Sayi 111

başyazı
iki ayın içinden
öyküler
yapıtlar yazarlar
Alıntılar
çiçek yağmuru yapıtlar
günlük
 
 
yazarlar
künye
arşiv
iletişim

Türbanlı Kızların Özgürlük İstekleri

Lütfı Kaleli

Türbanlı kızların özgürlük istekleri önemsenmelidir.

2005 Temmuz ve Ağustos ayları yaktı kavurdu İstanbul'u. Nem terletti boğdu insanları. Olanakları ve zamanlan olanlar, yazlıklara ya da serin yaylalara akın ettiler. Bizim de on beş yıl önce aldığımız küçük bir yazlığımız var. Çınarcık Esenköy'de. Sıcaktan kaçanlar kervanına biz de katıldık...

Esenköy'ün havası serin, doğası yemyeşil. Adına yakışır biçimde püfür püfür esiyor gece gündüz. Görünümü de güzel: Çanakkale Boğazı'na uzanan gömgök Marmara Denizi'nin kuzeyinde Adalar ve İstanbul'un kıyı yolları doğudan batıya uzanıyor. Güneybatısında ise, PKK terörüyle Türkiye'yi iç savaşa sürükleyen terörist başı Öcalan'ın devlet bütçesiyle krallar gibi yaşatıldığı İmralı Adası ve dalgalı denizde sefer yapan yük gemileri, deniz otobüsleri gündüzleri ıpıl ıpıl, geceleri ışıl ışıl görülüyor. Hele balık avlayan teknelerle martıların ve arada bir toplu olarak suya bata çıka geçen yunusların seyrine doyum olmuyor...

Böylesine doğası güzel turistik özellikler taşıyan üç bin nüfuslu Esenköy'de, yaz aylan nüfus seksen bini aşıyor. Aşıyor da, ne yazık ki eli yüzü düzgün yabancı turist gelmediği gibi, çağdaş yerli turist de gelmiyor. Gelenlerin yüzde 90'ı kara çarşaflı, türbanlı, tesettürlü, haşemalı, sakallı, şalvarlı insanlar. Haremlik selamlık yaşanıyor... Sanki İran'da, Suudi Arabistan'da ya da şeriatla yönetilen başka bir İslam ülkesinde yaşamış gibi oluyor, ülkem adına rahatsızlık duyuyorum...

Sabahları köye inip kıyı boyunda yürürken "Günaydın" diyebileceğim birine rastlayamamanın sıkıntısını yaşıyorum. Sözde işletme ruhsatlı turistik yerlerin yüznumaraları pislik kaynıyor ve o pislikler kumsaldan denize sızıyor. Klas adlı işletmeyi, sorumlu bir yurttaş olarak 27 Temmuz Çarşamba günü İslamcı AKP'li belediyeye şikâyet ediyorum, değişen bir şey olmuyor... Kara çarşaflıların kırk villadan oluşan Huzur Sitesi, sözde arıtma tesisli kanalizasyonunu doğaya akıtıyor. Sitenin altındaki villa sahibi Ayşe ve Ömer çifti, kokudan rahatsız olup defalarca şikâyet etmelerine karşın, onlar da bir sonuç alamıyorlar...

İmam Hatipli Başbakanın aynı okulundan mezun olmakla övünen bundan önceki Belediye Başkanı'na bu yakınmaları sunduğumuzda, "Sizi ben mi çağırdım, germeyiniz!" demiş, istifini bile bozmamıştı...

Alt yapı yok, kanalizasyon yok. Pislik çukurlan taşıyor, çevreye yayılan pis kokular soluk aldırmıyor...

Sabahlan salıverilen inekler yollarda trafiği aksatır, dışkılarını döke saça gezerek yayılırlar, akşam aynı özgürlükte dönerler evlerine... Trafik canavarı da kedileri, köpekleri, kirpileri ezip geçer, geride kalan leşler günlerce yerde kalıp çirkin görüntülerle pis kokular salar çevreye. Bizler görürüz, rahatsız oluruz da, belediye yetkilileri görmez, duymaz, rahatsız olmazlar bütün bu pisliklerden, rezaletlerden...

Neden "İslam'da temizlik imanın yarısıdır" derler de, buna uymazlar? Akıl erdiremiyorum...

Ne "Sit alanı" diye korunmaya alınan kıyı boyu, ne de yeşillikleriyle doğayı güzelleştiren ağaçlar korunuyor; hepsi kirletilip katlediliyor...

On beş yıl önce olmayan Kaçak Kuran Kursları, Atatürk ve Cumhuriyet düşmanı olarak Yetiştirilen türbanlı küçücük kızlar ve erkek çocuklarla dolduruluyor... Denize haşemalı giren gençler ve yaşlılar, ezan sesiyle birlikte denizden çıkıp kumsalda saf tutarak gösteri namazı kılıyorlar. Kendileri gibi yaşamayanlara da bakışlarıyla bir tur

baskı uyguluyorlar...

Öyle ki, Cumhuriyet düzenine katlanamayan yobazlar, "Cumhuriyet Caddesi"

yazan tabelayı bile 2004 yılında söküp attılar da, yetkililerin kılı bile kıpırdamadı...

Bu gidişle Türkiye'nin şeriatla karartılacağından kaygılanıyorum ve içim kan

ağlıyor...                                                                                         .            .

Ağustos'un ilk günü yine kıyı boyunca yürürken; önüm sıra giden, yaşları on beş ile on sekiz arasında türbanlı, tesettürlü dört kızın konuşmalarına tanık oluyorum. Kızlardan biri: "Sözde demokrasiyle yönetilen bir ülkede yaşıyoruz" deyince; "Tamam, yine türban savunuculuğu yapacak" diye düşünüyorum. Ama konuşmanın arkasını dinleyince, yanıldığımı anlıyorum. Kız, şöyle yakınıyordu:

"Kendi evimde bile özgürlüğümü yaşayamıyorum. Başımı açamıyorum. Pencereden dışarıya bakamıyorum. Yalnız başıma sokağa çıkamıyorum. Onu yapma günah, buna bakma günah!.. O yasak, bu yasak!.. Bıktım vallah!.. İşte birkaç haftalığına buraya geliyoruz da sizlerle birlikte dışarı çıkıp soluk alıyorum azıcık!.."

Son 20-25 yıldır din tacirlerinin yoğunlaştırarak siyasal simge biçimine getirdikleri türban; daha küçük yaştaki kız çocuklarına baskıyla giydiriliyor. Bir de tesettüre büründürülüyor. Yetmiyor, şimdi de haşemaya yönlendiriliyorlar... Bu alanda giyim sektörü de moda adı altında bu çirkinlikleri pompalıyor...

Bir yandan ihanetçi siyasiler, öbür yanda çıkarcı ticaretçiler din sömürüsü yaparak rant kazanıp Atatürk'ün kurduğu aydınlık Türkiye'yi, Atatürk'e inat karartmaya çalışıyorlar...

Baskıyla türban takıp tesettüre giren genç kızın tepkisini önemsemek gerek. Bu kız gibi daha birçok kız, ya baba-aile baskısından uzak, kendilerini özgür duyumsadıkları yerlerde baskıya tepki verip böylesine içlerini döküyorlar; ya da şarkıcı Alişan'ın Konya'daki konserinde sahneye fırlayarak türbanlı başıyla dans edip, açık göbeğini sergiliyorlar... Tutsak kadınlar plajında tesettürden kurtulup bikiniyle denize girerek rahatlıyorlar...

Bu kızlar şeriat kurallarıyla yönetilen İslamcı ülkelerde baskı altında yaşamaya tutsak...

Bunların iç dünyalarını görüp dikkate almak gerek...

Türban türü örtünme ve tesettüre bürünme ve Yahudi rahibelerin başlarına bağladıkları örtü biçiminden kopyalanmış ve siyasal simge haline çok güzel açıklık getiriyor ve ısrarlı örtünmecileri "Kılperestlik" yapmakla suçluyor...

Tanrı, yarattığı insana doğal başörtüsü olarak saç vermiştir. Bakımlı saç, hem güzellik verir insana hem de yazın sıcağından korur başı ve beyni. Tanrı'nın verdiği bu doğal başörtüsünü; çıkarcı, kurnaz kulun bez parçalarından yaptığı türbanla kapatmak, Tanrının yaratıcılığına ve O'nun eşsiz sanatçı kimliğine de hakaret sayılır

Tanrı, Nur suresinin 31. ayetinde; "Örtülerinizi yaka yırtmaçlarınızın üzerine sarkıtınız. Edep yerlerinizi ve ziynetlerinizi (takılarınızı) örtüp koruyunuz" diyor. “Saçlarını örtün” demiyor...

Tesettürlü bayanlar yanaklarına allık, dudaklarına ruj sürüp makyaj yapıyorlar. Bu görünümleriyle erkeği kışkırtıyorlar günah işlemiyorlar da; hiçbir kışkırtma amacı taşımayan saçı kapatıp günah işlememiş oluyorlar!

Bu denli ustan yoksun bir saçmalık olur mu hiç?

Ama ne yazık ki oluyor ve bu saçmalığa kadınlar da boyun eğiyor...

Ey, saçmalıklarla kadınları ve kızları kullanıp saltanat süren sapık ruhlu erkekler!

Sizlere sesleniyorum:  

Tanrıya inanıyor ve kul hakkına saygı duyuyorsanız, şu türban ve tesettür saçmalığını bırakın ve kadınları da, ülkeyi de bu beladan kurtarın! ...


 bilgi@turkdilidergisi.com   -   2000-2005