Sayi 111

başyazı
iki ayın içinden
öyküler
yapıtlar yazarlar
Alıntılar
çiçek yağmuru yapıtlar
günlük
 
 
yazarlar
künye
arşiv
iletişim

"Düşmanlık Yasası"

Ahmet Miskioğlu

Geçen Temmuz sayımızda "Türk Dil Kurumu ve Düşmanlık Yasası" adlı yazımı yayımlamıştım. O yazıda, tam bir düşmanlık yasası olan, Avrupalı devletlerin birçoğunun bize karşı çıkardıkları "soykırım yasaları"nı ele almıştım ve Türk Dil Kurumu'na yapılan büyük haksızlığı açıklamaya çalışmıştım. Türkiye'de, Türk diline hizmet veren bir kurum nasıl kapatılırdı!

Birçok okurumuz, "İşte böyle yazılar istiyoruz; artık suskunluktan kurtulalım!" diyerek bizi yüreklendirmeye çalıştılar. Oysa, biz, hiç de suskun olmadık. Türk Dili Dergisi, Türk Dil Kurumu kapatıldıktan sonra, Türkçenin gelişme kurallarını, Kurum'un ilkelerini yaşatmak için yayın yaşamına girmiştir. On dokuzuncu yılımızdayız. On dokuz yıldan beri yayınımızı aralıksız sürdürmekteyiz.

Türk tarihçisi Prof. Dr. Yusuf Halacoğlu'na İsviçre'nin uygulamak istediği yaptırım, "düşmanlık yasası"ndan kaynaklanıyor. Bu türden düşmanlık yasaları, kimi Türk düşmanı yaygaracıların baskısıyla, çağdaş sanılan Avrupa devletlerinin "yeteneksiz" yöneticilerince hazırlanmaktadır. Avrupa'nın yeteneksiz, ama bize düşman yöneticileri bunlar. Bunlar, Kurtuluş Savaşı'mız yıllarında da böyleydi, şimdi de böyledir.

Bütün Avrupa halklarının bize düşman olduğunu sanmıyorum. Nitekim, Almanya ve Avusturya genel seçimlerinde Türk karşıtlığını kullanan yeteneksiz yöneticilerin, seçimlerde, umdukları başarıları kazanamadıklarını gördük. İleride, bize karşı düşmanlık yasası çıkaran sözüm ona çağdaş öbür devletlerde de, bu durum görülecektir inancındayım. Ama, Kurtuluş Savaşı'mız yıllarında Avrupalı devletler, bizi nasıl bölmek, parçalamak istediyseler, bugün de bizi bölmek parçalamak istemektedirler; bunu hiç usumuzdan çıkarmamalıyız.

Aramızdan kimi hayınlar çıkabilir. Aramızda kimi hayınlar her zaman vardır. Kurtuluş Savaşı'mız yıllarında, sözgelimi, bir Ali Kemal, hem Darülfünun'da (İstanbul Üniversitesi'nde) müderristir (Prof'tur) hem de gazetecidir. "Dahiliye Nazırlığı" da yapmıştır. Bu hayın yazar, yazdığı Peyam-ı Sabah gazetesinde sürekli olarak, Türkiye'ye saldıranları savunmuş, Türkiye'yi kurtarmak için savaşan kahramanları kötüleyip durmuştur. Bugün, yadsımayalım ki, aramızda bir değil yüzlerce Ali Kemal vardır. Avrupalı devletler, biraz da aramızdaki o hayınlardan da etkilenerek düşmanlık yasaları çıkarmaktadır. Bizi kıskaç içine almaktadır. Bu kıskaç içinde ezilmekten yüzde yüz kurtulacağız bir gün.

"12 Eylül Darbecilerinin Türk Dil Kurumu'na karşı çıkardıkları yasa da bence bir "Düşmanlık Yasası"ndan başka bir şey değildir. Atatürk'ün "vasiyet"! ve bütün kalıtı çiğnenmiştir. Bu düşmanlık yasasıdır ki, 1983'ten beri her şeyi karmakarışık duruma getirmiştir.

"12 Eylül Darbecileri", yönetimi ele alır almaz, Türk Dil Kurumu'nu kapatmak için gerekçeler aramışlardır, "kitabına uydurma" yolları bulmaya çalışmışlardır. 1980'den başlayarak birçok demeği, birçok kurumu "kitabına uydurup" kapatmışlardır. Kimsenin gözünün yaşına bakmamışlardır.

Her derneğin, her kurumun kâğıtlarında, defterlerinde küçük yanlışlar, küçük yanılgılar bulunabiliyor. Bakanlık incelemecileri, inceledikten sonra, şunu şöyle düzeltin, bunu böyle yapın diyerek yardımcı olup işlerin uygun yürümesini sağlıyorlar genellikle. Ancak, "12 Eylül Darbecileri", en küçük bir dalgınlık ürünü yanılgıyı yakaladılar mı, vuruyorlardı; derneği hemen kapatıyorlardı ve yöneticileri hapse atıyorlardı. Hapse atılanlara işkenceler de uyguluyorlardı.

Türk Dil Kurumu'nun da ana belgelerini, kâğıtlarını, defterlerini incelediler. Birçok kez incelediler. Taciz edercesine incelediler. Ama en küçük bir kusur yakalayamadılar.

Türk Dil Kurumu'nun seçilmiş son denetim kurulu üyeleri Bülent Aydın, Muzaffer Uyguner ve Muzaffer Hacıhasanoğlu idi. Işıklar içinde yatsın, gönüldeşimiz Muzaffer Uyguner, gördüklerini anlatırken bana şöyle söyledi:

«Başbakanlıktan kâğıtlarımızı incelemeye gelen, suç yakalamaya çalışan deneticiler birbirleriyle konuşurken 'yahu dediler, bu kurumun kâğıtları, defterleri, Başbakanlığınkinden daha düzgün, daha düzenli ve daha temiz, bir türlü açık yakalayamıyoruz, ne ölçüde arasak bulamıyoruz!»

Bir örnek daha vereyim: Sayın Sami Karaören ve TDK'nın son Genel Yazmam Cahit külebi ile birlikte konuşurken öğrendim. "12 Eylül Darbecileri'nin incelemecileri, Genel Yazman'ın ayda kaç lira para aldığını öğrenmek istemişler. Öğrenince de "Böyle az olamaz, böyle az mı olmalı!" diyerek şaşırmışlar.

Anlaşılmıştır ki kapatılan Türk Dil Kurumu'nun bütün üyeleri, bütün yönetim kurulları, bütün görevlileri onların uslarının alamıyacağı denli özveriyle çalışıyorlardı.

İşte böyle!

Başbakanlık incelemecileri, hiçbir kusur bulamadıkları için önce kapatma kararı veremediler!

"12 Eylül Darbecileri", düşman oldukları Türk Dil Kurumu'nu kapatmaya kararlı idiler. Başbakanlık incelemecileri kapatamayınca, yasa çıkarmaya karar verdiler.

Bir noktaya okurlarımızın dikkatini çekmek isterim:

Atatürk, Türk Dil Kurumu'nu kurarken, ne "Yüksek kurum" gibi gülünç bir ad vermişti, ne de kendi adını vermişti Kurum'a! Bu, bir "cemiyet" idi, "Türk Dili Tedkik Cemiyeti"...

İşte, 12 Eylülcülerin Türk Dil Kurumu düşmanlığı burada apaçık görülüyor. Yozlaştırmak istiyorlar Türkçeyi. "Türk Dil Kurumu" gibi sağlam dil derneklerini yok etmelidirler ki gelişen Türkçe söndürülebilsin. Türkçe sözcükler yasaklanabilsin!

Bunun için ne yapacaklar?

Oktay Akbal'ın dediği gibi "Beş generalin seçtiği bir meclis"e bir yasa çıkarttıracaklar.

Adını da koydular yasasının: Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu... Vay, vay, vay...

İşte Türk Dil Kurumu'nu kapatmak için bir gerekçe. Türk Dil Kurumu'nu ezmek için, büyük büyük adlar getirerek halka "yutturma" eylemi bu. Bulmuşlar bir ad: "Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu"...

Buldukları bu yolla herkesi aldatacaklarını sandılar. Böylece, Türk Dil Kurumu'nu kapatacaklar.

Nitekim kapattılar.

Herkesin kendilerine inandıklarını sandılar.

Yanlış ve haksız durum apaçık görülüyor.

Bir kez Atatürk, "Türk Dil Kurumu"na kendi adını vermediği gibi, böyle bir ad kimsenin usuna da gelmemiştir. Ayrıca Atatürk kurduğu Türk Dil Kururnu'na "Yüksek" nitelemesi yapmamıştır.

Atatürk düşmanları, Atatürk adını işte böyle kullanıyorlar.

Ve Türk Dil Kurumu'nu kapattılar.

Açıklamaya bakınız: "Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu" nün içinde "Dil" de varmış. Bu yüksek dedikleri kurum Başbakanlık'a bağlıymış.

Avrupalı devletlerin bize karşı kullandıkları soykırım yasaları, nasıl düşmanlık yasaları ise, henüz yargılanmayan "12 Eylül Darbecileri"nin de çıkardığı bu yasa bir düşmanlık yasasıdır. Yaldızlı ada bakmayınız.

"12 Eylül Darbecileri", Atatürk'ün "vasiyetini de yok ettiler, kalıtını da çiğnediler, mal varlığına da el koydular. Gazetelerde okumuştuk, kimilerinin "Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu"nun paralarını alarak Ankara'da barlar, sazlar çalıştırma yoluna saptıkları anlaşılmıştı; onlara ne gibi işlemler yapıldı acaba? Yargılanmaları, bilmiyorum, hâlâ sürüyor mu?

Kapatılan Türk Dil Kurumu üyelerinin bir karşılık beklemeden özveriyle çalışmaları ile bunların yiyiciliklerini karşılaştırır mısınız lütfen!

Atatürk'ün malvarlığı, kalıtı yiyicilerin elinden er ya da geç kurtarılacaktır bir gün!


 bilgi@turkdilidergisi.com   -   2000-2005