Sayi 111

başyazı
iki ayın içinden
öyküler
yapıtlar yazarlar
iletişim evreninden
çiçek yağmuru yapıtlar
günlük
 
 
yazarlar
künye
arşiv
iletişim

Kızışmış Savaş!

 

Ahmet Miskioğlu

 

Türkiye'mizde, gözlerimizin önünde geçmekte olan korkunç bir savaş var. İlk sürelerde, biz buna "gizli savaş" diyorduk. Ancak, şimdi, gizlisi mizlisi kalmadı. Açıkça, aldırmasızca yürütülen bir savaş karşısındayız.

Baştaki hükümet ile bütün devlet kuruluşları arasında geçmekte olan acımasız bir savaş bu...

Hükümet, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne karşı...

Olacak şey değil diye düşünüyoruz, ama, işte herkesin gözlerinin önünde sürdürülüyor bu durum...

Hükümet, devlet kuruluşlarına saldırıyor. Ezmek istiyor devlet kuruluşlarını, yok etmek istiyor. Bu yolda kararlı görünüyor. Kararlı ve acımasız.

Özellikle hükümetin başındaki Başbakan.

Kıbrıs'ın konumunu o bozdu. "Çözümsüzlük, çözüm değildir," diyerek...

Türkiye'nin de konumunu bozmaya çalışıyor. O ölçüde çok emeklerle, çabalarla oluşturulmuş, kan dökülerek yaratılmış olan devletimiz, yok edilmek isteniyor. Osmanlı padişahı, nasıl kendisine "Padişahım çok yaşa!" dedirtmek için her cuma, 'Cuma Namazı'na gidiyor idiyse, başbakan da her gittiği kentte din sömürüsü yaparak, kalabalık içinde namaza gidiyor; gidiş ve dönüşlerde, siyasal demeçler veriyor. Oysa, Türkiye Cumhuriyeti Devleti, "Şeriat Devleti" değildir; Başbakan halife değildir, böyle gösterişle camiye gidemez!

Bütün devlet kurallarını çiğniyor Başbakan! Din duygusunu, halkın temiz din duygusunu kullanarak (kirleterek), iktidar olmayı amaçlamak, hem kendisine hem ülkeye "felaket" getirecek. Bu durumumuza gülelim mi, ağlayalım mı?

Hükümet, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne savaş açmış; devleti yıkmak istiyor. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nden sanki öç almak isteniyor. Neyin öcünü almak istiyor?

Türkiye'de ilk kez böyle bir görünüm karşısındayız.

*

Başbakan, sözümona Avrupa Topluluğu'na girmek girişimini sürdürüyor. Sözümona sürdürüyor!

Yanında götürdüğü başı sımsıkı bağlı, sıkma başlı bayan simgesini

göstererek Avrupalılara görünüş diliyle "Biz sizden değiliz, ben sizden değilim!" iletisi sunuyor. Hal diliyle "Biz sizden değiliz" açıklaması yapıyor. "Ancak, Türkiye'yi size satabilirim. Türkiye'yi birlikte batırabiliriz!" işareti veriyor. "Sizin de istediğiniz bu olduğuna göre, sizinle anlaşabiliriz!" diyor sanki!

Ve...

Adım adım Türkiye parçalanıyor. Bunu kör gözler bile görebiliyor artık.

Avrupalıların "Şunu beğenmedik, bunu beğenmedik" diye iletiler yollamaları bu yüzdendir. Hükümet, olumsuz iletilere çanak tutuyor. Hal diliyle, yanlış açıklamalarla Başbakan, terörü de kışkırtıyor. Sanki, devleti kendileri güç durumda bırakmak istiyor. Amaçları sanki Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni yıkmaktır! Hükümetin amacı, becerebilirse, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni yıkmaktır!

Karanlığın aydınlığa saldırısı karşısındayız.

*

Şeyh Sait başkaldırısından daha tehlikeli bir başkaldırıdır bu! Hükümet, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne başkaldırmıştır!

Usumuza sığdıramıyoruz bu olayı, ama, gerçeklere göz kapayamayız!

*

Tarihimizin en acı sayfaları olan silah bırakışması (mütareke) yıllarına dönmüş gibiyiz bugün.

Padişah ve İstanbul hükümeti Avrupa'nın savaş kazanmış büyük devletlerinin buyruğundaydı. "Çözümsüzlük çözüm değildir" diye düşünüyor gibi her isteklerini yerine getiriyordu. Bütün ülkeyi onların ellerine teslim ediyordu padişah ve İstanbul hükümeti...

Bütün Anadolu'yu bölün parçalayın, yalnız bizim buradaki saltanatımızı sürdürmemize izin verin lütfen demekteydi padişah ve İstanbul hükümeti. Şimdiki hükümet de Avrupa'nın her türlü buyruğuna baş eğmeye hazır bir davranış sergiliyor!

*

Çok ayrı ölçütlerle çok büyük bir benzerlik görülüyor silah bırakışma yıllarıyla bugünkü durum arasında!

*

Silah bırakışma yıllarının koşulları, büyük bir savaştan yenilgi ile çıktığımız için başımıza gelmişti. Yenildiğimiz için silahlarımızı bırakmamızı dayatmışlardı bize. Silahlarımızı bırakmıştık. Ardından her şeyimizi elimizden almaya, ordularını üzerimize salmaya başladılar savaş kazanmış büyük devletler.

Bugün ise, niçin bütün bunlar?

Şimdi Namık Kemal'in sözleri geliyor usumuza:

"Vatanın bağrına düşman dayamış hançerini,

Yok mudur kurtaracak bahtı kara maderini? "            (mader: anne)

Bilindiği gibi, Kurtuluş Savaşı'mız yıllarında, Ankara'da kurulan mecliste ulusun bir vekili, ulusvekili, meclis kürsüsünde Namık Kemal'in bu iki dizesini okur. Mustafa Kemal'in yanıtı şöyle olmuştur:

"Vatanın bağrına düşman dayasın hançerini,

Bulunur kurtaracak bahtı kara maderini!"

Geçmişte olduğu gibi bir komplo karşısında bulunmaktayız. Bütün bunlardan hiç kuşkusuz dün olduğu gibi bugün de kurtulacağız.


 bilgi@turkdilidergisi.com   -   2000-2006