Sayi 111

başyazı
iki ayın içinden
öyküler
yapıtlar yazarlar
iletişim evreninden
çiçek yağmuru yapıtlar
günlük
 
 
yazarlar
künye
arşiv
iletişim

 

 

Öyküsü-devrik’ tümce

  

Prof. Dr. Ömer Demircan

  

            Zaman zaman herkes bir işe yönelir ya, ben de tutuldum devrik tümceye. Bu konuda Ataç’ın: “devrik tümceye yükseldim” sözü belleğime takılıverdi. Kendikendime: “Acaba ne demek istiyor?” diye, sordum durdum. Bu kullanımda herkesi önceleyen Nâzım Hikmet (1930-) bir güçlükten söz etmezken, Nurullah Ataç’ın 1954’te o sözü söylemesi, Tanpınar’ın ise, “bir türlü akıl erdiremediğim devrik cümle meselesi” (1957) demesinin bir nedeni olmalıydı. İncelemelerim sonunda Eyüboğlu (1956, 1957) görüşlerinde haklı çıktı. Meğer devrik tümce yalın bir devirme işlemi değilmiş[1].

            İlk tanımıyla devrik tümce, “ögelerinden en az biri yüklem ardın-da bulunan tümce” demektir. Ancak bu tanım yalnızca eksik değil, yanıltıcıdır da. Örneğin “Beni bağlamaz o kurallar!” sözünde özne “o kurallar”, yüklem ardında olduğu için tümce devriktir. Buna karşılık “Çocuklar eve dönmüş bile” tümcesindeki “bile”, yüklemi odak seçen bir art-odaklayıcıdır. Tanıma uysa da, öyle tümceler devrik sayılmaz. Öte yandan “Çimento fabrikası ¬ Kartal’ın toz içinde(dir)”[2] yüklemson bir tümce ise de, öznel öbek-teki iyelikli niteleyici “Kartal’ın” yeri değişmiştir. Cevdet Kudret (1935)’e göre bu tür dizimler de devrik sayılmalıdır. Öyleyse, geleneksel terimin anlamını bozmadan ama (Çimento fabrikası Kartal’ın...) gibi devrik öbekleri de içermek üzere bu işlem: “öbek, tümcecik, tümce” olarak belirlenebilecek dizimsel-alan dışına bir konumlamadır. O durumda, ikinci örnekteki “bile”, dizimsel alan içinde kalır[3].

“Devrik tümceye yükselmek”. Bir konumlama işlemi olarak görülen devrik dizime yüklenen ayrımları bulmak için 2003 yılında yeniden konuya döndüm. Tümcede yeni-bilgi’nin seçimi, yani ‘odaklama’ işlemini anladıktan sonra (Demircan, 2000) önümde pek engel kalmadığını düşündüm. Bu amaçla dört yazardan: şair ve oyun yazarı Aksal ile Anday’dan birer o-yun, kendilerine danışarak Uygur’dan bir felsefe metni, Tahsin Yücel’den bir roman seçerek inceledim. O süreçte, devrik işlem türleri ile art/ön odaklayıcı öge geçiş oranlarını ve anlam ayrımlarını aradım. Sonunda, “devrik tümce”-nin eksik bir terim olduğu, işlemin tümünü kapsayacaksa buna “dizimsel alan dışına konumlama” demek gerektiği; bunun altında: devrik, onarım, açıklama adı verilebilecek üç ayrı işlem bulunduğu, devrik ile açıklama işlemleri üretim öncesi seçilirken, onarım’ın üretim sırasında belirlendiğini gördüm. Nâzım Hikmet Yılında (2002) onun düzyazılarında “devrik tümce” kullanımını araştırdım. Bu incelemelerden şu verileri elde ettim.

1. Devrik tümcenin düzyazıya girişi 1943’te Ataçla başlamıyor. Nâzım, özellikle öykü ve masallarında ondan en az on yıl önce (1930-), her üç türü de kullanıyor. Ancak, devrik tümcenin yazarlar arasında benimsenmesine öncülük eden Ataç olmuş.

2. 1954 yılında Ataç, “devrik tümceye yükseldim” diyor. Oysa, çağdaşı Tan-pınar, bu değişimi (1957) “bilhassa hiçbir zaman akıl erdiremediğim devrik cümle meselesi” olarak anıyor.

3. Devrik tümceye 1930’larda şiir tümcesi deniyor. Nâzım, bu ayrımı Kemal Tahir'e şöyle iletmiş "Bizde "Merhaba, dedi Kemal şapkasını çıkarıp" diye cümleyi düzdün mü bu (hele serbest vezin şuarasında) mısra oluyor. "Kemal şapkasını çıkarıp merhaba, dedi" dersen bu nesir satırı oluyor. ...  Mısra ile satır bir de cümle kuruluşu bakımından ayrılıyor. Başka dilde böyle bir rezalet yoktur"[4]. Üstelik İstanbul Türkolojide öğrencilere bu görüşe uyan bir alıştırma da yaptırılıyor: şiir tümcesini yüklemson tümceye çevirmek. Eyüboğlu (1956:76) şöyle tanıklık ediyor[5]: ‘Bize Türkçe derslerinde garip bir alıştırma yaptırırlardı, şair dilini nesir diline çevirme. Bütün yaptığımız da fiilleri cümlelerin sonuna getirmek olurdu. ... Meğer tam tersi doğruymuş bu aldığımız dersin’. O tür alıştırmayı 1970’li yıllarda İ.Ü. EF Türkoloji eğitimli Türkçe öğretmeni rahmetli İrfan Kantarcı da, İzmir Eğitim Enstitüsü Türkçe öğretmenliği bölümünde uygulardı.

            Demek ki, aruz ile ya da hece ölçüsü kullanarak yazılan şiirlerde devrik konumlamaya yeniden bakmak gerek. Öncülleri birer sözlü kültür dönemi ürünü olan ölçülü şiirde devrik dizim şiirsel işlemlerden bağımsız mı? Öyleyse, devrik konumlamanın ölçülü şiirdeki işlevi neler olabilir?

 

1. Dizeler arasında başta, içte, sonda uyak sağlamak,

2. Kısa, uzun hece dizimi açısından ölçüyü tutturmak,

3. Vurgulu, vurgusuz hecelerle dizenin ritmini uyarlamak,

4. Dizenin ezgisel akışını sağlamak[6],

5. Dize-içi dizeler-arası durak yerleştirmek,

6. Belli duygusal çağrışımları yüklemek için seçilen sesleri dizeler

    içinde yinelemek.

7. Sözü, kolayca belleğe alınmasını sağlamak.

 

            Doğrusu, uyak sağlamak, ölçü tutturmak için başvurulan alandışı konumlama ile (1-6) oluşan dizeler, bunca kısıtlamalardan sonra “devrik tümce” sayılmaz. Şairin, uyak ve ölçü kaygısı, devrik tümcenin anlamlama ayrımlarını örter. Serbest şiirde ise, ilk dört ayrım önceliğini yitirir. Dizenin ritmi yerine ancak şiirin bütünündeki ezgiden söz edilebilir, tıpkı Nâzım’ın “Bahri Hazer” şiirindeki gibi.

Türkolog, anlamlamada devrik dizimi bağımsız bir seçim olarak görmüyor. Sözlü anlatımda geçmesine ise, karışmıyor. Öyle sözler düzyazıya değiştirilmeden yansırsa, devrik işlemi konuşma dilinden sayıyor. Öyleyse, Nâzım (1965:468): "Şiirin ayrı dili, nesrin ayrı dili vardır diye bir şey kabul etmiyorum” dese de dil açısından değil ama, “şiir tümcesi” yerinde bir saptama mı? “Serbest şiir” için öyle bir ayrım doğru sayılabilir mi! Sözdizimi ne zaman sorgulanıyor? Dil Devrimiyle.

O zaman, devrik tümceyi metnin konuşma-dışı bölümlerinde aramak, işlemi oralarda uygulamak gerek. Tanpınar’a bakılırsa, duygu yüklü olan “Nurullah Ataç için” (1957) yazısında bile, bir tek devrik tümce yer almıyor. Ataç’ın (1954:186) ileri sürdüğü “devrik tümceye yükselmek”, demek ki büyük çaba harcamayı gerektiriyor. Nâzım serbest şiir yazdığı için, devrik dizimi düzyazıya kolayca aktarıyor. Üstelik Ataç’tan en az oniki yıl önce. Ne diyor? “Yalnız konuştuğumuz dili yazmayacağız, konuşmamızı esas olarak alacağız, fakat bu temelin üstüne biz yeniden bir dil yarata-cağız (1965:468, 1986: 188). O dil gerçekten yaratılmıştır artık.

Okuyalı yirmi yılı geçmiş ama Ataç’ın: devrik tümceye yükseldim” sözü hiç aklımdan çıkmadı. Tanpınar’ın (1957) yazısında: "... bilhassa hiç-bir zaman akıl erdiremediğim devrik cümle meselesi...” demesi ise beni çok şaşırttı. O sözlerin neden söylediğini düne kadar anlayamadım. Çünkü, düzyazıda öteki işlemlerden bağımsız devrik işlem uygulamak, kolay kolay üstesinden gelinemiyecek bir anlatım sorunu. Nitekim Türkologlar da konuyu anlayamadıkları için, işin kolayına kaçarak onu ne incelemişler ne de sorgulamışlar. “Türkçede devrik tümce yoktur” diye kestirip atmışlar.

Ataç ise, (1938):Ben mektepler için yazılmış hiçbir Türkçe gramer kitabın-da dilimizde cümle unsurlarının yeri değişmekle mânâda hâsıl olan değişiklikleri gösteren bir bahse tesadüf etmedim....;(1939): Hani fiili ortaya alıp yazanlar var; onların yaptıklarına yanlış diyemiyoruz, ...ancak çirkin diye, kulağımıza aykırı geliyor diye tereddüt gösteriyoruz....” görüşlerinden sonra, 1942 yılına gelindiğinde, kendi deyimiyle 22 yıldır kullanageldiği uzun tümcelerle anlatımı eleştirerek: "ama uzun tümcelerle yazmak elimden gelmedi, baktım ki hem akıcı olmuyor, hem de her yanı karanlık içinde kalıyor. Bıraktım ...”. 1943 yılında ise, geçmişteki yazılarını artık beğenmez: "... günden güne konuşma diline doğru gittim," diye ekler. Eyüboğlu (1956/ 74:75) da ona destek verir:Hep fiille biten, yani ağırlık merkezi değiştirilmeyen cümle, tabiiliğine ne kadar özenirse özensin, konuşma rahatlığına ulaşamıyor, dır dır, yor yor, du du, mış mış’larla sıralanıyor, düğümleniyor, birkaç şema içinde kalıyordu yazarın düşüncesi”.

Kısacası, devrik tümcenin kendine özgü metinsel bir yapılanması var. O dizimsel esnekliği mısra mısra ölçülü şiir yazan şairler benimsemiyor. Tanpınar gibi (1955/69:562), eğer şiirlerini mısra mısra / cümle cümle yazmışsa, öyle bir metinde yalnızca “onarım” olarak nitelenebilecek duygusal devrik tümceler yer alabilir. Öteki türler dışarda kalır. Serbest şiir yazan şa-irler bu zorluğu daha kolay aşabilirler. Yüklemson tümceyle metin örmek başka, %25-30 oranda devrik tümce ile düz-anlatım başka. Sabahattin Eyü-boğlu’nun devrik tümceyi o kadar başarılı kullanması, Erol Güney’in tanıklığına göre[7], onun gizli bir şair olmasından ileri geliyor. Yunus Emre’de bile varken[8], bugün birçok şair, yazar “açıklama” türü devrik tümceyi kullanmıyor. Demek ki işlem kolay değil, bütün ayrımları bilseniz bile, okulda öğretilmeden olmuyor[9].

 

 

Göndermeler: Ataç, Nurullah (1938) “Gramer”, Haber, 30. XlI. 1939 V / (1942) "Sözden Söze", Cumhuriyet, 3.10.1942, Söyleşiler TDK 1964, ss..I6-25. / (1943) "Yazı Tomarı", Cumhuriyet, 18.2.1943, Söyleşiler TDK 1964, s. 26-31. /  (1953b) “Ataç'ın Güncesi: Türkçe'de devrik tümce var mıdır?” / (1954) “Günce: Onüç devrik cümle” Son Havadis, 1.10.1954 s.2. / (1956b)“Ataç'ın Güncesi: Devrik-Devrik tümce”,Ulus, 5.8.1956 s.2. // Demircan, Ö. (2001) Türkçenin Ezgisi, Yıldız T.Ü. Vakfı y. / (2004) “Devrik tümce neyin nesi”, T.D.Derg. Kas.-Aralık 2004, 10-15. // Ediskun, Haydar (1960) "Devrik Cümle Üzerine Bir Araştırma", Türk Dili  IX/100, s. 193-97, Dilbilgisi Sorunları 1967, s. 130-138, TDK. // Ergin, Muharrem (1973), Orhun Abideleri, Boğaziçi y. // Eyüboğlu, S. “Dil Üstüne”, Eyüboğlu, 1973, s.105-108. (1956) / “Yazı Dilimiz Üstüne”, 1974, s. 74-78. / (1957) “Yine Devrik Cümle”, 1974, s. 79-83. // Kemal Tahir (1989), "Devrik Cümle", Dil Dosyası içinde, Bağlam y. // Nâzım Hikmet (1986) Bursa Cezaevinden (1938-50) Vâ-Nû'lara Mektuplar, NH Kültür ve Sanat Vakfı y. // Oral, Haluk; Özsoy, M. Şeref (2005): Erol Güney’in Ke(n)disi, YKY. // Tanpınar, Ahmet Hamdi (1957) “Nurullah Ataç İçin”, Cumhuriyet, 4 Haz. 1957; / (1969:467) Edebiyat Üzerine Makaleler (Hz. Z. Kerman), MEB y. İstanbul. // Tekin, Talât (1968), A GRAMMAR OF ORKHON TURKIC, Indiana U. Publ. UA series no.69. (1988), ORHON YAZITLARI, TTK y. no: 540. // Vâ-Nû (1965) Bu Dünyadan Nâzım Geçti, Remzi y.


 

[1]  Bk. Demircan, TDD Kasım-Aralık 2004, s.10-15.

[2] Nâzım Hikmet, MİM, s. 28)

[3]  Bu kısa görsel-ussal açıklamadan sonra, beni “devrik tümce”ye koşan süreci anlatayım. Türkçe incele-melerim ilk başta “taklit” yerine ayrımları öğrenerek İngilizcemi düzeltme isteğine bağlanabilir. İşin özü-nü anlamak için iki dili karşılaştırmaya sesdiziminden (Cardiff, 1962) girdim. Ondan sonra ezgilemeye geçtim (Reading, 1967). Bu yolla İngilizce sesletimi ve ezgilemeyi düzelttim ama, Türkçe ezgide yeterince ilerleme olmadı. Perde değişimlerini tanımanın, birkaç ayrımı anlamanın ötesine geçemedim. İngiliz dili üzerine bilim yapma ortamı Türkiyede yoktu. O yüzden, 1970’ten sonra araştırma nesnesi olarak Türkçeyi seçtim.

“Vurgu”yu anlamadan “ezgi”ye girilir mi! O dönemde her sözel birimde vurgu aradım. Sözlüksel bileştirme, pekiştirme, ikileme işlemlerinde anlamlamayı ve vurguyu çözmek yıllar aldı. O sırada, yüklem ardında düzlenme ile “devrik tümce” çıktı karşıma. Bir de ne göreyim: Dil Devrimi kavgasında iki konu öncelenmiş: türkçeleştirme anlamında sözlüksel özleştirme, sözel üretimde doğal anlatımın bir parçası olan devrik tümce.

1975’e kadar kadar kim ne yapmış, ne söylemişse okudum. Bir yazıda görülebilen kuralları, bir başka yazıda da, 1932-1990 arasında geçen tartışmaları özetledim. Bu dizimin eskiliğini bulmak için, ilk yazılı kaynak sayılan Orhun Yazıtları (732-) metinlerine baktım. İstanbul'da dersi veren öğretim üyesi ile aramızda şöyle bir konuşma geçti: - ..., Orhun metinlerinde devrik tümce var mı? - Hayır, yok. -Ediskun birkaç örnek veriyor. - Onlar yanlış. Tekin’in (1968) dilbilgisini okudum. Orada da öyle bir konu yer almıyordu. Ben de Ergin ve Tekin çeviriyazımlarını karşılıklı olarak kendim inceledim. 12 ayrı örnek 43 kez kullanılmıştı. Ne kadar sevindim!

Daha sonraki metinlere de bakarak Dokuz Eylül Dilbilim kurultayında (1991) “Devriklik devşirme mi?” konulu bir bildiri sundum. Köktürkçe örnekleri Tekin de doğruladı. Sonradan, kendi dilbilgisinin Türkçe baskısına tek örnekli bir “devrik tümce” altbaşlığı eklemiş. Sonuçta, devrik tümcenin “yabancı dillerden devşirildiği” savının karşıdevrimci bir türkolog uydurması olduğu ortaya çıktı.

[4] (1943 başları; 1968:158). Ancak Kemal Tahir de sonradan kendi yazılarında kuruluş bakımından devrik tümceye karşı çıkar: "önce düz dizip sonradan kimi ögeleri yüklem ardına atıyorlar" biçiminde yorumda bulunur.

[5]  Bu konuda tartışmalar için bk. Demircan , (1991).

[6]  Onun için Tanpınar şiirini mısra mısra yazdığını söylüyor (1955/69: 562).

[7]  Oral / Özsoy, 99.

[8] a. Şu dünyada bir tek şeye / b. Yanar içim, göynür özüm/ c.Yiğit iken ölenlere / d. Gök ekini biçmiş gibi. Burada  “bir tek şey”in ne olduğu ( c ) içinde, “göynü-”menin  nasıl olduğu ise ( d ) içinde açıklanıyor. Her iki bölüm de devrik dizilmiş.

[9]  Başka sözler de söylemiş olduğundan, “Tanpınar ve devrik tümce” üzerine bir yazı yazmak şart oldu.

 

 bilgi@turkdilidergisi.com   -   2000-2006