|
Çöl Kafa
(İnakçı Kitap Kafası)
Osman Bolulu
Eksik
olmasınlar, kitaplarını gönderirler bana. Aç adamın sıcacık
ekmeği koklaması gibi önce koklarım kitabı. Basımevi kokusu,
taze gül kokusu verir sanki. Elimle şöyle bir okşarım. Öper
başımın üstüne koyarım. "Hoş geldin beyin dostu! Düşünüş
kaynağı! Burayı besleyeceksin, canımın içi." demektir bu!
Edindiğim
günün akşamı, kitapla cilveleşmeden yatağa girmem. Zaman
elveriyorsa, uykuya geçmeden önce, başım dik yastığa
dayanmış, orasını burasını karıştırır, içinden parçalar
okurum. Seveceğim güzelle yakınlık arayışıdır bu! Onu iyice
tanıyayım ki ikinci, notlu okuyuşta onunla baş başa
sevişelim (halvet olalım). Doğuracaklardansa o kitap,
sevgilimdir artık. Döşüme sararım, bırakmam. Kısırlardansa,
kitap nüfusuna kayıtlı, sıradan ad olarak bekler raflarda.
Onu unutur ya da ilk fırsatta güzellerimden öteye çekerim.
Yediveren gülü soyundan, an duru dille Türkçe düşünceyi
örgütleyen, doğrulan aklın tartısına vuran, bilinç aşılayan,
birikim kazandıranlardansa, uzun süre kurtulamaz elimden.
Orasını burasını çizer, sayfalar dolusu notlar alırım ondan.
Beni adam
sayıp ikinci soydan kitapları gönderenlere de saygı duyarım.
Dili, düşünceyi yazıya dökme çabası yerine ya onlar da
vurguncu, talancı, yalancı tayfasından olsalardı...
düşüncesiyle her kitapla, en az üç saat, uğraşırım. Şöyle
bir karıştırıp bir yana atmak, saygısızlıktır bence.
Gönderenine ya bir kitap yollar ya mektup yazarım ya da
telefonla teşekkür ederim. Kitaba saygısızlık dile,
düşünceye saygısızlıktır benim sözlüğümde. Raflarımda saygın
köşelere yerleştirmediğim kitapların da getirisi vardır
bana. Onlar da neyin işe yaramadığını öğretir bana.
Babamın
fotoğrafı, çalışma masamın alnacında, anamın resmi de.
Doğduğum toprağı çok seviyorum. Oradan ayrılalı altmış yıl
geçmiş. Ama nüfus kaydımı aldırmadım köyümden. Acısını,
sevincini, ilk duyumsatmalarım derinliğine yaşarım onların,
oraların. Edimimde, tutumumda ve yazdıklarımda oraların,
onların ezinci, ongunluğu tüter buram buram.
Çok
seviyorum köyümü, içinden geldiğim halkı. Ama orada tıkanıp
kalsaydım, ulusal bilincim, evrensel görüş ve sorumluluğum
olabilir miydi? Şimdiki konum ve düzeyimi kazanabilir
miydim? Göreneğin geleneğin çemberini kırabilir miydim? Bu
sorulara, olumlu yanıt bulabileceğimi, hiç sanmıyorum.
Köylülükte kalan yaşıtlarımı görüyorum da...
Boyum
bosum, huyum husum babamın tıpkısı. Anam yanlışlık yapmamış,
babama benzetmiş beni. Seksene doğru tırmanırken, onların
özlemini yaşıyorum, onlara derin sevgi saygımı özenle
koruyorum, hâlâ. Ama beni anam babamdan sonra kitaplar
doğurdu. Düşünüş üreten, insanı güzelinden katkılayan
herkesi severim de, benim geldiğim yerden gelip de,
kendilerini yeniden doğuran, yeniden kuranlara sevgi saygım
daha katmerlidir. İnsanın bir bölüğüne daha yoğun sevgi
besler, ötekisini yadırgar durumda kalıyorsam, o katmerli
saygıyla, kendimi sevebilir, olumlayabilir miyim? Elbette
rahatsızım. Dağ eteğindeki tütün tarlasında, dünyaya gözünü
açmış köylü çocuğunun insanlaşması, salt içinden geçtiği
eğitim kurumlarından mı? Niçin, ulusal bilinçle evrensele
eklemlenme çabamın üstüne, bir kesime ırak duruşun gölgesi
ağmış? Algılama eksikliğimden, kavrama yoksunluğumdan mı,
duyduğum rahatsızlık?
Bu duruma
yazıklanmalı mıvım'? Beni adam eden kitaplara ihanet mi
etmişim?Düşünüyor, hem de kendimi insafsızca eleştiriye
alarak nedenini aramaya çalışıyorum. Benim altmışbeş yıllık
can dostum kitaplar. İkinci anam babam, eğitmenim olan
kitaplar, 3500 yıl öncesinden yola çıkıyordu. Dünyanın var
oluşundan bugüne insanla, insanın serüveniyle, insanın
bütünüyle yüzleştirdi beni. Ne tür görüş, algılayış,
yorumlayış yolu varsa, onları birbiriyle çatıştırarak,
insanlık değerlerini damıttı. İnsan sevgisini yeşertti.
İnsanı, her haliyle kabul eden bir yörüngeye soktu beni.
İnsanlık ivmesini, tanıştığım kitaplardan aldım. O nedenle
insanlık eğitmenim kitaplardır, diyorum.
Öyleyse
neden çağdaşım, ülkedeşim olan kimilerine, hoşgörüsüzüm?
Eksikli miyim? Kitaplardan edindiğim değer konusunda
yanılıyor muyum? Buna bakmak zorundayım, üstüme ağan gölgeyi
silmek için.
Benim
geldiğim toplumsal katmanın çocuklarını alacaksınız, aynı
ülkenin eğitim kurumlarından geçireceksiniz. Ama nasıl,
hangi yöntemle ve hangi yöne ayarlı? Onların dedesi
yaşındaki ben, benim gibiler, ülkeyi, dili, düşünüşü var
olanın ötesine taşımaya çalışırken; torunları yaşındakiler,
dünyayı 1400 yıl gerisine, benim gibiler, olanın ötesine
taşımaya koşulacak. Halk kaynağının çocuklarını birbiriyle
vuruşturacaksınız. Bizlerin ana bana katmanıyla onların ana
baba katmanı sürtüşmesinde öğütülecek. Halkın sağlıklı
dokusu bozulacak, Cumhuriyetli yapımız kağşatılacak. Bu
arada birileri ha bire semirirken, birileri sömürülecek.
Halkı, toplumsal adaleti, laik ve bilimi kılavuz edinmiş,
hukuka bağlı, genel esenliği umursamayan, kör iktidar
hırsınızın önü kesilmeyecek. Bunun suçlusu biz
Cumhuriyetçiler miyiz? Kör inançların çemberini kıramayanlar
mı?..
Kim bunun
sorumlusu? Kim yetiştirdi, Ortaçağı aşamamış kafaları?
Eskiye özlemi kim suladı, yeşertti? Çağcıl düşünüşe,
Cumhuriyetli anlayışa kan davası açanları, kim taşıdı,
siyasal erk konumuna? Benim, bizim biçimlendiğimiz eğitim
dizgesini, onlara uygularken içeriğini ve yönünü yörüngesini
tersine döndürmüşsünüz. Benim, bizim ışıklı kitaplarımızdan
yoksun bırakmışsınız zavallıları. İnakçı kitapları
vermişsiniz, ellerine. Düşündürmemiş, hafızlatmışsınız.
Yüzyıllar öncesinin duruk sayfalarından okuduklarını
yineleyip duracaklar elbet: Yaleli de yalelli... Çölün
petrol karasına bulanmış kirli kumundan ne çıkabilir? Çöl
kafası! İnakçı kitaplardan beslenmiş, biçimlenmiş çöl
kafası, yüce katların gücünü kuşanmışsa eser, üfürür: Kum
tepelerinin biçimi değiştirir durur. Hele bir de toprağınızı
kendisine pazar yapmak isteyenlerin yalancı okşamalarına
dayamışsa sırtını, dünyayla bütünleşileceği sanısına
kapılır, böbürlenmeye başlar. Kazanılmış değerlerinizi
paramparça eder. Yıkıp döktüğünü değişim, devrim diye
yutturmaya çalışır size. Büyüklüğünü(!) alkışlamayanlara
öfkelenir. En masum, en doğal isteklere karşı - tiranlar
gibi - basar sövgüyü. Ağzı gümrüksüzleşir; en ufak
eleştiriye yanıtı, 'hainlik', 'çirkin'liktir. Çöl kafasından
ne bekliyorsunuz? Çöle ne ekebilir, ne biçebilirsiniz
çölden?
'Çöl kafa'
nitelemesi bile eksik, öyleleri için. Gölet diyebilirim de,
sulama için değil, yağmurdan arta kalan kirli su
birikintisi. Akağı olmayan çamurlu su. Kirli su
birikintilerinde kurtçuklar, yılan soylu yaratıklar ürer
ancak. İnakçı kafalarda, saplanılıp kalınmış duruk
düşüncelerin kurtçukları, kıvıldar durur. Kurtçukların
kıvıldamasından doğan rahatsızlığın, size ağmayacağını mı
sanıyorsunuz? Göreceksiniz, kurtçuk kıvıldamasının ışıklı
devinim olmadığını, olumlu değişim, gelişime uzanmadığınızı;
öylelerinin başkalarının yedeğinde yelpelenmesiyle
çağdaşlığa taşınamayacağınızı; çağdaş dünyaya
eklemlenemeyeceğinizi. Aynı toplumsal katmanın çocuklarının
kavgasından devşirim aldığınız dallar kuruyacak elbet.
Son sözüm,
size değil, aymazlıkta uyuyanlara: Çöl kumunun fırtınasında
körleşmemek için, kirli göletin yılanından çıyanından
kurtulmak için n'etmeliyiz, ne yapmalıyız?
|