|
Neden Bocalıyoruz
Zeki Büyüktanır
"Ey halkım
unutma bizi." Uğur
Mumcu
Günümüz
Anadolu'sundan
Görüntüler:
Aydınlarımızın
beyinsel ışığının
sının mum ışığı
parıltısında,
okumuşumuzun
yeteneği ve
bellediği amme cüzü
düzeyinde; böyle
olunca bu
çırpınışlarla
sıkıntılardan
kurtulma çabaları
bir sonuca
ulaşamadan gel-git'lerle
yerinde sayıyoruz.
Bu gerçek, değerli
bilge Sakallı
Celal'in: "Bizler
doğuya doğru giden
bir geminin
güvertesinde, batıya
doğru koşmaya
çalışan aydınlar
olarak kendimizi
aldatıyoruz."
sözünde saklı.
Haklı bir saptama
değil mi?
-Anadolu insanı 1923
Anadolu aydnlanması
ile, öne düşen O
yüce devrimci ile
birlikte hem
kurtulmuş hem de
yönetimini
çağdaşlaştırmış,
devrimlerini de
başlatmıştı.
1923 -193 8 arasında
Avrupa'nın beş yüz
yılda
tamamlayamadığı
devrimsel
atılımları,
aydınlanmayı
(Rönesans) on
beş yıl gibi çok
kısa bir sürede
gerçekleştirmiştir.
Bu gerçekleşen
atılımların önünde O
ışık saçan devrimin
önderi vardı.Onun
sürükleyici
karizması ile o
dönemde yetişen
aydın gençlerin
çabası, onu izleyen,
Osmanlı'dan gelen o
eskinin Kul -
Ümmet
düşüncesiyle yazgı
ağı içinde yetişmiş
de olsa devrimin
etkisi, hızı,
aydınlığı,
güzelliği,
yararlılığı
karşısında onların
da bu kervana
katılmasıyla
devrimsel aydınlığı
1950'lere değin
getirdi.
Ancak Devrim
Önderi'ni erken
yitirmemiz, İkinci
Dünya Savaşının çok
olumsuz etkileri ile
birlikte bir de
1950'de girdiğimiz
sözde demokrasi, bu
kazanımları teker
teker, zehirli
örümceğin kendi
cinsini canavarca
yok ettiği gibi
geriye dönüşle yine
eskinin Kul - Ümmet
dönemine dönüştü.
1950'ye dek gerçek,
sağlam ve çağdaş bir
kuşak yetiştirememiş
olmalıyız ki,
cumhuriyete uyum
sağlayamayan o eski
kuşak, bu yanar -
döner kitle yeni
yetişenleri de kendi
yönüne çekti. Eğitim
çağdışı duruma
yönlendirilerek
Kul - Ümmet
düşüncesi yeniden
gündeme geldi. (*)
Artık bugün yurttaş
yok. İki cami
arasında kalan
"beynamaz" gibi bir
o yana bir bu yana
yalpalayan kullar
var. Devrim gemisi
bu haliyle çok
tehlikeli bir
fırtınada yol almaya
çalışıyor.
İnşallah'lı,
maşallah'lı
dilekler, yazgı
bukağısına
yakalanmış görüşler
ve de okuma arızalı
ya da engelli bir
toplumun karanlık
görüntüsü...
Üniversitelerde elli
yıldan beri gelen
yöneticilerin
çağdışı, geriye
doğru baskıcı
yöntemleriyle oluşan
-sözde- eğitimden
ancak Fadimeler (!)
yetiştirilebiliyor.
Yönetim ise artık
çekinmeden açık açık
Ilımlı İslam
diyor, imam Hatip
diyor, kaçak
kuran kursu
diyor. Başka da bir
sıkıntısı yok.
Ülkenin ekonomik,
toplumsal, siyasal,
ekinsel hiçbir
sorunu, tasası
yokmuş gibi davranan
bu yönetime insan
bir ad bulmakta
güçlük çekiyor.
Yoksa bu ülkenin
kalkınması Kuran
kurslarındaki dualar
ile mi olacak?
Bu yönetimin
güçsüzlüğünden
yararlanarak kancayı
takan dış odaklar
yani vahşi
kapitalizm IMF
kanalıyla bütün
isteklerini
yaptırıyor. Ülke bir
açık pazar yeri gibi
maddi, manevi
satılıyor.
Ama artık deniz
bitti. Nâzım
Usta'nın Türk Halkı
için belirttiği bir
betimlemesi var:
"Mandalar Kadar Ağır
"diye...evet ağır
devinir ama
sonunda
yapacağını yapar.
Başlangıçta
gösterdiğimiz
örnekler biraz acı
da olsa, üzerinde
çok düşünmek
zorundayız. Aydınlar
bu edilgin
suskunluktan,
politikacılar da bu
"Neme gerek, bana
ne"
umursamazlığından
kurtulmalıdır.
Bu halimizle
basınımız, Mütareke
Basınından daha da
geride, tehlikeli ve
sanki dış güçlerle
iş birliği, el
birliği, gönül
birliği içine girmiş
gibi bir havada.
Aydınlarımız da
Mütareke
İstanbul'undaki o
bir avuç aydın gibi
şaşkın, suskun ve
umarsız.
Bu durumda iş yine
Kuva-yı
Milliye'yi
yaratan Anadolu
insanına kalıyor.
Evet iş sana kalıyor
ey halkımız, uyan,
silkin ve ayrıca, o
günkü koşullar
altında
yaptıklarından,
başarılarından,
özverilerinden binde
birini göster. O
zaman dünyanın en
aydınlık, en
gelişmiş bir
ülkesini yeniden
yaratabilirsin. Sen
Ana Tanrıça'nın
ülkesinde on bin
yıllık bir
aydınlığı, uygarlık
ırmağını bugüne
taşıdın, bugün mü
başaramayacaksın?
Bu politikacılara
inanma, hadi düş
öne; aydın da, basın
da, politikacı da
sen ol.
O yüce insanın sana
verdiği:
"Ödevin Türk
Bağımsızlığını ve
Cumhuriyetini
kurtarmaktır. Bunun
için gereken güç
damarlarındaki soylu
kanda vardır."
buyruğunun işaretini
göster ve kurtar bu
ülkeyi...
(*) Murat Bardakçı:
Hürriyet Gazetesi
Temmuz 2005
"Elifi görseler
mertek sanacak
derecede Osmanlıca
cahili olanlar
Osmanlı'yı
yorumluyor, tek
kelime Arapça
bilmeyen sosyologlar
Kur'an tefsirine
kalkışıyor,
memleketine hakareti
"evrensellik"
zanneden esersiz
ulemamızla İlber
Hoca'nın sözünü
ettiği
filologlarımız ve
ses getiren tek bir
kitap bile yazamamış
olan allamelerimiz
hukukçuluğa ve
soykırım
iddialarının
savunuculuğuna
yelteniyorlar. İşin
daha da garip
tarafı, "aydın
görünme" gereği
türban yasağına
karşı çıktıkları
için İslami basın
tarafından
kucaklanan ve her
biri köşelere gark
edilen bir
zamanların anlı -
şanli solcu
yazarları,
sermayeleri bitmiş
ve kafaları
karmakarışık bir
halde etrafa "basın
etiği" dersleri
vermekle meşguller!
İşi "Kuva-yı
Milliye,
çeteciliktir" demeye
kadar vardıran sabık
sağcıların da
nedense farkında
bile değiliz."
|