Elif Öpüşebilir
Tülay Ferah
Kimi
insanlar doğuştan yetenekli olurlar. Elleri her işe
yatkındır. Elif de böyle biridir...
Beş yaşında
eline renkli kalemler verilmiştir ve yaptığı bir resim özel
bir kulübün açtığı yarışmada birincilik kazanmıştır. Ailesi
onu bir deha gibi görmüştür ama ödül töreninde annesi,
babası, ablası tarafından o denli çok çekip çekiştirilmiştir
ki, o günden sonra eline boya almamıştır. Bu durum ilkokula
başladığında sorun yaratmıştır. Öğretmeni resim yapmazsa
ailesine haber vereceğini söylemiştir. Ama o sorunu hemen
çözüp öğretmenini mutlu etmek için resim defterine
öğretmenini hayran bıraktıracak resimler yapmıştır.
Elif altı
yaşında piyano çalan bir çocuktur... Ona, evi terk edip
gittikten bir yıl sonra evlenen babası tarafından bir piyano
alınmıştır. Piyano annesinin istemiyle salonun baş köşesine
konmuştur. Oysa Elif piyanonun kendi odasına konmasını
annesinden rica etmiştir, ama kadın gözlerini açarak kızım
sen ne saçmalıyorsun, baban bu piyanoya kaç para verdi senin
haberin var mı der gibi bakıp Elif’in ricasını kulak ardı
etmiştir. Böylece Elif kendisini hiçbir zaman rahat
hissetmediği, dokunulmasına izin verilmeyen yığınla
kırılacak eşyanın arasında duran piyanoya darbukadan daha az
değer vermiştir, ilk derste değer verilmeyen piyanonun
başına geçip notalara "doğru" basmıştır. Öğretmen o gün o
denli sinirlenmiştir ki, kapıyı vurup çıkmıştır. Bir hafta
sonra öğretmen geç kalmıştır. Anne telaş içinde öğretmeni
arayıp buyurgan bir ses tonuyla nerede kaldığını sormuştur.
Özgüveni tümden sarsılmış olan öğretmen ısrara dayanamayıp
derse gelmiştir. Elif piyanoyla doğmuş gibi tuşlara
basmıştır.
iki ay
sonra öğretmen:
"Kızınıza
öğreteceğim bir şey kalmadı, artık gelmeyeceğim!" demiştir.
Elif o günden sonra piyanonun başına geçmemiştir. Piyano
evde konuklara gösterilen gösteriş nesnesine dönüşmüştür.
Elif’in annesi piyanonun başına geçip, ders alsam ne
parçalar çalardım diye iç geçirmiştir. Kimi günler de iç
geçirmelerini kızıyla paylaşıp gel anneciğine bir şeyler çal
demiştir, ama Elif annesini duymazlıktan gelmiştir. Annesi
de kızını iyilik bilmezlikle suçlamıştır.
Elif on iki
yaşında regl olmuştur. Donundaki kan beklediği bir şeydir.
Kanı görünce bir eczaneden pet alıp gerekli yere koymuştur.
Gece yatağında kasıklarındaki ağrı onu rahatsız etmiştir.
Yataktan çıkıp bir ağrı kesici yutarak yatağına dönmüştür.
Yorganı bacaklarının arasına sıkıştırıp genç kızlığa adım
attığını düşünmüştür.
Adım
atacağı bir uzaklık gerçeği ilk kez kafasını karıştırmıştır,
ilk kez o gece geleceğe, olacaklara, bilinmeyene yelken
açıp, yorgun düşmüştür. Sabah asık suratla annesine,
"Günaydın,"
demiştir.
Annesi
sormuştur:
"Neyin
var?"
"Dün regl
oldum."
"Dün?"
"Evet dün."
"Niye bana
söylemedin?"
"Önemli
mi?"
"Tabii ki
önemli. Özel günlerini benimle paylaşmanı isterim."
"Anne, regl
olmak özel bir şey değildir."
"Ben özel
diyorsam özeldir!.. Ablan regl olduğu zaman hemen yanıma
koşmuştu. Tabii o zaman baban bu evde yaşıyordu. Babanın
gidişiyle bu evdeki ciddiyet yok oldu!"
Tartışma
kısa sürmüştür.
Elif
aptalca şeyler üstüne tartışmayı sevmediğinden, konuyu kısa
kesmek için annesini öpüp özür dilemiştir.
Elif on
dört yaşında mantı yapan bir çocuktur... Kadınların gözünü
korkutan mantı yemeği Elif için çocuk oyuncağı gibi bir
şeydir. Çocuk olmasına karşın bebeklerle oynamaktan daha
kolaydır. Mantı onun için üç sözcükten ibarettir. Un, su,
kıyma. Bu yemeği yapmak için çabalayan annesini seyretmiş,
kadının çöküntüye girmek olduğu sezmiş gibi annesini kenara
itip yarım saat içinde bir tencere mantıyı hazır etmiştir. O
gün annesinin moralini bozup bir annenin nefret ettiği
kızına dönüşeceği an, mutfaktan çıkıp o mutfağa da bir daha
girmemiştir. O günden sonra da ağzına mantı koymamıştır.
Mantı diye bir yemek belleğinin karanlıklarında yok olup
gitmiştir.
Okulda
nasıl bir öğrenci olduğunu kestirmek güç değildir. O liseyi
bitirene değin her yıl takdirname alıp, karnesini annesine
uzatmış, annesi de her yıl karneyi eline alınca gözyaşlarına
boğulup kızını öpücükleriyle yıkamıştır. Elif de annesine
boş gözlerle bakıp başka ne olmasını bekliyordu ki, diye
düşünmüştür...
Elif’in ele
geçiremediği tek gerçek gelecek olmuştur. Bu konuya bir
gençle tanıştığı zaman epeyce akıl yormuştur. Lise
diplomasını aldığı zaman o genç için uyuyup uyanmış,
giyinmiş, kirpiklerine rimel sürmüştür. O genç için soluk
alıp vermiştir. O gençle öpüşmeye bayılmıştır. Genç ondan
bir tek şey istemiştir, evlenmek. Elif’in üniversite
tutkusunu abartılı bulup ailesinin parasının ikisine de
ölünceye dek yeteceğinden söz etmiştir. Elif biricik aşkının
evlenme istemini odasındaki kitaplara bakarak düşünmüştür.
Raflardaki kitaplara bakıp okumanın para kazanmak için olup
olmadığına karar vermeye çalışmıştır. Üniversite sınavına
girdiği zaman yüksek puan alacağına, istediği üniversiteye
gideceğine adı gibi emindir. Bunlar bildiği şeylerdir.
Bunlar gelecekle ilgili olsa da, kolayca yapabileceği
sıradan işlerdir. Bunlar için kafa yormaya bile değmez.
Sınav öncesi annesine üniversite sınavına girmeyeceğini,
âşık olduğu erkekle evleneceğini söylemiştir. Âşık olduğu
erkek varsıldır. Yaşamı boyunca para sıkıntısı
çekmeyecektir. Annesi gözlerini piyanoya dikip bir erkek
için geleceğini çöplüğe atacağını söylemiştir. Bir celsede
boşandığı kocası da ona aynı şeyleri söylemiştir. Erkeklerin
bir gün aşk kapısından kolayca girdiğini, arkasında ne varsa
silip süpürdüğünü anlatmıştır. Elif de geleceğin
bilinmediğini söyleyip cepten aşkını arayıp, evlenmeye
hazır olduğunu söylemiştir.
Elif
gelinliğini diken modacıya öyle akıllar vermiştir ki, modacı
kadın ona iş önerisinde bulunmuştur; ama Elif küçümseyen bir
gülümsemeyle öneriyi kabul etmemiştir.
"Çalışmayı
düşünseydim üniversite sınavlarına girerdim," gibi bir
şeyler mırıldanmıştır.
Modacı
kadın, düğün günü, iş önerisinde ciddi olduğunu, düğünden
sonra beklediğini söylemiştir. Elif her ayrıntısında kendi
önerisi olan gelinliğini giyip geleceğine doğru
koşmuştur.
Lüks
otellerden birinde nikâh memuruna: " Evet," demiştir.
Sevdiği erkek, "Evet," derken salon yıkılmıştır.
Annesi
gözyaşlarını silerken nedense aklına bir türlü çalınamayan
piyano gelmiştir. Ardından piyanoyu kızına verip kurtulmayı
düşünmüştür. Bu düşünceyle üstünden bir yük kalkmıştır.
Yapmayı isteyip yapamadığı şeyleri anımsatan baş belasından
sonunda kurtulacaktır. Kurtulma duygusu onda ilk kez kızının
evlenerek iyi bir iş yaptığını da düşündürmüştür. Kızı elini
öpüp balayına giderken, kızına her zamankinden daha büyük
bir coşkuyla sarılmıştır. Elif de bir yere kaybolmadığını,
yalnızca evlendiğini söylemiştir.
Elif
kocasının kollarında otel odasına girmiştir. Aşkı ona aşk
sözcükleri fısıldamıştır. Aşkı onu yatağa yatırmıştır.
Soymuştur. Öpmüştür. Okşamıştır. Elif de onu izlemiştir.
Elif aşkını şaşkınlıkla izlemiştir. O âna değin her işini
kolayca kendi başına yaptığı için, bir erkeğin hem bedeniyle
hem ruhuyla bir oyuncakla oynar gibi oynamasından rahatsız
olmuştur. Artık aşkı değil de herhangi bir erkek olarak
gördüğü kocasına bir yabancı gibi bakmaya başlamıştır.
Sormuştur içinden:
" Gelecek
bu mu?.. Bir daha kesinlikle kendim olamayacağım. Bunun için
mi evlendim?.. Ben okumak istiyorum!"
Elif
kocasının şaşkın bakışları altında kot pantolon, bir gömlek
giyip oteli terk etmiştir. Bu durum iki aile arasında
oldukça büyük duygusal gerilimlere neden olmuştur, ama Elife
bir şey olmamıştır. İki ay içinde boşanıp üniversite
sınavına gireceği günü düşünmeye başlamıştır. Annesi de
piyanoyu yok pahasına satmıştır.
Üniversite
son sınıfta okuyan büyük kızı akşam eve gelince piyanoyu
sormuştur. Satıldığını duyunca:
"Üniversiteyi bitirince ders alıp çalacaktım," demiştir.
Babam bu evden gittiğinden beri herkes aklına eseni
yapıyor!"
Elif
üniversiteyi adı gazetelere geçecek bir puanla kazanmıştır.
Tek başınadır. Güçlüdür. Bu dünyada yapamayacağı bir şey
yoktur. Ama ne zaman aklına seks gelse, bir erkeğin
bedeniyle oyuncak gibi oynadığı gelmektedir. Bu durumu
çözecek bir donanımı yoktur. Seksle ilgili bir gelecek
alacakaranlık kuşağından ona sırıtıp durmaktadır. Elif de
sıkıntıyla iç geçirip öpüşmeyi bildiğini düşünmektedir. |