Sayi 109

başyazı
iki ayın içinden
öyküler
yapıtlar yazarlar
iletişim evreninden
çiçek yağmuru yapıtlar
günlük
 
 
yazarlar
künye
arşiv
iletişim

Neden Bocalıyoruz

Zeki Büyüktanır

 

"Ey halkım unutma bizi." Uğur Mumcu

Günümüz Anadolu'sundan Görüntüler:

Aydınlarımızın beyinsel ışığının sının mum ışığı parıltısında, okumuşumuzun yeteneği ve bellediği amme cüzü düzeyinde; böyle olunca bu çırpınışlarla sıkıntılardan kurtulma çabaları bir sonuca ulaşamadan gel-git'lerle yerinde sayıyoruz. Bu gerçek, değerli bilge Sakallı Celal'in: "Bizler doğuya doğru giden bir geminin güvertesinde, batıya doğru koşmaya çalışan aydınlar olarak kendimizi aldatıyoruz." sözünde saklı.

Haklı bir saptama değil mi?

-Anadolu insanı 1923 Anadolu aydnlanması ile, öne düşen O yüce devrimci ile birlikte hem kurtulmuş hem de yönetimini çağdaşlaştırmış, devrimlerini de başlatmıştı.

1923 -193 8 arasında Avrupa'nın beş yüz yılda tamamlayamadığı devrimsel atılımları, aydınlanmayı (Rönesans) on beş yıl gibi çok kısa bir sürede gerçekleştirmiştir.

Bu gerçekleşen atılımların önünde O ışık saçan devrimin önderi vardı.Onun sürükleyici karizması ile o dönemde yetişen aydın gençlerin çabası, onu izleyen, Osmanlı'dan gelen o eskinin Kul - Ümmet düşüncesiyle yazgı ağı içinde yetişmiş de olsa devrimin etkisi, hızı, aydınlığı, güzelliği, yararlılığı karşısında onların da bu kervana katılmasıyla devrimsel aydınlığı 1950'lere değin getirdi.

Ancak Devrim Önderi'ni erken yitirmemiz, İkinci Dünya Savaşının çok olumsuz etkileri ile birlikte bir de 1950'de girdiğimiz sözde demokrasi, bu kazanımları teker teker, zehirli örümceğin kendi cinsini canavarca yok ettiği gibi geriye dönüşle yine eskinin Kul - Ümmet dönemine dönüştü.

1950'ye dek gerçek, sağlam ve çağdaş bir kuşak yetiştirememiş olmalıyız ki, cumhuriyete uyum sağlayamayan o eski kuşak, bu yanar - döner kitle yeni yetişenleri de kendi yönüne çekti. Eğitim çağdışı duruma yönlendirilerek Kul - Ümmet düşüncesi yeniden gündeme geldi. (*)

Artık bugün yurttaş yok. İki cami arasında kalan "beynamaz" gibi bir o yana bir bu yana yalpalayan kullar var. Devrim gemisi bu haliyle çok tehlikeli bir fırtınada yol almaya çalışıyor. İnşallah'lı, maşallah'lı dilekler, yazgı bukağısına yakalanmış görüşler ve de okuma arızalı ya da engelli bir toplumun karanlık görüntüsü...

Üniversitelerde elli yıldan beri gelen yöneticilerin çağdışı, geriye doğru baskıcı yöntemleriyle oluşan -sözde- eğitimden ancak Fadimeler (!) yetiştirilebiliyor. Yönetim ise artık çekinmeden açık açık Ilımlı İslam diyor, imam Hatip diyor, kaçak kuran kursu diyor. Başka da bir sıkıntısı yok. Ülkenin ekonomik, toplumsal, siyasal, ekinsel hiçbir sorunu, tasası yokmuş gibi davranan bu yönetime insan bir ad bulmakta güçlük çekiyor. Yoksa bu ülkenin kalkınması Kuran kurslarındaki dualar ile mi olacak?

Bu yönetimin güçsüzlüğünden yararlanarak kancayı takan dış odaklar yani vahşi kapitalizm IMF kanalıyla bütün isteklerini yaptırıyor. Ülke bir açık pazar yeri gibi maddi, manevi satılıyor.

Ama artık deniz bitti. Nâzım Usta'nın Türk Halkı için belirttiği bir betimlemesi var: "Mandalar Kadar Ağır "diye...evet ağır devinir ama sonunda

yapacağını yapar.

Başlangıçta gösterdiğimiz örnekler biraz acı da olsa, üzerinde çok düşünmek zorundayız. Aydınlar bu edilgin suskunluktan, politikacılar da bu "Neme gerek, bana ne" umursamazlığından kurtulmalıdır.

Bu halimizle basınımız, Mütareke Basınından daha da geride, tehlikeli ve sanki dış güçlerle iş birliği, el birliği, gönül birliği içine girmiş gibi bir havada. Aydınlarımız da Mütareke İstanbul'undaki o bir avuç aydın gibi şaşkın, suskun ve umarsız.

Bu durumda iş yine Kuva-yı Milliye'yi yaratan Anadolu insanına kalıyor.

Evet iş sana kalıyor ey halkımız, uyan, silkin ve ayrıca, o günkü koşullar altında yaptıklarından, başarılarından, özverilerinden binde birini göster. O zaman dünyanın en aydınlık, en gelişmiş bir ülkesini yeniden yaratabilirsin. Sen Ana Tanrıça'nın ülkesinde on bin yıllık bir aydınlığı, uygarlık ırmağını bugüne taşıdın, bugün mü başaramayacaksın?

Bu politikacılara inanma, hadi düş öne; aydın da, basın da, politikacı da sen ol.

O yüce insanın sana verdiği:

"Ödevin Türk Bağımsızlığını ve Cumhuriyetini kurtarmaktır. Bunun için gereken güç damarlarındaki soylu kanda vardır." buyruğunun işaretini göster ve kurtar bu ülkeyi...

 

(*) Murat Bardakçı: Hürriyet Gazetesi Temmuz 2005
"Elifi görseler mertek sanacak derecede Osmanlıca cahili olanlar Osmanlı'yı yorumluyor, tek kelime Arapça bilmeyen sosyologlar Kur'an tefsirine kalkışıyor, memleketine hakareti "evrensellik" zanneden esersiz ulemamızla İlber Hoca'nın sözünü ettiği filologlarımız ve ses getiren tek bir kitap bile yazamamış olan allamelerimiz hukukçuluğa ve soykırım iddialarının savunuculuğuna yelteniyorlar. İşin daha da garip tarafı, "aydın görünme" gereği türban yasağına karşı çıktıkları için İslami basın tarafından kucaklanan ve her biri köşelere gark edilen bir zamanların anlı - şanli solcu yazarları, sermayeleri bitmiş ve kafaları karmakarışık bir halde etrafa "basın etiği" dersleri vermekle meşguller! İşi "Kuva-yı Milliye, çeteciliktir" demeye kadar vardıran sabık sağcıların da nedense farkında bile değiliz."

 


 bilgi@turkdilidergisi.com   -   2000-2005