Yaşam Işığı Şiirler
M. Güner Demiray
Dursun Özden, Ulukışla Beyağıl'dan
yüreği Toros çiçekli bir şair. Toprağı, bozkırı, dağları,
mazlumları bilincinde yeşerterek dünyaya açmış
duyargalarını. Özellikle de Ortadoğu'ya, Kafkasya'ya,
Turkuvaz dünyaya. Onun şiirlerinde çoklayın gezgin şair
kimliğini buluruz. Asya'dan Afrika'dan, yeryüzünün başka
uzak köşelerinden barış kokulu sesler getirir, acılarını,
aşklarını yansıtır.
İşte
altıncı şiir kitabı "Yitik Zaman Işığı" da bu örgüde
şiirlerden oluşuyor. Ağustos 2003'te sunulmuş şiirseverlere.
"Yitik Zaman Işığı" yapıtında yeni bir söylem, değişik bir
deyişle karşı karşıya kalıyoruz. Bu kitabıyla alışılmışın
dışında sıcak bir şiir ortamı yaratıyor Dursun Özden. Daha
çok Doğu uygarlığını, bu uygarlığın nesnel yapısını, ekin
öğelerini dilsel bir çağrışım ağı oluşturarak yedirmiş
şiirine. Hazer'den Horasan'a, platonik aşkların mekânı
sahralara, çöllere yürüyor yüreğinde hep bir turkuvaz
sevdası. Dursun Özden "hikmet burcunda bir şaman" duruşu
sergileyen Hüseyin Ferhat gibi Avrasya coğrafyasından, çöl
insanlarından esintiler getiriyor. Bu esintileri ak
sözcükler yüklenmiş. Anadolu, Tunus, Filistin, Irak,
Berberiler, Küba ve birçok ülke kendi egzotik yapılarıyla
Özden'in şiir potasında yerlerini almışlar
Şair Özden,
toplumcu bir bakış açısı ve gerçeküstü bir anlayışla yazmış
şiirlerini. Bilinçaltından gelen ırmağı renkli şiirler
üretmiş. Hele dizeleri yaşamdan soluk almış, canlı, diri
nitelikleriyle okuyanda çarpıcı izler bırakıyor.
Gezgin şair
her gittiği ülkede "sevgimsebil" diyerek yüreğindeki barışı
sunuyor, insan olmanın, kendini bilmenin hikmetini
dillendiriyor "Sevgim sebil-sevi kime gerek / ağlayana
gülene sevilene sevene (s.10)". ilkesi budur Özden şairin.
Bombaların altında can veren Irak insanının , Filistin
halkının acısını yüreğinde duyar, barış gülü çocukların
ölümüne ağıt yakar, "kara yılan çöreklendi kundağa / kan
tutmuş baykuş öter boş beşikte / şahinler, akbabalar, sam
amcalar üşüştü / kapı komşumuz ölümle cebelleşiyor eşikte
(s.12)"; "Filistin kutsal toprak, ölüm tarlası / ağlama
duvarında gülerken Musa / yeniden çarmıha gerildi kimsesiz
İsa / ey Muhammed ya ali-tanrı aşkına / döne döne yana yana
kanıyor dünya (s.19). Kardeş Azerbaycan'ın işgal altındaki
toprakları içini sızlatır: "gül yok gülistanda/güllü basma,
yamalı fistan / kaç bahar geçti son gülüşün ardından /
kaçkınlık zor balam, unuttum sevdayı / ben ki, ateş gülü
hazar maralı / bir bakışta dağları delen reyhan (s.38).
Sevmek bir
yerde özgürleşmektir. Bunun için tüm insanlığa bir umut
ışığı yakar sevgi ateşiyle, insanın insana uzattığı dost
elidir sevgi. Gönül pınarından çağlar, insanları
çiçeklendirir. "savaşı durdurur sevgi sonsuz barış /
zamansız zamanda ışıklı sel / melekler sevişirken özgürleşir
/ kopar zincirlerini düşistana gel" (s.25).
Dünyayı
saran kargaşa, karabasan, dünyaya giydirilen ateşten gömlek
ne denli ölümcül olsa da umudu ve iyimserliği dizelerinde
sürekli diri tutarak insanlığa güven aşılar, geleceği
aydınlık görür. Kötülüğün bir gün kesinlikle yeryüzünden
silineceğini, ulusların eşitlik, paylaşım düzeyinde bir
işbirliği çağına kavuşacağını muştular birçok şiirinde,
"marmaristeki sütbeyaz bir zaman" benzeri bir çağ doğacağını
dile getirir. Belki Mustafa Kemal'in atıyla gelecek bir
kurtuluştur bu. "özgür atlar yelesinde, olgun nurlu bilgeler
ordusu / türkiye-utku ateşiyle aydınlandı, bilgehan yontusu"
(s.58). Aşk doğanın kanıdır. Onun dilinden özneli besler.
Doğanın tüm varlıklarını tanımlayan sözcükler aşkın tanımına
dönüşür Özden'in şiirlerinde, "turnalar zamanı dağ eteği
saçların alev alev / men sana gelmişem rüzgâr gülü öp güneşi
(...) evcil tadımlık şiirbalı bir yudum uçuk sevi / ve ıslak
havaya dağlıyor gece sessizce/kendini dip köklere uzat
çelikten hüzün / meryem bahçesinde gül-güle gülüver / gül
benizli hazar yeli gülüzar / çeliğe su verir demiri tavında
döver" (s.40).
Şiirlerinde
zaman zaman halk türkülerine, deyişlerine yaslandığını
görürüz Özden'in. Sözlü yazın geleneği şiirinin kurgusuna
belirgin bir etkide bulunmuştur. Kimi şiirlerini türkü
biçemiyle oluşturmuş, "şahmaran", "küheylan", "madımak",
"nevruz", "şahbaz", "gülmeme", "semah döndü turnalar-uçtum
uçtum" gibi Türk folklor ve masal motiflerini dizelerine
ustalıkla yerleştirmiştir. Doğu'nun "avesta", "ateşgah" ve
benzeri kavramlarından yeni imgeler yaratmıştır. Azeri
Türkçesinde geçen "kaçkın: mülteci, sığınmacı", "keskin9mek:
yanaşmak", Türkmen Türkçesindeki "açkı: anahtar" vb.
sözcükler Türkiye Türkçesinde de yaşatılabilir öztürkçe
sözcüklerdir. "Keskinmek" sözcüğü ortak bir sözcüğümüzdür.
Sivas, Gemerek ve dolaylarında da çok kullanılan bir
sözcüktür. Cinsellik kapsamında ilişki için eylem durumunu
içerir.
Özden'in
şiirleri bir imge bahçesi aynı zamanda. Doğu ekini ağırlıklı
dünya, uygarlık öğelerinden ve Türk dağarcığından süzülen
gerçekçi , somut ve doğasal imgeler. Bu imgelerle kendine
özgü bir güzelduyu yaratmış Özden.Şiirlerinde dizeler önemli
bir yer tutuyor. Anlam çokluk tek dizelerde, kimileyin de
birkaç dizede tamamlanıyor. Dizeler oldukça düzyazı
tümceleri gibi uzun tutulmuş. Kırık ve kesik dize hemen
hemen yok gibi. Dizelerinde yer yer ses yinelemelerini
görüyoruz. Şiirinin bütününde ses uyumu, ritmi duyumsuyoruz.
Ayrıca kurgusal yapımında benzer sözcük uyumlarına da tanık
olduğumu belirtmeliyim. Sözcük ve imgelerin çağrışımlı
dokusunda ince bir düşün ve felsefenin gizli iletilerine de
ulaşamıyoruz. Üzüntüyü, Kederi, sevgi ve aşkıyla gezgin bir
yüreğin evrensel sevdasını özümsüyoruz. Diyebilirim ki hepsi
de yaşamın düş ve gerçeklerinden yansıyan öz türküler.
Demem o ki
Özden'in kendi biçemiyle yarattığı kendine özgü bu şiirleri
okuyana ayrı bir tad veriyor. O, şair bakışıyla her gittiği
diyarın yüreğini yakalayıp değişik bir kanaldan şiir şiir
damıtıyor bize. "Nirvana'ya ulaşmış lanetli bir Hindu gibi"
bilgece. Gittiği ülkenin şiirsel ruhuna girerek salkım
söğüde âşık bir ardıçkuşu sevdası içinde "Şiir ülkesinde
yedi iklim yedi sevdalı derviş / Şiir atı, şiir okuyla
yoleri, ben ki fatihlere eş."
................................
Yitik Zaman
Işığı (Şiir), Dursun Özden, Babıali Kitaplığı, 96 s