Sayi 109

başyazı
iki ayın içinden
öyküler
yapıtlar yazarlar
iletişim evreninden
çiçek yağmuru yapıtlar
günlük
 
 
yazarlar
künye
arşiv
iletişim

Yapıtlar – Yazarlar

 

Şiir Kitaplarında Bir Gezinti

 

Hasan Akarsu

 

"KARAKIŞ  DEFTERİ/ MAĞARA ŞİİRLERİ"

"Karakış Defteri/ Mağara Şiirleri" (1) ozan Yüksel Andız'ın yeni şiir kitabı. Öncekileri: Düş İlişkisi (1988), Geçitte Bir Öncü (1991), Gökkuşağındaki Alaca Kuş (1992), Şiir İsyanlarda Yine (1994). Karakış Defteri'ndeki şiirlerde yoğunluk, özlü anlatım, imgeler öne çıkıyor: "Okyanusların gökkuşaklı içi/ Issız evlere gidiyor/ Kor gibi bir özün izinde/ İlkyazın yolları" (s.6) Karanlık kimlerin üstüne devriliyor? "Kalaysız eksik sabah" nasıl oluyor? Dizeleri okudukça soruların ardı arkası kesilmiyor. Ozan, daha güçlü aydınlık isteyenlerin tanığı. Palmiye ağaçlarına benzeyen bir sessizliği düşlüyor, delilerin büyük sessizliğini biliyor. Şiirlerindeki yoğunluğun tadına doyulmuyor: "...Gündüzün ön kapısında/ Kuşların unuttuğu/ Kanat sesleri/ Yaşam alışkanlığından geçiyor." (s. 14) Tan, uçurumların boş yüzünü aralarken, bir sürünün çan sesleri de yamaçları uyandırıyor. Şiirlerde ses, müzik, resim dünyasını algılıyorsunuz. Yaprakla yüreğin günlük güneşlik oluşunu düşlüyorsunuz. Ozan, insanlık tutkunu, paylaşımcı, gelecekten umutlu. "Geceyle ve ateşle" karıyor şiirini, düşlerini yoruyor ve yaşam bilgisini savunuyor. "Nesnenin bölündüğü yerde" insanın da bölüneceğini biliyor. Dostluğun yaralarının sarılmayışından yakınıyor. "Doyurulmuş sözcükleri" ayıklıyor şiirinden. Resimler çiziyor sürekli: "...Küçük bir tarla sınırında/ Isırdı sabahı güzellik (s.35)...Ay ağacın içinde/ Bizi gizlemek için (s.46)... Avuçlarımın suyundan günün ilk ışıklarını karıyorum (s.47)...Konuksever yıldızlar altında/ Dağlardaki ahşap kulübe/ Erişilmez bir düş olarak/ Bir an yürekte işiyor (s.50)...Hava yavaş yavaş karardı pencerenin dışında/ Gecenin ipini çekiyor/ Dalların arasında / Çocuk bir yalnızlık..." (s.52) Yüksel Andız, şiire emek veren, "halka benzeyen sabırlı" bir ozan.

 

"SAÇLARI ISLAK GECENİN"

"Saçları Islak Gecenin" (2) ozan Hasan Taşçı'nın ikinci şiir kitabı. Önceki: "Ay Doruklarda Üşüyorum" (2003). Ozan Hasan Taşçı, ilk kitabındaki şiirlerini aştığını kanıtlıyor. "...Irmak geçtiği yeri kazır/ Kendi içinde kırılır" diyerek, geçmişe ve anılara yöneliyor. En çok aşk izleği yer alıyor şiirlerinde. Irak'taki tüm çocuklara sesleniyor: "Ah gülüm benim çiçeğim/ Turna kanadında zeytin karam/...Hüzün ödüldür bize yürü yavrum/...Ah gülüm hurma çiçeğim/ Al göğsüne biriktir hayatın resmini/...Senin adın şiir olsun/ Acı tende değil tindedir." (s.8-9) Geçim sıkıntısı çekenler, yoksullar, emekçiler yansıyor dizelerine: "...Kaldırımlarda bir ana/ Eteğinde iki kızan/ Yorgun günü topluyor reyonlardan..." (s. 15) Ozan, Halic'e türkü söylüyor, Kız Kulesi'ndeki çığlığı duyuyor, insanın evrim sarsıntılarını görüyor ve kimliksizliğe, adressizliğe sitem ediyor. Ardından umutlara sarılıyor yine: "...Sesler duy ustasından türkülerin/ Bir bahçe yarat içindeki çölden/ Tut ellerinden/ Sevdiğini söyle gizsiz/ Buluş tenha bir köşede-kendinle/ İçine döktüğün ırmak-deniz olsun." (s.23) Ozan, insanlığa, sonsuzluğa, emeğe, fabrikalara ve "karanlığı yırtan yarın'Tara "merhaba" diyor. En büyük erdeme sarılmayı ve göğüs kafesindeki kuşları gökyüzüne salmayı öğütlüyor insanlara. "Seher yerinden saçları ıslak (bir) gece"de söylüyor türküsünü. Acıların sütüyle büyütüyor umutlarını. Şiirle sevişmenin "bir uzun yolculuk" olduğunu biliyor, "aşkın doğduğu yerde" şiire yenik düşmek istemiyor, (s. 50) Kimi kez ölüm izleğine yer verse de içinin bahar gibi yeşerdiğini biliyor: "...Yağmurlar şiir döküyor/ Köprüler kuruyoruz ırmaklara/ Bahar gibi yeşeriyor içimiz..." (s.72)

Ozan Hasan Taşçı, şiirlerindeki ışığı yansıtırken "derinlerden akan sessiz ırmakla" yarınlara umut taşıyor.

 

"UMUDUN ÖFKESİ"

"Umudun Öfkesi"(3), Mustafa Göksoy'un ikinci şiir kitabı. Önceki: Direnç Yaprakları (2002). Yeni şiirlerde içtenlikli bir sesleniş gözleniyor: "Canlarım benim, güzellerim, sılam, Berfınim vb." Ozan, insancıl bir yaklaşımla yazıyor şiirlerini. Aşklarda gösterişe karşı çıkıyor, aldatıcı yakınlaşmaları kınıyor, doğayla birlikte yeniliyor sevdasını. "O haksız elde toplanan/ Bilgi ve paranın" (s. 15) acısını derinden duyuyor. Gönül dilinde sevişmeleri özlüyor. Gönül kırıcı yaklaşımların bırakılmasını istiyor. "Birikim hep güzellesin zamanı" diyerek umutla yazıyor şiirlerini.

Mustafa Göksoy, yaşama sevinciyle dolu bir ozan. Yaşayışların harmanlanmasını savunuyor, yalanlardan kaçınıyor, sorumlulukları önemsiyor, "insanın yücelişinin kendi türküsünde süreceğine" inanıyor: "...Kıyılar durunca kavga durmuyor/ Dalgalanan öfkemize/ Candan cana su olup akmalı hayat/ İnsanın yücelişi kendi türküsünde sürecek." (s.33) Şiirin yüzünü, insanın yüzüne benzetiyor ve "umudun öfkesiyle" yazıyor, insancıl değerleri benimsiyor, insancıl değerlerden uzak yaşayanları, meta diliyle konuşanları dışlayarak, sonunda insanın kazanacağına inanıyor.

"Yaşamın anlamında şiirimi buluyorum" diyen Mustafa Göksoy, şiirlerinde insancıl değerleri öne çıkarmayı başarıyor, toplumcu bir özle, yalın bir dille yazıyor.

 

"İNSAN YÜZLÜ MENEKŞE"

"İnsan Yüzlü Menekşe" (4), ozan Hüseyin Ali Selvi'nin ilk şiir kitabı. Ozan, yazdığı sunu yazısında, şiirlerinde anılara, bireyselliklere yer verdiği gibi, toplumsal olanı da yansıtmaya çalıştığını vurguluyor. Çocukluk anıları, aşklar, doğa güzellikleri öne çıkıyor şiirlerinde. Okuldan çıkınca, uçan balon sattığını belirtirken, yaşadığı Akdeniz'in doğasına olan özlemini de yansıtıyor: "...Öyle sıcakkanlı, öyle Akdeniz/ Öyle ezik, tutuk, ap'aç/ Hüzün güneşlerine tutsak/ Bütün bereketine karşın kıraç/ Algın solgun renkli kadife gülü..." (s.7) Annesini betimlerken, kendini onun karnında düşlemesi ne güzel! "...Yol kenarı çömelmiştir yüklü bir kadın/ Taşıdığı, kadınlığın tarihsel yükü/ Karnındaki: Ben..." (s.8) Bozkırda yaşayan insanların acılarını duyumsuyor ve yansıtıyor. O insanlar ki doktorsuz, ilaçsız ve insan sıcağına özlemli. İnsanın "doluca yaşamasını" istiyor, güzellikleri, dostlukları önemsiyor: "Bir dostun dostluğunu taşırını/ Işıltılı, sevecen öz'ler boyunca/ Bir uzağın sevdasını taşırım/ Özleyen, ürperen, koşan sözler boyunca..." (s.22) Ozan, gençlik olaylarında yaşananların acılarını da yansıtıyor ve insanları barışa çağırıyor. Zafer çığlıklarıyla tepinen sömürgecilerle alay ediyor. Geçim sıkıntısıyla çalışan emekçilerin mutlu olmalarından yana: "Erken sabahların düz işçileri/ Yürür hızlı adımlarla yolları/ Gözlerinde yarım kalmış düşleri/ ...Usulca kızarır bir şafak daha/ Gün elbet doğrultur ağır elini." (s.47)

Ozan Hüseyin Ali Selvi, yaşadıklarını özümseyerek şiirlerine yansıtıyor. İnsan ve toplum sevgisiyle dolu. İleriye bakıyor, yeniliklere açılıyor.

"KURTARILAN AŞKLARDI ONLAR"

"Kurtarılan Aşklardı Onlar" (5) ozan Ferhat İşlek'in yeni şiir kitabı. Öncekileri: Patikanın Başlangıcı (1995), Sardunya Duşlu Memleketim (1998), Sevdalar Çiçeklenir (2001). Ferhat İşlek, toplumcu çizgisini aşklarında ve şiirlerinde de sürdürüyor. Yaşamayı seviyor ve insanlığın kurtuluşunu aşklarda buluyor: "...O aşklar ki/ Çağrıları kaç çağla yeşiliydi öptüğümüz/ Al yanaklı, eylemli/ Gelir de geçerdi acıların bütün gece yankıları..." (s.9) "Tohum içi yarınlar" yüreğinde duruyor ve barışa duyduğu özlemle yaşıyor. Ortadoğu'da vurulan çocuklara üzülüyor: "Limanlar durmadan gemiler gönderiyorlar Ortadoğu'ya/ Onların ayrılışlarıyla kayboluyor toprakların vicdanları/...Şimdi yine vuracaklar o çocukları/ O çocukları vuracaklar haberlerin alışkanlığında..." (s.19) Ozan, yurt sevgisiyle dolu; ama onun sevgisi özümsenen, damıtılan bir sevgi:"...Ve Troya'dan Kurtuluş Savaşı'na/ Boş bir beşikte mi sallandı Ana-tello...? (s.24) ...Şu kayalar kekik kokar, şu serin çamlar öz dilimizdir/ Bunları yüreğinde tutanlardır yaşattıklarım!.../ Bir de ışıklı şehirlerim var ki/ Soyunup girerler çam rüzgarlarının kokusuna.../ (s.25)...Yurt bilgisiyle çıkardık yatısız bütün gezilere/...Üç bin yıllık tarihtik biz, özgürlüktük bir o kadar da/ Yakardık tüm antik çağların ışıklarını/ Ve makilik bir bayırda koşardık çocukluğumuza." (s.42) Ozanın aşkları da önemli yer tutuyor şiirlerinde. Aşklar kırılınca, ozanların da kırılacağım biliyor. İzmir kentine olan tutkusu da öne çıkıyor: "Çok düşünmeli bu şehri, çok özlemeli" (s.63) diyor.

Ozan Ferhat İşlek, geniş anlatımlara yaslanan, soluklu şiirler yazıyor. Aşklarında, çocukluğunda, gençliğinde yaşadıklarını ışıklı penceresinden yansıtıyor.

 

"ÇIKMAZ SOKAK"

"Çıkmaz Sokak" (6) ezan Mürsel Ostün'ün ilk şiir kitabı. 1960 Eskişehir doğumlu olan ozan, turizm alanında işletmeci olarak çalışıyor. Kitaba önsöz yazan Erinç Dinç, ünlü denemecilerin sözlerinden yararlanarak, şiirin "kafaca olgunluğu", "kendini bilmeyi", "özbenliği iyi anlayabilmeyi" sağladığını belirtiyor. Ozan, toplumsal olaylara eleştirel bir gözle yaklaşıyor. Amerika'dan gönderilen süt tozuna karşı çıktığı gibi, "Kıbrıs'ı ver, kurtul!" politikasını da kınıyor ve Rauf Denktaş'ı verdiği savaşım için alkışlıyor. Özelleşmeye, küreselleşmeye karşı tavır alıyor. "Modern Uşak"larla alay ediyor: " Sen dünya vatandaşısın/ Fırıldak adamların sadık yandaşısın/ İtiraf etmeliyim ki/ Aklın evvel, iş ahlakın mükemmel!/ Sabah erkenden kalkar/ Mavi beyaz fularını takar/ Vazifeni yaparsın..." (s.23) Ozan, karanlığı gösteren sözde aydınları, halkı düşünmeye çağırıyor. Devletin dışalım politikasını eleştiriyor, borcun faizini ödemeye yönelik ilişkileri istemiyor haklı olarak.

Ozan Mürsel Üstün, şiirlerinde toplumdaki aksaklıklarla alay ediyor, yanlış politikaları eleştiriyor. Olayları usçu bir yaklaşımla çözümleyip öneriler getiriyor. Şiirselliği öne çıkardığında başarılı olacağı gerçek.

 

"ATLARA KADINLARA ve ÇOCUKLARA DAİR"

Ozan Hüseyin Çetinkaya, Su Sesine Vurgun Mekansız Kuşlar (2000), Biz ki Abdalız ve Çıraklarız (2003) adlı şiir kitaplarından sonra, "Atlara Kadınlara ve Çocuklara Dair" adlı şiir kitabını yayımladı. Ozan, şiirlerinde aynı çizgisini sürdürüyor. Toplumcu bir içerik, yalın, imgelere yaslanan bir anlatım öne çıkıyor: "Bir atım vardı alnı muskalı/ Alnı dik bir bayırdı gökyüzüne açılan..." (s.5) Her öpücüğün bir 'hayat' olduğunu belirtiyor: "Atımın izini öptüm/ Toprak beni öptü/ ...Çocuğumun dizini öptüm/ Işık beni öptü/ Uzandım ki şöyle rahat rahat öleyim/ Ve şükranla ayrılayım bu düzlükten/ Hayat beni öptü." (s.7) "Göğsümüzde nal izleri" diyen ozanın atlara tutkunluğu bir başka. Atlılara kargışı var, atlara değil. Tayları gözlenıleyişi ne güzel: "Taylar anneleriyle/ Yürüyemedikleri için el ele/ Yürürler karın karına..." (s.11) Kuşun su içerken havaya bakışını gözlemlemesi, atları sulayan çocuğun ıslık çalamadığı için üzüldüğünü bilmesi, onun incelikli duygulanmalarının sonucu değil mi? Anasının ölümünün ardından seslenişi de çok güzel ve anlamlı: "...Anam/ Esmerliğim asiliğim benim/ Kainat çok yakıştı sana" (s. 14) Şiirleri, çocukları onun. Sevgilisi gidince yaşanacak yalnızlığı düşlüyor. "Söz dinlemez çocuklarının babası" olmakla övünüyor. Üçüncü Mevki Yolcuları adlı şiirinin ne denli güzel olduğuna siz de katılacaksınız: "Niğde istasyonunda/ Elma kokan parmaklarını/ Öptüm bir çocuğun/ Elma mı oldum çocuk mu oldum/ Bilmiyorum/ Sivas'ta Divriği çeşmesinde/ Kuşlar su içiyorken/ Yanaştı yolcular/ Su içtiler birlikte/ İnsan insanlığından vazgeçti/ Kuş kuşluğundan..." (s.23)

Hüseyin Çetinkaya, "Devre kaybı bir ozanım" dese de sözcükleri ışıldattığını biliyor. Kimsenin görmezlikten gelemeyeceği bir ozan olduğunu kanıtlıyor.

 

"BEN SANA HAYIR"

"Ben Sana Hayır" (8), kırk üç kitabı olan Mehmet Tanju Akerınan'ın yeni şiirlerini kapsıyor. Şiirlerinde, söyleşi havasında, kendisiyle konuşmalar, çevresindekilere seslenmeler ilgi çekiyor: "Haziran çarptı/ Ben seni söylüyorum/ Gece salt gözlerin/ Uykumu oyan/ Tüm yolları geçtim usanmadan/ Ben sana bir şey söyleyecektim ya/ Hayır söylemeyeceğim/ Ay yine parlak... (s.5)... Vurdu hüzün bulvarına iki ışık/ Sana kaç var" (s.7) Ozan, toplumda yaşananlara tanıklık ediyor, başkaldıran gençleri, ayaklanan zamanı, yanlan günü, magandaya isyanı gözlemliyor, sıkıntıları, yoksullukları anlatıyor: "...Ekmek kimin elinde/ Dönmüyor çok evden içeri/ Zor gün tutuklar/ Yaşam üşütür geceyi/...Umut maviye boyandı ya korkma/ Yaşamın anlamıdır gün/ Kurtarır kendini..." (s.18) Ozan, insanlığın umuda açık olduğunu biliyor, rüzgâr sevgisizliğinde üşüyor ve dünyanın döndükçe güzel, insanın okudukça güzel olduğunu söylüyor. Emek ve anamal çelişkisini bildiği için makinenin emeği ezdiğini saptıyor. Şiirinin içine İstanbul'u düşürüyor, İstanbul'u yaşıyor, İstanbul'u anlayışlı buluyor.

Mehmet Tanju Akerman'ın şiirlerinde, onurlu yürüyüşlerin, emek savaşımlarının, sevgilerin, aşkların, acıların, küreselleşmenin, ölümlerin izleri var.

 

 

1.      Karakış Defteri- Yüksel Andız, Tay Dergisi Yayınlan, Kasım 2004

2.      Saçları Islak Gecenin- Hasan Taşçı, Elçi Yayınları, Nisan 2005

3.      Umudun Öfkesi- Mustafa Göksoy, Gerçek Sanat Yayınları, Mayıs 2005

4.      İnsan Yüzlü Menekşe, Hüseyin Ali Selvi, Kırlangıç Şiir Dizisi.

5.      Kurtarılan Aşklardı Onlar- Ferhat İşlek, Birleşik Yayıncılık, Ocak 2005

6.      Çıkmaz  Sokak-  Mürsel   Üstün,  Engin Yayıncılık, Nisan 2005

7.      Atlara  Kadınlara  ve  Çocuklara  Dair-Hüseyin Çetinkaya, Kayalık Sanat Kitapları, Kasım 2003

8.      Ben Sana Hayır- Mehmet Tanju Akerman, Elçi Yayınları, 2004


 bilgi@turkdilidergisi.com   -   2000-2005