|
Kızışmış Savaş!
Ahmet Miskioğlu
Türkiye'mizde, gözlerimizin önünde geçmekte olan korkunç bir
savaş var. İlk sürelerde, biz buna "gizli savaş"
diyorduk. Ancak, şimdi, gizlisi mizlisi kalmadı. Açıkça,
aldırmasızca yürütülen bir savaş karşısındayız.
Baştaki hükümet ile bütün
devlet kuruluşları arasında geçmekte olan acımasız bir savaş
bu...
Hükümet,
Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne karşı...
Olacak şey
değil diye düşünüyoruz, ama, işte herkesin gözlerinin önünde
sürdürülüyor bu durum...
Hükümet,
devlet kuruluşlarına saldırıyor. Ezmek istiyor devlet
kuruluşlarını, yok etmek istiyor. Bu yolda kararlı
görünüyor. Kararlı ve acımasız.
Özellikle
hükümetin başındaki Başbakan.
Kıbrıs'ın
konumunu o bozdu. "Çözümsüzlük, çözüm değildir," diyerek...
Türkiye'nin
de konumunu bozmaya çalışıyor. O ölçüde çok emeklerle,
çabalarla oluşturulmuş, kan dökülerek yaratılmış olan
devletimiz, yok edilmek isteniyor. Osmanlı padişahı, nasıl
kendisine "Padişahım çok yaşa!" dedirtmek için her cuma,
'Cuma Namazı'na gidiyor idiyse, başbakan da her gittiği
kentte din sömürüsü yaparak, kalabalık içinde namaza
gidiyor; gidiş ve dönüşlerde, siyasal demeçler veriyor.
Oysa, Türkiye Cumhuriyeti Devleti, "Şeriat Devleti"
değildir; Başbakan halife değildir, böyle gösterişle camiye
gidemez!
Bütün
devlet kurallarını çiğniyor Başbakan! Din duygusunu, halkın
temiz din duygusunu kullanarak (kirleterek), iktidar olmayı
amaçlamak, hem kendisine hem ülkeye "felaket" getirecek. Bu
durumumuza gülelim mi, ağlayalım mı?
Hükümet,
Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne savaş açmış; devleti yıkmak
istiyor. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nden sanki öç almak
isteniyor. Neyin öcünü almak istiyor?
Türkiye'de ilk kez böyle bir görünüm karşısındayız.
*
Başbakan, sözümona Avrupa
Topluluğu'na girmek girişimini sürdürüyor. Sözümona
sürdürüyor!
Yanında
götürdüğü başı sımsıkı bağlı, sıkma başlı bayan simgesini
göstererek Avrupalılara görünüş diliyle
"Biz sizden değiliz, ben sizden değilim!" iletisi sunuyor.
Hal diliyle "Biz sizden değiliz" açıklaması yapıyor. "Ancak,
Türkiye'yi size satabilirim. Türkiye'yi birlikte
batırabiliriz!" işareti veriyor. "Sizin de istediğiniz
bu olduğuna göre, sizinle anlaşabiliriz!" diyor sanki!
Ve...
Adım
adım Türkiye parçalanıyor. Bunu kör gözler bile görebiliyor
artık.
Avrupalıların "Şunu beğenmedik, bunu beğenmedik" diye
iletiler yollamaları bu yüzdendir. Hükümet, olumsuz
iletilere çanak tutuyor. Hal diliyle, yanlış açıklamalarla
Başbakan, terörü de kışkırtıyor. Sanki, devleti kendileri
güç durumda bırakmak istiyor. Amaçları sanki Türkiye
Cumhuriyeti Devleti'ni yıkmaktır! Hükümetin amacı,
becerebilirse, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni yıkmaktır!
Karanlığın
aydınlığa saldırısı karşısındayız.
*
Şeyh
Sait başkaldırısından daha tehlikeli bir başkaldırıdır bu!
Hükümet, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne başkaldırmıştır!
Usumuza
sığdıramıyoruz bu olayı, ama, gerçeklere göz kapayamayız!
*
Tarihimizin
en acı sayfaları olan silah bırakışması (mütareke) yıllarına
dönmüş gibiyiz bugün.
Padişah ve
İstanbul hükümeti Avrupa'nın savaş kazanmış büyük
devletlerinin buyruğundaydı. "Çözümsüzlük çözüm değildir"
diye düşünüyor gibi her isteklerini yerine getiriyordu.
Bütün ülkeyi onların ellerine teslim ediyordu padişah ve
İstanbul hükümeti...
Bütün Anadolu'yu bölün parçalayın,
yalnız bizim buradaki saltanatımızı sürdürmemize izin verin
lütfen demekteydi padişah ve İstanbul hükümeti. Şimdiki
hükümet de Avrupa'nın her türlü buyruğuna baş eğmeye hazır
bir davranış sergiliyor!
*
Çok ayrı
ölçütlerle çok büyük bir benzerlik görülüyor silah bırakışma
yıllarıyla bugünkü durum arasında!
*
Silah
bırakışma yıllarının koşulları, büyük bir savaştan yenilgi
ile çıktığımız için başımıza gelmişti. Yenildiğimiz için
silahlarımızı bırakmamızı dayatmışlardı bize. Silahlarımızı
bırakmıştık. Ardından her şeyimizi elimizden almaya,
ordularını üzerimize salmaya başladılar savaş kazanmış büyük
devletler.
Bugün ise,
niçin bütün bunlar?
Şimdi
Namık Kemal'in sözleri geliyor usumuza:
"Vatanın bağrına düşman dayamış hançerini,
Yok mudur kurtaracak bahtı kara maderini? " (mader:
anne)
Bilindiği
gibi, Kurtuluş Savaşı'mız yıllarında, Ankara'da kurulan
mecliste ulusun bir vekili, ulusvekili, meclis kürsüsünde
Namık Kemal'in bu iki dizesini okur. Mustafa Kemal'in yanıtı
şöyle olmuştur:
"Vatanın bağrına düşman dayasın hançerini,
Bulunur kurtaracak bahtı kara maderini!"
Geçmişte
olduğu gibi bir komplo karşısında bulunmaktayız.
Bütün bunlardan hiç kuşkusuz dün olduğu gibi bugün de
kurtulacağız. |