Sayi 111

başyazı
iki ayın içinden
öyküler
yapıtlar yazarlar
iletişim evreninden
çiçek yağmuru yapıtlar
günlük
 
 
yazarlar
künye
arşiv
iletişim

Dil ve Yazım Sorunları

Kemal Bek

Önermek / Salık Vermek

 

Birkaç yıl önce, bir üniversitenin düzenlediği dil konulu bir toplantıya dinleyici olarak katılmıştım. Dilciler, dilbilimciler, yazarlar yararlı sözler söylediler, söylenenlerin kimilerine yalnızca öznel bakımdan farklı düşündüğüm için katılmasam da, konuşmalardan yararlandım.

Ancak, (yeni) Türk Dil Kurumu üyesi bir dilci, konuşmasında, "Gençlere okumalarını öneriyorum," diye bir söz edince tüylerim diken diken oldu. Toplantıdan sonraki ayaküstü söyleşiye ben de katıldım ve bu dilcimizin yanına yanaştım, "Konuşmanız sırasında, 'önermek' sözcüğünü hangi anlamda kullandınız?" diye sordum.

Şaşırdı; Türkçe bildiğimden ya da en azından "önermek" sözcüğünü bildiğimden kuşkulanır gibi yüzüme baktı; "Tavsiye etmek' anlamında kullandım," dedi.

"iyi de," dedim, "Tavsiye etmek' anlamına gelen sözcük, 'salık vermek'tir; 'önermek'se, 'teklif etmek' anlamına gelir... gerçi son zamanlarda kimileri, yanlış olarak 'önermek'i, 'tavsiye etmek' yerine kullanıyorlar ama... Bu da reklam metni yazarlarının, dolaşıma soktuğu yanlış kullanımlardan biri...1 Sonunda sizin dilinize değin sızmış!"

Dil uzmanı güldü, şakaya vurdu, "Gençler nasıl kullanıyorlarsa, öyle kullanmak gerekir," dedi. Teşekkür ettim.

Eve döndükten sonra, Türk Dil Kurumu yayını Türkçe Sözlük'e baktım:

«Önermek: Kabul edilsin diye bir şey öne sürmek, teklif etmek.»

«.Teklif: Önerme, öneri. Teklif etmek: önermek.»

«(Bir şeyi) Salık vermek: Elverişli diye bildirmek.»

«Tavsiye etmek: 1. Öğütlemek, 2. Salık vermek.»

Özetle: Teklif etmek = Önermek; ama Tavsiye etmek = Salık vermek.2

Peki, ben "Gençler nasıl kullanıyorlarsa öyle kullanmak gerekir," diye düşünen dilcimizin tümcesini gençler nasıl anlayacak, ben nasıl anlayacağım? "Okumanızı teklif ederim" olarak mı, "Okumanızı salık veririm" olarak mı? "Güvenilir bir kaynak" olarak TDK sözlüğüne bakarsam, "Okumanızı teklif ederim," olarak; aynı kurumda görevli dilcimizin dediğine bakarsam, "Okumanızı salık veririm," olarak anlamam gerekir.

Belki de o gürültülü ortamda dil uzmanımız beni anlayamamış ve çok bilmiş bir oturum dileyicisi olarak görmüş, başından savmıştı.

Şunları düşündüm: Gençliğin ve halkın yanlışlarını, "Gençler ve halk yanılmaz," önyargısıyla olumlamaya başlarsanız, bunun sonu gelmez; dil alanında, sözcükleri "sözlüğe göre anlamak" ve "söyleyene göre anlamak" sorunları ortaya çıkar. Dilcimizin dediği gibi, "gençler nasıl söylüyorsa öyle yap"arsak, "imparatorluk dili"ni savunanların yıllardır katışıksız Türkçe'yi savunan bizleri, "Nesiller arasında anlaşmazlık yaratıyorlar," diye suçlamalarına benzer bir durum ortaya çıkacak;3 bu kez gerçekten kuşakların birbirini anlamaması sorununu biz kendimiz yaratacağız.

"Halkın her yaptığı, her söylediği doğrudur; sözlükler, kılavuzlar, dilbilim, dil bilginleri halkı izlesin, halktan kopmasın" kolaycılığı ne zamandır zihnimi kurcalayıp duruyor. Bu düşünce gerçekten doğru mudur; gerçekten dille, yazımla ilgili konularda da halkın uygulaması aydına, yazara, sanatçıya yol gösterici bir kaynak olarak alınabilir mi? Ben bu konuda "popülist" olmaktansa, bir kısım "aydın"ların tepkisini alacağımı bile bile, bu soruya "hayır" diyorum...

Nasıl tıp alanında bilim insanları, hastalıklarla savaşımda tıp dışındaki kimseleri işlerine karıştırmıyorlarsa, karışanları şarlatanlıkla, insanları sömürmekle suçluyorlarsa; dilbilim alanında çalışan bilim adamlarıyla yazarlar da, "halk" etmenini temel olarak almamalıdırlar. Çünkü, "halk" adı verilen, "biçimdeş"4, "her şeye gücü yeten", "her şeyin en doğrusunu bilen ve yapan" bir varlık yoktur. Var olduğunu düşünmek, bir "halk coşumculuğu"ndan, "halk ülküselciliği"nden başka bir şey değildir.

İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümü öğrencisiyken, şimdi rahmetli olmuş bir hocamız, konuşma ve yazılarında sık sık, "Dil bir ağaç gibidir, kendi kendisine gelişir, değişir; dile dışardan müdâhale edilmemelidir," derdi. Hocamız, ağacın da dışardan müdâhaleyle daha gür gelişeceğini, daha çok meyve vereceğini unutuyordu belki de o zamanlar; ama biz biliyoruz ki, nasıl çocukların ve gençlerin yetişmesi, olgunlaşması ve yetkinleşmesi kendi hâline bırakılamazsa, hiçbir "yaşayan varlık" da kendi gelişimine bırakılamaz. Hele özel bir "bahçıvanlık bilgisi" gerektiren "dil ağacı", hiçbir zaman... Dilbilim, adı üstünde, bir bilim dalıdır ve bilimde "kendiliğindenlik"lere, "rastlantılara" yer yoktur.

Dildeki değişimleri, "değişme" ve "gelişme" sözcüklerinin büyüsüne kapılarak kutsallaştırmak; "dili halk konuşuyor, ülkenin geleceği olan gençler konuşuyor; öyleyse biz dilbilimciler, yazıncılar onları izleyelim, onlar nasıl söylerlerse, nasıl yazarlarsa, biz de o söyleyiş ve yazış biçimlerini birer kural olarak dilbilgisi kitaplarına, sözlüklere, kılavuzlara alalım," demek; bu değişme ve gelişmenin her zaman ve kesinlikle doğru, olumlu yönde olduğu önyargısıyla düşünmek, bizi çıkmaza sürükleyecektir.

Dilde değişme ve değişme, tıpkı bir ulusun gelişmesi ve değişmesi gibi bin yıllar içinde olur; dahası, matematiksel kesinliği olmayan, ancak genel nitelikteki kimi kurallara uyarak olur. Bu değişmeler, insanın bir iki on yıl içinde fark etmesine yol açacak hızlılıkta oluyorsa, o zaman gelişmede değişimden değil, ancak yozlaşımdan, aynı dili konuşanların birbirlerini anlamama dokuncası doğduğundan söz edilebilir (kuşkusuz, son yıllarda yaşamımıza giren bilgisayar terimlerinde olduğu gibi bilim, sanayi ve benzeri alanlardaki terimleri ve sözcükleri dışta tutuyorum.)

Bu nedenle, "Gençler nasıl söylüyorsa, hangi anlamı veriyorsa, biz de öyle söyleyelim, o anlamı verelim," yolunda, genç oturum dinleyicilerine "şirin görünme" kolaycılığına kapılınmasını yanlış ve ürkünç buluyorum.

Türkçe'yi biz gençlerden öğrenmeyeceğiz; gençler bizden öğrenecek. Örneğin ben kırk yıldır "önermek"i, "teklif etmek"; "salık vermek"!, "tavsiye etmek" anlamında kullanıyorsam, öğrencilerim de, okurlarım da böyle kullanmak zorundadır. Doğru ve bilimsel olan da budur!

---------------------------------------------

 

1 TRT’nin tek kanal olduğu yıllarda, bir diş macunu reklamında, doktor önlüğü giymiş oyuncu elindeki diş macunu tüpünü sallayarak, "Diş hekimleri, filân diş macununu öneriyor," diyordu; sanırım, "önerme" - "salık verme" karışıklığı, ilk kez bu reklamla başladı.

2 Veled Çelebi (Izbudak) de, Letâif-i Hoca Nasreddin kitabında bir fıkrada geçen bu sözcüğü dipnotunda şöyle açıklıyor: «"Sağlık vermek" yanlıştır Doğrusu, "salık"tır ki "haber vermek", "cevâb göndermek" mânâsındadır. "Salmak" aslındandır. Hâlâ "haber salmakla kullanılır.» (ikbâl Kütüphanesi Yayınları, İstanbul, 1926, s. 37). Bu açıklamaya göre, "salık" sözcüğünün yapısı sal-ı-k biçimindedir.

3 Örneğin, Nihâd Sami Banarlı, Osmanlıca'nın imparatorluk dili olduğunu ileri sürüyor; dilimizi istila eden Arapça, Farsça ve benzen yabancı dillerden geçen Osmanlıca sözcükleri dilimizin tarihsel zenginliği sayıyor; yeni türetilen "uydurma" sözcüklerin "ahenksiz", "çağrışımdan yoksun" bulunduğunu, bu sözcüklerin atılıp yerlerine uydurma sözcüklerin kullanılmasının, "nesiller" arasında anlaşmazlık yarattığını söylüyordu. Banarlı'yı izleyenler, yakın yıllara değin bu görüşü yineleyip durdular.

 

 bilgi@turkdilidergisi.com   -   2000-2006