|
Yapıtlar - Yazarlar
İncelediğim Yapıtların Beş Tanesi Daha
"Biraz İstanbul musun?", "Umutsuzluğun
Umudu Şiirler", "Külaltı Söz", "Yarını Tanelemek". "Geçmişi
Kınalı"
Hasan Akarsu
"BİRAZ İSTANBUL MUSUN?" (1)
Ozan, yazar
İsmet Kemal Karadayı Tunceli-Pülümür doğumlu. Anadolu'nun on
ilinde ve ilçesinde Cumhuriyet Savcısı, Üsküdar'da Başsavcı
olarak görev yaptıktan sonra emekli oluyor ve bir süre de
savunmanlık yapıyor. Şiirleri ve yazıları 1947'den bu yana
çeşitli dergilerde ve gazetelerde yayımlanıyor. Otuzu aşkın
kitabı olan Karadayı, birçok ödülün sahibi ve TYS, PEN
(kurucu), BESAM (kurucu), DlL-DER, CEM-SÜR-DER (kurucu ve
iki dönem başkan), üyesi. "Us-Su" adlı kitabı için yazdığım
yazıda (Şiir-Den/İzler, Gerçek Sanat Yayınları, s. 165),
şiirlerinde toplumcu yönün ağır bastığını, insanların
acılarına tanıklık ettiğini, mazlum ulusların başkaldırısını
desteklediğini, şiddete, ölümlere karşı durduğunu ye çağını
sorguladığını belirtmiştim. Ozan, "Biraz İstanbul musun?"
adlı kitabında son yazdığı şiirlerini ve düzyazı şiirlerini
okurlara sunuyor.
"Biraz
İstanbul musun?" kitaba ad olan ilk şiir. Ozan,
sevdiklerinde biraz da olsa İstanbul’u duyumsuyor. Dinlediği
şarkılarla duygu yoğunluğunu yaşayınca: "Ben bunca şarkıları
tutamam, kaldıramam/ Ya da durup bakarım yabansı gözlerine/
Sevmektir biliyorum en güzel..."diyor. (s.5) Evren gibi,
masal gibi, sevi özlemiyle dolu olmak ne güzel. Geçmişte
kalan sevilerin bir daha yaşanamayacak olması ne hüzünlü.
Karadayı, sevilerin, özlemlerin ozanı. Sevilerinde eski tadı
bulamayınca, eski günleri geri getiremeyince, sevdiklerini
anımsayınca üzülen; ama insanları barışa çağıran, tutkulu
bir ozan: "...Yorgunsunuz, biliyorum, ama ne çıkar/Benim de
yüreğim yanıyor, ateşli/Sevda ile. aşk ile/ Barışını özlüyor
bu toprak biraz ötede/ Siz de anın, çağırın, kim bilir nasıl
Korkuyor musunuz/ 'Evet' mi,/ Gelin
benimle..." (s.8) Ellerini insanlara uzatıyor, yanıyor,
yakılıyor da tutkularıyla kendini yenilemekten vazgeçmiyor
Sürgünlere koşan insana, savaşım vermeyi, aşk devşirmeyi,
sevmeyi öneriyor, insanoğlunun dirençli olduğu sürece
kurtulacağına inanıyor. Tarihin de haksızların hakkından
geleceğini biliyor. Bitmeyen yollarda, dudaklarında bir
türküyle gideni, "sarışın sabahlar"da düşlüyor: "...Yürüdü/
Dert kilimiydi ova, ayaklarının altında./ Yüzü darda, gözü
yolda / Yüreğinin al'ını serecekti dönünce / Sarışın
sabahlara..." (s.14)Ozan, yapamadıklarını, yaşayamadıklarını
sorgularken kendisiyle hesaplaşıyor. Aşkın fallarına
bakarken, "Saklı kadınlar"ın da gizini çözüyor. Kimi kez
sevdiklerini, kimi kez çocukluğunu ve babasını anımsayarak
yurtsamayla doluyor: "Babam beni hiç dövmedi.../ Şunu oku,
şunu okuma demedi ama/ Çocuk kitaplarına yatırdığım gün tüm
paramı/ Başka harçlık da vermedi./ Ve kızmadı/ Şiirler
yazdığım zaman/ Komşu duvarlarına..." (s.20)
İsmet Kemal
Karadayı, şiirlerinde coşkulu bir iç konuşmayı yansıtıyor.
Bu konuşmalarda, dirençli, kararlı, kavgalı, ödün vermeyen
tutumunu da ortaya koyuyor. "Taban 1-8" şiirlerinde buna
tanık oluyoruz: "...Elini tut, dilini! Gel, al, sor, kendin
dene/ Geleceğe yönel, bak, yaşa yaşat yeniden/ Artır kılcal
damarlarını, bitir, yak ben'ini/Dirim'i ör özetle, göster
onu derinden... (s.22) Anılarım tutuşuyor, çıldırtmayın
yanımı/ Dört başı bayındırsam işlerim us iledir... (s.27)...
Bu ne vahşet, bu ne kin! Can vermede insanlar/ Ya kaçıncı bu
zulüm, kan izi alanlarda/ Devrim mi? O ancak akıl ile
alınır/ Sen de bil, yürü, çalış! Kalma karanlıklarda.”(s.29)
Ozan ulusal direnişimizi önemsiyor; çünkü ter ve ürün için,
"en güzel günler için" çoğalarak, "bitmeyen bir ışığa doğru"
yürüdüğümüzü ve özgürlüğümüzü kazandığımızı biliyor.
Şimdiyse, yaşanan işgallerle, işkencelerle, dünyanın
düşmeyeceğine, insanların ezilmeyeceğine, herkesin özgür
olarak evrenseli yaşayacağına inanıyor. Bir sevgilinin
gidişi, ozanı yüreğinden yaralıyor; çünkü onunla "Çağ çiçeği
açıyor! Çürüyor ne varsa tarihin toprağında." Aşkın, aşkla
söylenmesini savunurken, aşkın "eylemli" olduğunu da
vurguluyor. Sevginin yerde kalmayacağını belirtirken ne
güzel tanımlıyor:" O kendini sunmaktır toz köpük
çağlayanlara/ Yüreğini yarıştırmaktır uğun uğun sevmek/
Ulularla,.."(s.38) Aydınlığa sevgi ile gidileceğini bildiği
için sevmeyi savunuyor. Ozanın "Düzyazı Şiirleri"nde,
şiirselliği yakaladığı gözleniyor. Değişik konularla,
izleklerle ilgi çekici bir anlatıma yaslanıyor: "...Sev!
Sevmeyi öğren, tüm bilgi birikimin, bilincin ve
içtenliğinle. Sezgilerin, ilginçliklerin tamamlasın sevme
gücünü...Dön yüzünü güzelim, Gündoğusu acılarla doludur.
Uğraşım var, gel. Böyle çözülür kara sevdaların gizemi,
büyüsü... Özümle özlemimi, uzatma..." (s.50-51)
Ozan, yazar
İsmet Kemal Karadayı, şiirlerinde aşkları, sevgileri,
savaşları, barışları, özlemleri, ayrılıkları, devrimci
savaşımları etkileyici bir dille anlatıyor. Onun dirençli,
devrimci, sevgi dolu yüreği dize dize yansıyor şiirlerine.
Irmak oluyor, çağlayan oluyor insanlık için.
TAŞKIN AŞAN'IN "UMUTSUZLUĞUN UMUDU
ŞİİRLER"İ (2)
"Umutsuzluğun Umudu Şiirler", ozan Taşkın Aşan'ın yeni şiir
kitabı. Öncekileri: Şiir se Şiir (1999), Şiir de Şiir
(2000), Şiir Şairin Soluğudur (2003).
"Umutsuzluğun Umudu Şiirler" genellikle 2003 - 2004
yıllarında yazılmış. İçlerinde, değişik yıllarda yazılmış
beş-altı şiir de yer alıyor. Ozan, bilmediği ırmaklarda
akarak, görmediği denizlerde yüzerek, yaşamayı göre göre,
dinleye dinleye, koklaya koklaya, terleyerek öğrenmekten
yana. Bu nedenle toplumcu bir çizgide sürdürüyor şiirlerini.
Karadeniz'de kıyılan Mustafa Suphileri unutmuyor,
davalarının bitmediğini yineliyor. Halkın çektiği
sıkıntılara ortak oluyor, yurdunun çocuklarını seviyor. Az
ve öz sözü savunuyor, sığ sularda kulaç atanları uyarıyor.
Türkülerle sarılıyor yaşama. Umutsuzlukları türkülerle
dağıtıyor: "...Def et başından/ Yürek kanatan karanlığı/
Yanı başındaki yediverenleri kokla.../ Utanma türkülerimizi
söylemeye/ Türküler umuttur;/ Türküler hayat!/ Türkülerde
bulacaksın aydınlığı..." (s.19) Irak kıyımını yapan
Amerika'ya sesleniyor: "Heyy! Yanki/ iyi bil ki sen/ Koyun
postunda bir çakalsın/ Akrepsin yılansın/ Karanlığı mesken
eyleyen/ Sarışın bir çıyansın...”(s.20) Bağdat kenti
yanarken, sevinen, gülen insanı lanetliyor. Ekmeğini
güçlükle kazanan bir emekçinin sitemlerini yansıtıyor
şiirlerine, etiyle, kemiğiyle, beyniyle, yüreğiyle yaşayan
emekçiyi. Yeni doğan çocuğuna yazdığı şiirinde,
sevincini, coşkusunu, mutluluğunu yansıtıyor: "Bugün duysun
cümle alem/ Nur topu bir çocuğum daha oldu/Akdeniz
maviliğinde gözleri/ Elleri halkımın elleri/ Kokusu
ülkem..." (s.29) Ozan, insanlık uğruna savaşım veriyor,
dostların olmayışından yakınıyor. Yeni Sivasların
yaşanmaması için insanoğlunun uyanmasını istiyor. Güzel
günlerin düşünü kurarak yaşamak, umutsuzluğu umuda
dönüştürmek en önemli ilkeleri: "Yolumuz aydınların yoludur/
Yolumuz güzelliklerin yolu/ İşte bizi şair eden budur/
Yüreğimiz ... umut dolu/ Şairler, umutsuzluğun
umududur."(s.40) Dilencilerin varsıllığını alaysamayla dile
getiriyor: "...Bizler dilenciyiz/Çoluk çocuk, evcek
dileniriz/ ...İşlemez yağmur tenimize/ Bizler dilenciyiz/
Üçüncüsü geçende bitti/ Sıra geldi dördüncü evimize!..."
(s.43) Ozan, geçim sıkıntısını azaltmak için, aileleri, az
çocuk yapmaya çağırıyor. Kadınların çektiği sıkıntılara
üzülüyor. İzbe barlarda içki içenleri eleştiriyor. Kâhinlere
sataşıyor: "Bizden sonra doğandan, biz önce öleceğiz/ Hey
şarlatan kâhinler! Sizedir bu sözümüz/ Görmez göz ile
nasıl, neleri göreceğiz?/ Varı yoğu ikidir, bin görür mü
gözümüz?" (s.63)
Ozan,
"Bingöl Defterinden" yansıttığı şiirlerinde, bölgenin
yoksulluğunu, sömürülmesini anlatıyor. Emperyalizme hizmet
eden işverenlerin tepesine balyoz gibi inilmesini, özgürlüğü
engelleyen zincirlerin koparılmasını istiyor. O günün
geleceğini, tüm ezilenlerin bayram yapacağını belirtiyor.
Özgürlük uğruna savaşım verenlerle birlikte atıyor yüreği.
Gül yanaklı çocuklarla, yalansız, sömürüşüz bir dünyada
yaşayacağına inanırken kuşkularını da yansıtıyor. Üreten
elleri yüceltiyor. Seslenişler önemli bir yer tutuyor
şiirlerinde: "...Ey ülkemin/ Eli öpülesi anaları!/ Sizler mi
doğurdunuz bu/ Özgürlük için savaşan evlatları." (s.96)
"...Dostlar!/ Sevgili dostlar!/ Getirin yüreklerinizi dile/
Yırtın kabuğunu şu namussuz suskunluğun..." (s.100)
Taşkın
Aşan, toplumdaki aksaklıkları, çelişkileri anlatırken,
emekçilerden, özgürlükten, halktan yana bir tavır alıyor.
Söyleyişlerinde içtenlikli; ancak kimi kez düz bir anlatıma
yöneliyor ve açıklamaya yaslanıyor.
TAHSİN ŞİMŞEK'İN ŞİİRLERİ (345)
Ozan Tahsin
Şimşek, 1948 Aydın / Karacasu / Işıklar Köyü doğumlu.
Ortaklar İlköğretmen Okulu'ndan sonra Necati Eğitim
Enstitüsü'nde okudu. Öğretmenlikten emekli oldu. Şiirleri ve
yazıları, Türk Dili Dergisi, Çağdaş Türk Dili, Cumhuriyet,
abece, Yeniden imece, Ardıçkuşu, Akdeniz Sanat, Akdeniz Şiir
Seçki, Beşparmak, Aykırısanat, insan, Adabelen, Ayrım, Bilim
ve Ütopya, Ege Kuvayı Milliye, Milliyet vb. gazete ve
dergilerde yayımlandı. Şiir kitapları: Külaltı Söz (1995),
Yarını Tanelemek (2003), Geçmişi Kınalı (2005).
Külaltı Söz
(3) kitabındaki şiirler iki bölümde toplanmış: Söz-Eylem,
Külaltı. Ozan, "akan zamana boğulmamak için" kendine yeni
sallar yaparak açılıyor yaşama. Yeniyi ve güzeli
yaratmak uğruna, söz-eylem birliğiyle, alışılmışı aşmak için
çalışıyor. Denizi dudağından, okyanusları yelesinden öperek
çoğalma özlemiyle yola çıkıyor: "...Ancak direniş
türkülerine vurgun/ Yediveren güllerden bir şeyler öğrendik
/ Bulandıkça / Çoğalmak." (s. 10) Közünden gül yapan,
sesinden ödünç vermeyen ozan olduğunu kanıtlıyor: "...Ve
şimdi/ Kendi rüzgârını bulan ateşim ben/ İsteme sesimi
benden/...Bırakın yangını ben çıkarayım/Ama, bir gül daha
yaparak közümden." (s.12) Ozan, "sevi çiçeklerinin toprağı"
olduğu için sözcükleri küstüremeyeceğini biliyor. Şiirini de
yolculuğa çıkarıyor: "...Öfkeli Adem'den beri / Şiir yine
çıkıyor sefere / Güneşte açmak için / -Nesimi'nin derisinde
-..." (s.15) ilhan Selçuk Okulu'nda, "gerçeğin koyaklarında"
dinleniyor ozan. Aşkların geniş zaman istediğinin ayırdında.
"Dikenli gül bahçesinde" yurtseverlik uğraşı veriyor:
"...İşte biziz çoğalan/ Bir Bedrettin/ Bir Pir Sultan / Bir
Nâzım olan/ Toprağı seven ellerimiz / Dikeni de bilir elbet/
Bitmez savaşımız..." (s.23) Düşlerini emeğiyle yıkayan ozan,
dizelerin akışıyla sarıyor şiirseverleri: "Her şey ayrılığa
dair/ istenmeyen zamanlara kurulu saatler/ Bütün sevdalar
gibi daralan/ Yorgun akşamlara yetişecek zaman/ Nereye
akıyor sular/ Düşlerimi emeğimle yıkamıştım bir zamanlar..."
(s"29) Ozan, yaşadığımız yıllarda, yurdumuzun kötü
ellerce yönetildiğini vurguluyor. Yoksa niçin "Ayakları
inmeli Türkiye'm" desin ki? Ortalığa düşen "Netekim”le,
Atatürk'ün vasiyetinin, Atatürk sevgisi adına çiğnenmesi az
şey mi? Bu gidişin önünü kesmek için savaşım veren
aydınlarımızın ortadan kaldırılmasının acıları içimizde.
Ozanın da dizelerinde: "Bir Uğur dilemiştik Tanrı'dan/ O
bize üç gül vermişti/ Yediveren olamadan daha/ Birini
Anıtkabir'e gömdük/ Birini Gül-dal'ından koparıp/
Öldürüldüğün yere..." (s.33) Sivas kıyımında da "kor
ateşlerde bir gül yangını" yaşadık. Balkızca, Nesimice,
Hasretçe yandı türkülerimiz, Azizce kül oldu.
Ozan, sevilerini, sevgilerini
yansıtıyor şiirlerinde. "Dönüp dönüp senin olmakta/ Sana
gelmekteyim" diyor. Sevmenin hep bir düş olduğunu,
sözcüklerin yetmediğini, aşkın bir emek olduğunu vurguluyor:
"Bir gülüşü öperken/ Kanayan/Dudaktandır yüreğime damlayan
kan/ ... Bir tomurcuğu açarken/ kanayan/ Çabamızdandır
zamana damlayan kan" (s.48) Ve ömür gelip geçiyor, yürek
yoruluyor: "Naz yükünü de tutunca bu yorgun yürek/ Son
talandan yalaza vurgun anız kalır" (s.53).
Ozan,
"Yarını Tanelemek" (4) adlı kitabındaki şiirlerinde,
toplumcu özünü, halkçı söylemini sürdürüyor. "Külaltı Söz"
kitabındaki şiirlerinin çoğunu bu kitabına alıp yeniden
okuyucuyla buluşturuyor. Zaman izleğini öne çıkarıyor: "Düş
görmeyi düşünen zamanlarda/ Zamanı yazabilmek unutmadan.../
Bilirim savrulan ömürlerdir artık? Hem zamandır hem
yalan...(s.11) Zaman, ömrün kalkmayan yatağı/ ...Mademki
zaman ömrün yatağı/ Sandıklarda saklamayın artık/Ağlamayı
unutmuş bunca acıyı" (s.21) "Zamanın seyir defteri”ni
tutuyor ozan. Yitik zamanlarda Yunus Emre'yi anımsıyor. Bu
kitaptaki çoğu şiirini bir ünlü ozana sunduğu görülüyor.
Necatigil'in anısına sunduğu "Bir Başına Yürümek" şiirinde,
yaşlılığın; yalnızlık, kurumak, özlemek, eveleyip gevelemek,
bir başına yürümek olduğunu belirtiyor: "...Yaşlılık
yalnızlık/ 'Arada'ymış her şey/ Şiirlere sığmıyor/ Sözsüzlük
yaşlılık" (s.65).
"Geçmişi
Kınalı" (5) ozanın yeni kitabı. Şiirler üç bölümde
toplanmış: Milli Sarmal Milli Spiral, Uyuyan Freud-Uyanan
Libido, Yüzler. Ozan, "Geçmişi Kınalı" kitabındaki
şiirlerinde alaysama içinde: "Kime düşmüş şairlik yar ne
zaman... l Şairler de İbişleşir mi ara sıra/ Hiç haberin var
mıydı ey zaman" (s.7) Yahya Kemal Beyatlı’ya yönelik
dizelerde de bu durum gözleniyor: "...Eh Kemal-i şiir elbet/
'insan alemde hayal ettiği müddetçe yaşar’/ Ey umudun son
akıncısı/ Nalbantlar artık otobüs gişelerinde mareşal..."
(s. 13) Can Yücel ile Attilâ İlhan da alaysamayla
anımsanıyor dizelerde. "1968'liler" şiirinde Denizli yılları
buluyoruz: "İTÜ’den kalkan arı/ ODTÜ'yü sokunca/
Deniz...Deniz.../ Oy Karadeniz/ Rüzgâr denizden eserken biz
biz/ Say ki Anadolu'da bir testiydik/ Belki de bir türlü
dolmayan/ Ve parantezlere sığmayan/ Bin bir Deniz." (s.26)
"Netekim'in işlevini düşünüyoruz birlikte: "Özü sava
boğdururken/ Küpümüzü kırıverdi 'Netekim'/Eli sopalı çoban/
Salt kendine hayran..." (s.31) Ozan, bilirkişi raporlarını
kafadanbacaklı buluyor o yıllarda, itin de ecelinin
geleceğini söylüyor:"...İtin de eceli gelir elbet bir gün/
Utanç yere geçer bütün utanmazlığıyla/ 'Uğurlar ola' da
vurulmuşsa o ağıtta/ Her yürekte canımdan bir can yanar..."
(s.34) Tarihe, aşka, insanoğluna, moda olmuş şarkılara,
ırkçılığa, küreselleşmeye alaysamayla bakıyor. "Yüzler"
bölümünde bu bakışın daha da yoğunlaştığı gözleniyor:
"...'Haddeden geçmiş nezaket'/ Kimbilir kaçıncı turunu
atıyor/ Kimlerin apış arasında...(s.68)...Asmayıp besleyelim
mi/ Özalları süsleyelim mi/ Emir buyur be Evren Paşa’m/
Gazi’yi de sallayalım mı? (s.63)...Hüznün mağrur padişahı
Hilmi/ Gülü seni yakar dikeni beni/ Sonra tersten 'Zaman'a
durunca/ Her namazı kıblesiz kılar Hilmi/ O ki Türkçemde
sözün en yavuzu/ Şimdi de her fikrin yavuz hırsızı..."(s.74)
Ozan Tahsin
Şimşek'in şiirlerinde, toplumsal sorunlar, aşk, sevgi, zaman
izlekleri öne çıkıyor. Özellikle "Geçmişi Kınalı"daki
şiirlerinde, yurdumuzun yanlış yönetilmesinden kaynaklanan
sorunlara alaysamayla, sövgüyle yaklaşıyor. Bu çarpıcı ve
etkileyici söylemin ses getireceği belli.
(1) Biraz İstanbul musun?- İsmet Kemal
Karadayı. Karınca Genel Dizisi, Eylül 2005
(2) Umutsuzluğun Umudu Şiirler-Taşkın
Asan. Sone Yayınları, Mayıs 2005
(3) Külaltı Söz- Tahsin Şimşek. Etki
Yayıncılık, 1. Basım Ocak 1995
(4) Yarını Tanelemek- Tahsin Şimşek,
Toplum Yayınları, Nisan 2003
(5) Geçmişi Kınalı- Tahsin Şimşek. Ürün
Yayınları, Ocak 2005
'SAÇLARI ISLAKTI GECENİN"
Sevgi Tamgüç
Şiiri
irdelemek, ozanı tanımak, ozan-şiir bütünlüğünü kurmak...
Şiir, ozanını ele verir. Bir ayna olur dizeler, yansıtır
yüreğini. Duyarlı okur karşısında en usta ozan,
görünmezlerini en gizlemek isteyen ozan kaçamaz kendini ele
vermekten. Kalabalıkta yalnız ozanın dağıttığı gülücüklerin,
kar örtüsü olduğu görülür dizelerindeki ateş çiçeği
öfkelerine. Kavgaya atılma coşkusunun sabır maskesidir
durgun gölü andıran yüzü.
Yaşamın
sacayağı sevgi-emek-kavga üçgeninde, en sıradan kalıpları
kullanan ozanın bile dil merceğiyle duyguları, düşünceleri
sergilenir, bilinçaltı bir ölçüde de olsa açığa çıkar.
Duygular, düşünceler ise insanı insan eden, insanı birey
kılan öğelerdir.
Okur
açısından da, şiirin tadına varmak bir yana, ozanı
keşfetmeye çalışmak ikinci bir hoşluktur. Görülmeyen bir
dosta erişilmeye çalışmak gibi.
Hasan
Taşçı'nın şiirlerinde bu bağlamla yola çıktım:
İlk sayfada
iri puntolarla: "bir ateştim aslında, şimdi külüm savrulan",
sonra da : "seher yelleri kuşkulu esiyor artık/ bir anı, bir
yaşam, lirik bir sevda/ hepsi bu (s.7)" ve "çarşıların önü
umut ölüsü / kaldırımda bir baba /(...) dönüp dönüp acıya
gülümser (s.14).
"Sen
mutsuzluğun resmini çizebilir misin Abidin?" diye sormak
geliyor içimden büyük hocaya. Dizelerle betimlemişti Hasan
TAŞÇI mutsuzluğun resmini, açlığın, yoksulluğun,
cinayetlerin kol gezdiği bu dünyada. Yine de Satan (Şeytan)
tüm karasıyla
kaplayamamıştı ozanın ‘sol memesinin
altındaki cevahiri'. Acıya bile gülümsüyor, gülümsetiyordu
ozan. Gülümseme! Aydınlıklara açılan ilk pencere. Pencerenin
ardında umutlar var koşulacak, erişilecek: " merhaba ekmek /
merhaba fabrikalar (s. 25)". Aydınlıklar boğuyor karanlığı.
Emeğe açılan kanatlardan ışıl ışıl umut havası doluyor : "im'lerken
şafak doğacak günü / aç gözlerini bir avuç gökyüzüne (s.
26)" ; "(...) sessiz bir aşk selidir / hangi mevsimde
olursan ol / sevinişlerin hüzün ve sen / koca çınarlardan/
sök al umudu (s. 27). Kocaman değil, 'bir avuç' gökyüzü
ozanın alçakgönüllülüğü kadar yaşam sevincini de bize
muştulamıyor mu?
Yine: "Gül
ki güller açsın yüzün / zaman tomurcuklansın / yenik düşme
kimse görmesin (s. 66) " dizeleri iyimserliğini, umudunu,
yenilmemeyi ya da başka bir anlatımla direncini besleyen
özsaygısını hangi dizeler daha iyi anlatır?
Kararmayan
yürek, umut, direnç! Mutsuzluk tablosunda açan çiçekler.
Yaşam
kavgasında tek başına alt edemeyeceklerini - düzenin
getirdiği tüm sorunlar ki, bunun ilk üstü kapalı anlatımını
yaşam öyküsünde çeşitli nedenlerden dolayı öğretmenlik
yapmayışıyla yakalıyoruz- dile getirirken cehennem karası
kullanmayan, umut koşusunda arada bir duraladığında "sabır"
gerilimiyle yeniden çıkış yapmaya hazırlanan bir ozan Hasan
TAŞÇI. Şiirleri karaya, kapkaraya hiç izin vermemiş, yaşamın
öbür yüzündeki sevda, umut, sabır ve direnç, kitabında çiçek
çiçek filizlenmiş.
(*) Hasan Taşçı’nın şiir kitabı.
|