|
Yapıtlar – Yazarlar
Şiir Kitaplarında
Bir Gezinti
Hasan Akarsu
"KARAKIŞ DEFTERİ/
MAĞARA ŞİİRLERİ"
"Karakış Defteri/
Mağara Şiirleri" (1)
ozan Yüksel Andız'ın
yeni şiir kitabı.
Öncekileri: Düş
İlişkisi (1988),
Geçitte Bir Öncü
(1991),
Gökkuşağındaki Alaca
Kuş (1992), Şiir
İsyanlarda Yine
(1994). Karakış
Defteri'ndeki
şiirlerde yoğunluk,
özlü anlatım,
imgeler öne çıkıyor:
"Okyanusların
gökkuşaklı içi/
Issız evlere
gidiyor/ Kor gibi
bir özün izinde/
İlkyazın yolları"
(s.6) Karanlık
kimlerin üstüne
devriliyor?
"Kalaysız eksik
sabah" nasıl oluyor?
Dizeleri okudukça
soruların ardı
arkası kesilmiyor.
Ozan, daha güçlü
aydınlık
isteyenlerin tanığı.
Palmiye ağaçlarına
benzeyen bir
sessizliği düşlüyor,
delilerin büyük
sessizliğini
biliyor.
Şiirlerindeki
yoğunluğun tadına
doyulmuyor:
"...Gündüzün ön
kapısında/ Kuşların
unuttuğu/ Kanat
sesleri/ Yaşam
alışkanlığından
geçiyor." (s. 14)
Tan, uçurumların boş
yüzünü aralarken,
bir sürünün çan
sesleri de yamaçları
uyandırıyor.
Şiirlerde ses,
müzik, resim
dünyasını
algılıyorsunuz.
Yaprakla yüreğin
günlük güneşlik
oluşunu
düşlüyorsunuz. Ozan,
insanlık tutkunu,
paylaşımcı,
gelecekten umutlu.
"Geceyle ve ateşle"
karıyor şiirini,
düşlerini yoruyor ve
yaşam bilgisini
savunuyor. "Nesnenin
bölündüğü yerde"
insanın da
bölüneceğini
biliyor. Dostluğun
yaralarının
sarılmayışından
yakınıyor.
"Doyurulmuş
sözcükleri"
ayıklıyor şiirinden.
Resimler çiziyor
sürekli: "...Küçük
bir tarla sınırında/
Isırdı sabahı
güzellik (s.35)...Ay
ağacın içinde/ Bizi
gizlemek için
(s.46)...
Avuçlarımın suyundan
günün ilk ışıklarını
karıyorum
(s.47)...Konuksever
yıldızlar altında/
Dağlardaki ahşap
kulübe/ Erişilmez
bir düş olarak/ Bir
an yürekte işiyor
(s.50)...Hava yavaş
yavaş karardı
pencerenin dışında/
Gecenin ipini
çekiyor/ Dalların
arasında / Çocuk bir
yalnızlık..." (s.52)
Yüksel Andız, şiire
emek veren, "halka
benzeyen sabırlı"
bir ozan.
"SAÇLARI ISLAK
GECENİN"
"Saçları Islak
Gecenin" (2) ozan
Hasan Taşçı'nın
ikinci şiir kitabı.
Önceki: "Ay
Doruklarda Üşüyorum"
(2003). Ozan Hasan
Taşçı, ilk
kitabındaki
şiirlerini aştığını
kanıtlıyor.
"...Irmak geçtiği
yeri kazır/ Kendi
içinde kırılır"
diyerek, geçmişe ve
anılara yöneliyor.
En çok aşk izleği
yer alıyor
şiirlerinde.
Irak'taki tüm
çocuklara
sesleniyor: "Ah
gülüm benim çiçeğim/
Turna kanadında
zeytin
karam/...Hüzün
ödüldür bize yürü
yavrum/...Ah gülüm
hurma çiçeğim/ Al
göğsüne biriktir
hayatın
resmini/...Senin
adın şiir olsun/ Acı
tende değil
tindedir." (s.8-9)
Geçim sıkıntısı
çekenler, yoksullar,
emekçiler yansıyor
dizelerine:
"...Kaldırımlarda
bir ana/ Eteğinde
iki kızan/ Yorgun
günü topluyor
reyonlardan..." (s.
15) Ozan, Halic'e
türkü söylüyor, Kız
Kulesi'ndeki çığlığı
duyuyor, insanın
evrim sarsıntılarını
görüyor ve
kimliksizliğe,
adressizliğe sitem
ediyor. Ardından
umutlara sarılıyor
yine: "...Sesler duy
ustasından
türkülerin/ Bir
bahçe yarat içindeki
çölden/ Tut
ellerinden/
Sevdiğini söyle
gizsiz/ Buluş tenha
bir köşede-kendinle/
İçine döktüğün
ırmak-deniz olsun."
(s.23) Ozan,
insanlığa,
sonsuzluğa, emeğe,
fabrikalara ve
"karanlığı yırtan
yarın'Tara "merhaba"
diyor. En büyük
erdeme sarılmayı ve
göğüs kafesindeki
kuşları gökyüzüne
salmayı öğütlüyor
insanlara. "Seher
yerinden saçları
ıslak (bir) gece"de
söylüyor türküsünü.
Acıların sütüyle
büyütüyor
umutlarını. Şiirle
sevişmenin "bir uzun
yolculuk" olduğunu
biliyor, "aşkın
doğduğu yerde" şiire
yenik düşmek
istemiyor, (s. 50)
Kimi kez ölüm
izleğine yer verse
de içinin bahar gibi
yeşerdiğini biliyor:
"...Yağmurlar şiir
döküyor/ Köprüler
kuruyoruz ırmaklara/
Bahar gibi yeşeriyor
içimiz..." (s.72)
Ozan Hasan Taşçı,
şiirlerindeki ışığı
yansıtırken
"derinlerden akan
sessiz ırmakla"
yarınlara umut
taşıyor.
"UMUDUN ÖFKESİ"
"Umudun Öfkesi"(3),
Mustafa Göksoy'un
ikinci şiir kitabı.
Önceki: Direnç
Yaprakları (2002).
Yeni şiirlerde
içtenlikli bir
sesleniş gözleniyor:
"Canlarım benim,
güzellerim, sılam,
Berfınim vb." Ozan,
insancıl bir
yaklaşımla yazıyor
şiirlerini. Aşklarda
gösterişe karşı
çıkıyor,
aldatıcı
yakınlaşmaları
kınıyor, doğayla
birlikte yeniliyor
sevdasını. "O haksız
elde toplanan/ Bilgi
ve paranın" (s. 15)
acısını derinden
duyuyor. Gönül
dilinde sevişmeleri
özlüyor. Gönül
kırıcı yaklaşımların
bırakılmasını
istiyor. "Birikim
hep güzellesin
zamanı" diyerek
umutla yazıyor
şiirlerini.
Mustafa Göksoy,
yaşama sevinciyle
dolu bir ozan.
Yaşayışların
harmanlanmasını
savunuyor,
yalanlardan
kaçınıyor,
sorumlulukları
önemsiyor, "insanın
yücelişinin kendi
türküsünde
süreceğine"
inanıyor:
"...Kıyılar durunca
kavga durmuyor/
Dalgalanan öfkemize/
Candan cana su olup
akmalı hayat/
İnsanın yücelişi
kendi türküsünde
sürecek." (s.33)
Şiirin yüzünü,
insanın yüzüne
benzetiyor ve
"umudun öfkesiyle"
yazıyor, insancıl
değerleri
benimsiyor, insancıl
değerlerden uzak
yaşayanları, meta
diliyle konuşanları
dışlayarak, sonunda
insanın kazanacağına
inanıyor.
"Yaşamın anlamında
şiirimi buluyorum"
diyen Mustafa
Göksoy, şiirlerinde
insancıl değerleri
öne çıkarmayı
başarıyor, toplumcu
bir özle, yalın bir
dille yazıyor.
"İNSAN YÜZLÜ
MENEKŞE"
"İnsan Yüzlü
Menekşe" (4), ozan
Hüseyin Ali
Selvi'nin ilk şiir
kitabı. Ozan,
yazdığı sunu
yazısında,
şiirlerinde anılara,
bireyselliklere yer
verdiği gibi,
toplumsal olanı da
yansıtmaya
çalıştığını
vurguluyor. Çocukluk
anıları, aşklar,
doğa güzellikleri
öne çıkıyor
şiirlerinde. Okuldan
çıkınca, uçan balon
sattığını
belirtirken,
yaşadığı Akdeniz'in
doğasına olan
özlemini de
yansıtıyor: "...Öyle
sıcakkanlı, öyle
Akdeniz/ Öyle ezik,
tutuk, ap'aç/ Hüzün
güneşlerine tutsak/
Bütün bereketine
karşın kıraç/ Algın
solgun renkli kadife
gülü..." (s.7)
Annesini
betimlerken, kendini
onun karnında
düşlemesi ne güzel!
"...Yol kenarı
çömelmiştir yüklü
bir kadın/ Taşıdığı,
kadınlığın tarihsel
yükü/ Karnındaki:
Ben..." (s.8)
Bozkırda yaşayan
insanların acılarını
duyumsuyor ve
yansıtıyor. O
insanlar ki
doktorsuz, ilaçsız
ve insan sıcağına
özlemli. İnsanın
"doluca yaşamasını"
istiyor,
güzellikleri,
dostlukları
önemsiyor: "Bir
dostun dostluğunu
taşırını/ Işıltılı,
sevecen öz'ler
boyunca/ Bir uzağın
sevdasını taşırım/
Özleyen, ürperen,
koşan sözler
boyunca..." (s.22)
Ozan, gençlik
olaylarında
yaşananların
acılarını da
yansıtıyor ve
insanları barışa
çağırıyor. Zafer
çığlıklarıyla
tepinen
sömürgecilerle alay
ediyor. Geçim
sıkıntısıyla çalışan
emekçilerin mutlu
olmalarından yana:
"Erken sabahların
düz işçileri/ Yürür
hızlı adımlarla
yolları/ Gözlerinde
yarım kalmış
düşleri/ ...Usulca
kızarır bir şafak
daha/ Gün elbet
doğrultur ağır
elini." (s.47)
Ozan Hüseyin Ali
Selvi, yaşadıklarını
özümseyerek
şiirlerine
yansıtıyor. İnsan ve
toplum sevgisiyle
dolu. İleriye
bakıyor, yeniliklere
açılıyor.
"KURTARILAN AŞKLARDI
ONLAR"
"Kurtarılan Aşklardı
Onlar" (5) ozan
Ferhat İşlek'in yeni
şiir kitabı.
Öncekileri:
Patikanın Başlangıcı
(1995), Sardunya
Duşlu Memleketim
(1998), Sevdalar
Çiçeklenir (2001).
Ferhat İşlek,
toplumcu çizgisini
aşklarında ve
şiirlerinde de
sürdürüyor. Yaşamayı
seviyor ve
insanlığın
kurtuluşunu aşklarda
buluyor: "...O
aşklar ki/ Çağrıları
kaç çağla yeşiliydi
öptüğümüz/ Al
yanaklı, eylemli/
Gelir de geçerdi
acıların bütün gece
yankıları..." (s.9)
"Tohum içi yarınlar"
yüreğinde duruyor ve
barışa duyduğu
özlemle yaşıyor.
Ortadoğu'da vurulan
çocuklara üzülüyor:
"Limanlar durmadan
gemiler
gönderiyorlar
Ortadoğu'ya/ Onların
ayrılışlarıyla
kayboluyor
toprakların
vicdanları/...Şimdi
yine vuracaklar o
çocukları/ O
çocukları vuracaklar
haberlerin
alışkanlığında..."
(s.19) Ozan, yurt
sevgisiyle dolu; ama
onun sevgisi
özümsenen, damıtılan
bir sevgi:"...Ve
Troya'dan Kurtuluş
Savaşı'na/ Boş bir
beşikte mi sallandı
Ana-tello...? (s.24)
...Şu kayalar kekik
kokar, şu serin
çamlar öz
dilimizdir/ Bunları
yüreğinde
tutanlardır
yaşattıklarım!.../
Bir de ışıklı
şehirlerim var ki/
Soyunup girerler çam
rüzgarlarının
kokusuna.../
(s.25)...Yurt
bilgisiyle çıkardık
yatısız bütün
gezilere/...Üç bin
yıllık tarihtik biz,
özgürlüktük bir o
kadar da/ Yakardık
tüm antik çağların
ışıklarını/ Ve
makilik bir bayırda
koşardık
çocukluğumuza."
(s.42) Ozanın
aşkları da önemli
yer tutuyor
şiirlerinde. Aşklar
kırılınca, ozanların
da kırılacağım
biliyor. İzmir
kentine olan tutkusu
da öne çıkıyor: "Çok
düşünmeli bu şehri,
çok özlemeli" (s.63)
diyor.
Ozan Ferhat İşlek,
geniş anlatımlara
yaslanan, soluklu
şiirler yazıyor.
Aşklarında,
çocukluğunda,
gençliğinde
yaşadıklarını ışıklı
penceresinden
yansıtıyor.
"ÇIKMAZ SOKAK"
"Çıkmaz Sokak" (6)
ezan Mürsel Ostün'ün
ilk şiir kitabı.
1960 Eskişehir
doğumlu olan ozan,
turizm alanında
işletmeci olarak
çalışıyor. Kitaba
önsöz yazan Erinç
Dinç, ünlü
denemecilerin
sözlerinden
yararlanarak, şiirin
"kafaca olgunluğu",
"kendini bilmeyi",
"özbenliği iyi
anlayabilmeyi"
sağladığını
belirtiyor. Ozan,
toplumsal olaylara
eleştirel bir gözle
yaklaşıyor.
Amerika'dan
gönderilen süt
tozuna karşı çıktığı
gibi, "Kıbrıs'ı ver,
kurtul!"
politikasını da
kınıyor ve Rauf
Denktaş'ı verdiği
savaşım için
alkışlıyor.
Özelleşmeye,
küreselleşmeye karşı
tavır alıyor.
"Modern Uşak"larla
alay ediyor: " Sen
dünya vatandaşısın/
Fırıldak adamların
sadık yandaşısın/
İtiraf etmeliyim ki/
Aklın evvel, iş
ahlakın mükemmel!/
Sabah erkenden
kalkar/ Mavi beyaz
fularını takar/
Vazifeni
yaparsın..." (s.23)
Ozan, karanlığı
gösteren sözde
aydınları, halkı
düşünmeye çağırıyor.
Devletin dışalım
politikasını
eleştiriyor, borcun
faizini ödemeye
yönelik ilişkileri
istemiyor haklı
olarak.
Ozan Mürsel Üstün,
şiirlerinde
toplumdaki
aksaklıklarla alay
ediyor, yanlış
politikaları
eleştiriyor.
Olayları usçu bir
yaklaşımla
çözümleyip öneriler
getiriyor.
Şiirselliği öne
çıkardığında
başarılı olacağı
gerçek.
"ATLARA KADINLARA ve
ÇOCUKLARA DAİR"
Ozan Hüseyin
Çetinkaya, Su Sesine
Vurgun Mekansız
Kuşlar (2000), Biz
ki Abdalız ve
Çıraklarız (2003)
adlı şiir
kitaplarından sonra,
"Atlara Kadınlara ve
Çocuklara Dair" adlı
şiir kitabını
yayımladı. Ozan,
şiirlerinde aynı
çizgisini
sürdürüyor. Toplumcu
bir içerik, yalın,
imgelere yaslanan
bir anlatım öne
çıkıyor: "Bir atım
vardı alnı muskalı/
Alnı dik bir bayırdı
gökyüzüne açılan..."
(s.5) Her öpücüğün
bir 'hayat' olduğunu
belirtiyor: "Atımın
izini öptüm/ Toprak
beni öptü/
...Çocuğumun dizini
öptüm/ Işık beni
öptü/ Uzandım ki
şöyle rahat rahat
öleyim/ Ve şükranla
ayrılayım bu
düzlükten/ Hayat
beni öptü." (s.7)
"Göğsümüzde nal
izleri" diyen ozanın
atlara tutkunluğu
bir başka. Atlılara
kargışı var, atlara
değil. Tayları
gözlenıleyişi ne
güzel: "Taylar
anneleriyle/
Yürüyemedikleri için
el ele/ Yürürler
karın karına..."
(s.11) Kuşun su
içerken havaya
bakışını
gözlemlemesi, atları
sulayan çocuğun
ıslık çalamadığı
için üzüldüğünü
bilmesi, onun
incelikli
duygulanmalarının
sonucu değil mi?
Anasının ölümünün
ardından seslenişi
de çok güzel ve
anlamlı: "...Anam/
Esmerliğim asiliğim
benim/ Kainat çok
yakıştı sana" (s.
14) Şiirleri,
çocukları onun.
Sevgilisi gidince
yaşanacak yalnızlığı
düşlüyor. "Söz
dinlemez
çocuklarının babası"
olmakla övünüyor.
Üçüncü Mevki
Yolcuları adlı
şiirinin ne denli
güzel olduğuna siz
de katılacaksınız:
"Niğde istasyonunda/
Elma kokan
parmaklarını/ Öptüm
bir çocuğun/ Elma mı
oldum çocuk mu
oldum/ Bilmiyorum/
Sivas'ta Divriği
çeşmesinde/ Kuşlar
su içiyorken/
Yanaştı yolcular/ Su
içtiler birlikte/
İnsan insanlığından
vazgeçti/ Kuş
kuşluğundan..."
(s.23)
Hüseyin Çetinkaya,
"Devre kaybı bir
ozanım" dese de
sözcükleri
ışıldattığını
biliyor. Kimsenin
görmezlikten
gelemeyeceği bir
ozan olduğunu
kanıtlıyor.
"BEN SANA HAYIR"
"Ben Sana Hayır"
(8), kırk üç kitabı
olan Mehmet Tanju
Akerınan'ın yeni
şiirlerini kapsıyor.
Şiirlerinde, söyleşi
havasında,
kendisiyle
konuşmalar,
çevresindekilere
seslenmeler ilgi
çekiyor: "Haziran
çarptı/ Ben seni
söylüyorum/ Gece
salt gözlerin/
Uykumu oyan/ Tüm
yolları geçtim
usanmadan/ Ben sana
bir şey
söyleyecektim ya/
Hayır
söylemeyeceğim/ Ay
yine parlak...
(s.5)... Vurdu hüzün
bulvarına iki ışık/
Sana kaç var" (s.7)
Ozan, toplumda
yaşananlara tanıklık
ediyor, başkaldıran
gençleri, ayaklanan
zamanı, yanlan günü,
magandaya
isyanı gözlemliyor,
sıkıntıları,
yoksullukları
anlatıyor: "...Ekmek
kimin elinde/
Dönmüyor çok evden
içeri/ Zor gün
tutuklar/ Yaşam
üşütür
geceyi/...Umut
maviye boyandı ya
korkma/ Yaşamın
anlamıdır gün/
Kurtarır kendini..."
(s.18) Ozan,
insanlığın umuda
açık olduğunu
biliyor, rüzgâr
sevgisizliğinde
üşüyor ve dünyanın
döndükçe güzel,
insanın okudukça
güzel olduğunu
söylüyor. Emek ve
anamal çelişkisini
bildiği için
makinenin emeği
ezdiğini saptıyor.
Şiirinin içine
İstanbul'u
düşürüyor,
İstanbul'u yaşıyor,
İstanbul'u anlayışlı
buluyor.
Mehmet Tanju
Akerman'ın
şiirlerinde, onurlu
yürüyüşlerin, emek
savaşımlarının,
sevgilerin,
aşkların, acıların,
küreselleşmenin,
ölümlerin izleri
var.
1. Karakış
Defteri- Yüksel
Andız, Tay Dergisi
Yayınlan, Kasım 2004
2. Saçları
Islak Gecenin- Hasan
Taşçı, Elçi
Yayınları, Nisan
2005
3. Umudun
Öfkesi- Mustafa
Göksoy, Gerçek Sanat
Yayınları, Mayıs
2005
4. İnsan Yüzlü
Menekşe, Hüseyin Ali
Selvi, Kırlangıç
Şiir Dizisi.
5. Kurtarılan
Aşklardı Onlar-
Ferhat İşlek,
Birleşik Yayıncılık,
Ocak 2005
6. Çıkmaz
Sokak- Mürsel
Üstün, Engin
Yayıncılık, Nisan
2005
7. Atlara
Kadınlara ve
Çocuklara
Dair-Hüseyin
Çetinkaya, Kayalık
Sanat Kitapları,
Kasım 2003
8. Ben Sana
Hayır- Mehmet Tanju
Akerman, Elçi
Yayınları, 2004 |