Yadelde
Sadiye Akay
(Bulunmuş bir mektuptan)
Bütün bir
gün Ren'deyim. Akşam olurken yine gemiyle dönüyorum. Arkamda
kıyı, yeşillerle uzanıyor. Önümde su ve gök özdeş renkte.
Sınırlayan yeşillikler olmasa su nerde bitiyor, gök nerde
başlıyor bilemeyecek insan!
Radyoda bir
Almanca şarkı; alabildiğine neşeli. Ama benim içim üzünç
dolu. İstanbul'u düşünüyorum ve aramızda kilometreler
olduğunu; ama yalnız kilometreler mi? Daha nice nice şeyler,
değil mi?
Kıyıda renk
renk, biçim biçim çadırlarıyla kampingler birbirlerini
izliyor. Büyük, küçük başka gemiler geçiyor. İsveç,
Hollanda, Alman bayrakları taşıyorlar. Tanımadığım
yolcularıyla uzaktan selamlaşıyoruz. İnsan kardeşlerim,
hepinizi seviyorum!
Gemide
Amerikalı bir aile var. Küçük kızları kaptanın küçücük
kızıyla arkadaşlık kuruyor: Kucaklıyor, gezdirmek istiyor,
şeker, çikolata ikram ediyor ona. Vietnam'da, Irak'ta
dökülen kanları düşünüyorum acılar duyarak!
Uzun,
upuzun, kömür yüklü gemiler geçiyor yanımızdan. Gemicileri
bize el sallıyor, biz de onlara. Birbirlerini tanımayan, bir
daha belki de hiç rastlaşmayacak insanlar, su üzerinde
birden birbirlerimize yakınlık duyuyoruz! Neden bu?
Kıyıda
yüzen kuğular suyun ve akşam görünümünün güzelliğine bir
başka gizem katıyor. Ahmet Haşim'i düşünüyorum ben de:
"Göllerde
bu dem bir kamış olsam!"
Akşam, ince
ince, akşam üzünç dolu çöküyor çevreme ve içime. İçinde
bulunduğum gemi yolcularla dolu. Konuşuyor gülüşüyorlar
sevinçle; ama benim yüreğimi yalnızlık, kimsesizlik
sarıyor... Acaba şu topluluk içinde tek Türk oluşumdan mı
böyleyim diye düşündüm birden; ama değil; yurdumda, evimde,
yakınlarımın arasında da duyarım zaman zaman bu
yalnızlığı... Neden mi? Nasıl söylesem bilmem! Anlatılmaz
dille, tanıma sığdırılamaz bir şey bu! Senin yanında
bulunduğum çok kısa anlarda unuttuğum olmuştur bu duyguyu
kimileyin... Şimdi o anların özlemi içindeyim.
Özlemle
sarmaş dolaş seni düşünmekteyim yine. Zaten düşünmekten
başka bir şey yapamam ki! Kanatlanıp uçamam ki bu uzak
ülkeden sana!.. Mektup bile yazamam ki; ama sen beklersin
mektubumu değil mi? Gelemeyeceğimi, yazamayacağımı, yazsam
da gönderemeyeceğimi bile bile!..
Irmağın iki
yanında köyler, küçük, şirin kentçiklerin süslediği yamaçlar
uzanıyor kesintisiz. Birdenbire Boğaz'da ilkyazı ve Yûşa
Tepesi'ni anımsadım nedense, kaç çeşit mavi görünür oradan
Boğaz'ın suyu, hiç sayan olmuş mudur acaba? Yûşa'ya kolay
çıkılmaz; ama bir de çıkıldı mı evrenin en güzel görünümü
şaşırtır insanı. Gözlerin gördüğünü, yüreğin duyduğunu
anlatmaya dilin gücü yetmez ki... Kimi zaman!.. (Yazan
bilinmiyor; kopmuş)
|