|
"Düşmanlık Yasası"
Ahmet Miskioğlu
Geçen
Temmuz sayımızda "Türk Dil Kurumu ve Düşmanlık Yasası" adlı
yazımı yayımlamıştım. O yazıda, tam bir düşmanlık yasası
olan, Avrupalı devletlerin birçoğunun bize karşı
çıkardıkları "soykırım yasaları"nı ele almıştım ve Türk Dil
Kurumu'na yapılan büyük haksızlığı açıklamaya çalışmıştım.
Türkiye'de, Türk diline hizmet veren bir kurum nasıl
kapatılırdı!
Birçok
okurumuz, "İşte böyle yazılar istiyoruz; artık suskunluktan
kurtulalım!" diyerek bizi yüreklendirmeye çalıştılar. Oysa,
biz, hiç de suskun olmadık. Türk Dili Dergisi, Türk Dil
Kurumu kapatıldıktan sonra, Türkçenin gelişme kurallarını,
Kurum'un ilkelerini yaşatmak için yayın yaşamına girmiştir.
On dokuzuncu yılımızdayız. On dokuz yıldan beri yayınımızı
aralıksız sürdürmekteyiz.
Türk
tarihçisi Prof. Dr. Yusuf Halacoğlu'na İsviçre'nin uygulamak
istediği yaptırım, "düşmanlık yasası"ndan kaynaklanıyor. Bu
türden düşmanlık yasaları, kimi Türk düşmanı yaygaracıların
baskısıyla, çağdaş sanılan Avrupa devletlerinin "yeteneksiz"
yöneticilerince hazırlanmaktadır. Avrupa'nın yeteneksiz, ama
bize düşman yöneticileri bunlar. Bunlar, Kurtuluş Savaşı'mız
yıllarında da böyleydi, şimdi de böyledir.
Bütün
Avrupa halklarının bize düşman olduğunu sanmıyorum. Nitekim,
Almanya ve Avusturya genel seçimlerinde Türk karşıtlığını
kullanan yeteneksiz yöneticilerin, seçimlerde, umdukları
başarıları kazanamadıklarını gördük. İleride, bize karşı
düşmanlık yasası çıkaran sözüm ona çağdaş öbür devletlerde
de, bu durum görülecektir inancındayım. Ama, Kurtuluş
Savaşı'mız yıllarında Avrupalı devletler, bizi nasıl bölmek,
parçalamak istediyseler, bugün de bizi bölmek parçalamak
istemektedirler; bunu hiç usumuzdan çıkarmamalıyız.
Aramızdan
kimi hayınlar çıkabilir. Aramızda kimi hayınlar her zaman
vardır. Kurtuluş Savaşı'mız yıllarında, sözgelimi, bir Ali
Kemal, hem Darülfünun'da (İstanbul Üniversitesi'nde)
müderristir (Prof'tur) hem de gazetecidir. "Dahiliye
Nazırlığı" da yapmıştır. Bu hayın yazar, yazdığı Peyam-ı
Sabah gazetesinde sürekli olarak, Türkiye'ye saldıranları
savunmuş, Türkiye'yi kurtarmak için savaşan kahramanları
kötüleyip durmuştur. Bugün, yadsımayalım ki, aramızda bir
değil yüzlerce Ali Kemal vardır. Avrupalı devletler, biraz
da aramızdaki o hayınlardan da etkilenerek düşmanlık
yasaları çıkarmaktadır. Bizi kıskaç içine almaktadır. Bu
kıskaç içinde ezilmekten yüzde yüz kurtulacağız bir gün.
"12 Eylül
Darbecilerinin Türk Dil Kurumu'na karşı çıkardıkları yasa da
bence bir "Düşmanlık Yasası"ndan başka bir şey değildir.
Atatürk'ün "vasiyet"! ve bütün kalıtı çiğnenmiştir. Bu
düşmanlık yasasıdır ki, 1983'ten beri her şeyi karmakarışık
duruma getirmiştir.
"12 Eylül
Darbecileri", yönetimi ele alır almaz, Türk Dil Kurumu'nu
kapatmak için gerekçeler aramışlardır, "kitabına uydurma"
yolları bulmaya çalışmışlardır. 1980'den başlayarak birçok
demeği, birçok kurumu "kitabına uydurup" kapatmışlardır.
Kimsenin gözünün yaşına bakmamışlardır.
Her
derneğin, her kurumun kâğıtlarında, defterlerinde küçük
yanlışlar, küçük yanılgılar bulunabiliyor. Bakanlık
incelemecileri, inceledikten sonra, şunu şöyle düzeltin,
bunu böyle yapın diyerek yardımcı olup işlerin uygun
yürümesini sağlıyorlar genellikle. Ancak, "12 Eylül
Darbecileri", en küçük bir dalgınlık ürünü yanılgıyı
yakaladılar mı, vuruyorlardı; derneği hemen kapatıyorlardı
ve yöneticileri hapse atıyorlardı. Hapse atılanlara
işkenceler de uyguluyorlardı.
Türk Dil
Kurumu'nun da ana belgelerini, kâğıtlarını, defterlerini
incelediler. Birçok kez incelediler. Taciz edercesine
incelediler. Ama en küçük bir kusur yakalayamadılar.
Türk Dil
Kurumu'nun seçilmiş son denetim kurulu üyeleri Bülent Aydın,
Muzaffer Uyguner ve Muzaffer Hacıhasanoğlu idi. Işıklar
içinde yatsın, gönüldeşimiz Muzaffer Uyguner, gördüklerini
anlatırken bana şöyle söyledi:
«Başbakanlıktan kâğıtlarımızı incelemeye gelen, suç
yakalamaya çalışan deneticiler birbirleriyle konuşurken
'yahu dediler, bu kurumun kâğıtları, defterleri,
Başbakanlığınkinden daha düzgün, daha düzenli ve daha temiz,
bir türlü açık yakalayamıyoruz, ne ölçüde arasak
bulamıyoruz!»
Bir örnek
daha vereyim: Sayın Sami Karaören ve TDK'nın son Genel
Yazmam Cahit külebi ile birlikte konuşurken öğrendim. "12
Eylül Darbecileri'nin incelemecileri, Genel Yazman'ın ayda
kaç lira para aldığını öğrenmek istemişler. Öğrenince de
"Böyle az olamaz, böyle az mı olmalı!" diyerek şaşırmışlar.
Anlaşılmıştır ki kapatılan Türk Dil Kurumu'nun bütün
üyeleri, bütün yönetim kurulları, bütün görevlileri onların
uslarının alamıyacağı denli özveriyle çalışıyorlardı.
İşte böyle!
Başbakanlık
incelemecileri, hiçbir kusur bulamadıkları için önce kapatma
kararı veremediler!
"12 Eylül
Darbecileri", düşman oldukları Türk Dil Kurumu'nu kapatmaya
kararlı idiler. Başbakanlık incelemecileri kapatamayınca,
yasa çıkarmaya karar verdiler.
Bir noktaya
okurlarımızın dikkatini çekmek isterim:
Atatürk,
Türk Dil Kurumu'nu kurarken, ne "Yüksek kurum" gibi gülünç
bir ad vermişti, ne de kendi adını vermişti Kurum'a! Bu, bir
"cemiyet" idi, "Türk Dili Tedkik Cemiyeti"...
İşte, 12
Eylülcülerin Türk Dil Kurumu düşmanlığı burada apaçık
görülüyor. Yozlaştırmak istiyorlar Türkçeyi. "Türk Dil
Kurumu" gibi sağlam dil derneklerini yok etmelidirler ki
gelişen Türkçe söndürülebilsin. Türkçe sözcükler
yasaklanabilsin!
Bunun için
ne yapacaklar?
Oktay
Akbal'ın dediği gibi "Beş generalin seçtiği bir meclis"e bir
yasa çıkarttıracaklar.
Adını da
koydular yasasının: Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek
Kurumu... Vay, vay, vay...
İşte Türk
Dil Kurumu'nu kapatmak için bir gerekçe. Türk Dil Kurumu'nu
ezmek için, büyük büyük adlar getirerek halka "yutturma"
eylemi bu. Bulmuşlar bir ad: "Atatürk Kültür, Dil ve Tarih
Yüksek Kurumu"...
Buldukları
bu yolla herkesi aldatacaklarını sandılar. Böylece, Türk Dil
Kurumu'nu kapatacaklar.
Nitekim
kapattılar.
Herkesin
kendilerine inandıklarını sandılar.
Yanlış ve
haksız durum apaçık görülüyor.
Bir kez
Atatürk, "Türk Dil Kurumu"na kendi adını vermediği gibi,
böyle bir ad kimsenin usuna da gelmemiştir. Ayrıca Atatürk
kurduğu Türk Dil Kururnu'na "Yüksek" nitelemesi yapmamıştır.
Atatürk
düşmanları, Atatürk adını işte böyle kullanıyorlar.
Ve Türk Dil
Kurumu'nu kapattılar.
Açıklamaya
bakınız: "Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu" nün
içinde "Dil" de varmış. Bu yüksek dedikleri kurum
Başbakanlık'a bağlıymış.
Avrupalı
devletlerin bize karşı kullandıkları soykırım yasaları,
nasıl düşmanlık yasaları ise, henüz yargılanmayan "12 Eylül
Darbecileri"nin de çıkardığı bu yasa bir düşmanlık
yasasıdır. Yaldızlı ada bakmayınız.
"12 Eylül
Darbecileri", Atatürk'ün "vasiyetini de yok ettiler,
kalıtını da çiğnediler, mal varlığına da el koydular.
Gazetelerde okumuştuk, kimilerinin "Atatürk Kültür, Dil ve
Tarih Yüksek Kurumu"nun paralarını alarak Ankara'da barlar,
sazlar çalıştırma yoluna saptıkları anlaşılmıştı; onlara ne
gibi işlemler yapıldı acaba? Yargılanmaları, bilmiyorum,
hâlâ sürüyor mu?
Kapatılan
Türk Dil Kurumu üyelerinin bir karşılık beklemeden özveriyle
çalışmaları ile bunların yiyiciliklerini karşılaştırır
mısınız lütfen!
Atatürk'ün
malvarlığı, kalıtı yiyicilerin elinden er ya da geç
kurtarılacaktır bir gün!
|