikte: "Özü sava boğdururken/ Küpümüzü kırıverdi 'Netekim'/Eli sopalı çoban/ Salt kendine hayran..." (s.31) Ozan, bilirkişi raporlarını kafadanbacaklı buluyor o yıllarda, itin de ecelinin geleceğini söylüyor:"...İtin de eceli gelir elbet bir gün/ Utanç yere geçer bütün utanmazlığıyla/ 'Uğurlar ola' da vurulmuşsa o ağıtta/ Her yürekte canımdan bir can yanar..." (s.34) Tarihe, aşka, insanoğluna, moda olmuş şarkılara, ırkçılığa, küreselleşmeye alaysamayla bakıyor. "Yüzler" bölümünde bu bakışın daha da yoğunlaştığı gözleniyor: "...'Haddeden geçmiş nezaket'/ Kimbilir kaçıncı turunu atıyor/ Kimlerin apış arasında...(s.68)...Asmayıp besleyelim mi/ Özalları süsleyelim mi/ Emir buyur be Evren Paşa’m/ Gazi’yi de sallayalım mı? (s.63)...Hüznün mağrur padişahı Hilmi/ Gülü seni yakar dikeni beni/ Sonra tersten 'Zaman'a durunca/ Her namazı kıblesiz kılar Hilmi/ O ki Türkçemde sözün en yavuzu/ Şimdi de her fikrin yavuz hırsızı..."(s.74)

Ozan Tahsin Şimşek'in şiirlerinde, toplumsal sorunlar, aşk, sevgi, zaman izlekleri öne çıkıyor. Özellikle "Geçmişi Kınalı"daki şiirlerinde, yurdumuzun yanlış yönetilmesinden kaynaklanan sorunlara alaysamayla, sövgüyle yaklaşıyor. Bu çarpıcı ve etkileyici söylemin ses getireceği belli.

(1)  Biraz İstanbul musun?- İsmet Kemal Karadayı. Karınca Genel Dizisi, Eylül 2005

(2)  Umutsuzluğun Umudu Şiirler-Taşkın Asan. Sone Yayınları, Mayıs 2005

(3)  Külaltı Söz- Tahsin Şimşek. Etki Yayıncılık, 1. Basım Ocak 1995

(4) Yarını Tanelemek- Tahsin Şimşek, Toplum Yayınları, Nisan 2003

(5) Geçmişi Kınalı- Tahsin Şimşek. Ürün Yayınları, Ocak 2005

 

'SAÇLARI ISLAKTI GECENİN"

Sevgi Tamgüç

Şiiri irdelemek, ozanı tanımak, ozan-şiir bütünlüğünü kurmak... Şiir, ozanını ele verir. Bir ayna olur dizeler, yansıtır yüreğini. Duyarlı okur karşısında en usta ozan, görünmezlerini en gizlemek isteyen ozan kaçamaz kendini ele vermekten. Kalabalıkta yalnız ozanın dağıttığı gülücüklerin, kar örtüsü olduğu görülür dizelerindeki ateş çiçeği öfkelerine. Kavgaya atılma coşkusunun sabır maskesidir durgun gölü andıran yüzü.

Yaşamın sacayağı sevgi-emek-kavga üçgeninde, en sıradan kalıpları kullanan ozanın bile dil merceğiyle duyguları, düşünceleri sergilenir, bilinçaltı bir ölçüde de olsa açığa çıkar. Duygular, düşünceler ise insanı insan eden, insanı birey kılan öğelerdir.

Okur açısından da, şiirin tadına varmak bir yana, ozanı keşfetmeye çalışmak ikinci bir hoşluktur. Görülmeyen bir dosta erişilmeye çalışmak gibi.

Hasan Taşçı'nın şiirlerinde bu bağlamla yola çıktım:

İlk sayfada iri puntolarla: "bir ateştim aslında, şimdi külüm savrulan", sonra da : "seher yelleri kuşkulu esiyor artık/ bir anı, bir yaşam, lirik bir sevda/ hepsi bu (s.7)" ve "çarşıların önü umut ölüsü / kaldırımda bir baba /(...) dönüp dönüp acıya gülümser (s.14).

"Sen mutsuzluğun resmini çizebilir misin Abidin?" diye sormak geliyor içimden büyük hocaya. Dizelerle betimlemişti Hasan TAŞÇI mutsuzluğun resmini, açlığın, yoksulluğun, cinayetlerin kol gezdiği bu dünyada. Yine de Satan (Şeytan) tüm karasıyla

kaplayamamıştı ozanın ‘sol memesinin altındaki cevahiri'. Acıya bile gülümsüyor, gülümsetiyordu ozan. Gülümseme! Aydınlıklara açılan ilk pencere. Pencerenin ardında umutlar var koşulacak, erişilecek: " merhaba ekmek / merhaba fabrikalar (s. 25)". Aydınlıklar boğuyor karanlığı. Emeğe açılan kanatlardan ışıl ışıl umut havası doluyor : "im'lerken şafak doğacak günü / aç gözlerini bir avuç gökyüzüne (s. 26)" ; "(...) sessiz bir aşk selidir / hangi mevsimde olursan ol / sevinişlerin hüzün ve sen / koca çınarlardan/ sök al umudu (s. 27). Kocaman değil, 'bir avuç' gökyüzü ozanın alçakgönüllülüğü kadar yaşam sevincini de bize muştulamıyor mu?

Yine: "Gül ki güller açsın yüzün / zaman tomurcuklansın / yenik düşme kimse görmesin (s. 66) " dizeleri iyimserliğini, umudunu, yenilmemeyi ya da başka bir anlatımla direncini besleyen özsaygısını hangi dizeler daha iyi anlatır?

Kararmayan yürek, umut, direnç! Mutsuzluk tablosunda açan çiçekler.

Yaşam kavgasında tek başına alt edemeyeceklerini - düzenin getirdiği tüm sorunlar ki, bunun ilk üstü kapalı anlatımını yaşam öyküsünde çeşitli nedenlerden dolayı öğretmenlik yapmayışıyla yakalıyoruz- dile getirirken cehennem karası kullanmayan, umut koşusunda arada bir duraladığında "sabır" gerilimiyle yeniden çıkış yapmaya hazırlanan bir ozan Hasan TAŞÇI. Şiirleri karaya, kapkaraya hiç izin vermemiş, yaşamın öbür yüzündeki sevda, umut, sabır ve direnç, kitabında çiçek çiçek filizlenmiş.

(*) Hasan Taşçı’nın şiir kitabı.

 

 
 

 bilgi@turkdilidergisi.com   -   2000-2006