Sayi 109

başyazı
iki ayın içinden
öyküler
yapıtlar yazarlar
iletişim evreninden
çiçek yağmuru yapıtlar
günlük
 
 
yazarlar
künye
arşiv
iletişim

Bir Tutkunun Öyküsü

 

Nevra Bucak

 

Ağaçlarla çevrili eski sokakta yürürken ansızın karşıma çıkmıştı. Önce yapının görünümüne vuruldum. Sonra da bahçesine.

Gördüğüm ilk köşk değildi, ama beni kendine çekip büyülemişti. Bahçenin çift kanatlı görkemli demir kapısı kapalıydı, yoksa teklifsiz içeri girecektim.

Sonra bir gün ayaklarım beni köşke sürüklediğinde, bahçe kapısının açık olduğunu gördüm!.. Beklemediğim için şaşırdım, öte yandan çocuk gibi sevindim. Ağır usul adımlarla bahçeye girdim. Girişte, her iki yanı kestane ağaçlarıyla çevrili taşlı bir yol vardı. (Sonradan romanımda köşkü anlatırken, kestane ağaçlarının arasına erguvanlar koyacaktım; bir kestane ağacı, bir erguvan ağacı, bir kestane ağacı, bir erguvan ağacı...)

Köşk bembeyazdı. Pancurları kıpkırmızıydı. Bodrum katı dışında, üç katlı, yirmi bir odalı küçük bir saray yavrusuydu. Bahçesinde akasyalar, ıhlamurlar, manolyalar ve meyve ağaçları vardı. Yan pencerelerden birinde, manolya ağacı dallarını uzatarak ak bir manolya sunuyordu, pencereden dışarı bakana.

Köşktekilerle tanışıp kendimi onlara tanıttım. Onlar doktor ve uzmandılar. Köşk artık, Sağlıklı Yaşam ve Estetik, Güzellik Merkezi olmuştu. Bir de, şiirsel bir ad koymuşlardı: Flavius!

O günden sonra, haftada bir gün köşke gitmeye başladım; öyle ki, bir haftayı geçirdiğimde beni merak ediyorlardı. Bana alışmışlardı. Bu böyle bir buçuk yıl sürdü. Kendime bir ad bile bulmuştum: Köşkün Delisi!

Köşke vurulmamın dışında, oraya sık sık gitmemin pek kuşkusuz önemli bir nedeni daha vardı. Sultan III. Ahmed döneminde geçen bir roman yazıyordum; o havayı, o atmosferi solumaya gereksinimim vardı. Köşk, o dönemden kalma değildi. (Ali Refik Paşa, 1900'de yaptırmış, sonra V. Murad'ın torunu Rukiye Sultan'a satmış. Köşkün son sahibesiyse, İsviçreli, güzel Türkçe konuşan, kibar bir hanımdı Madam Freni.) Buna karşın yine de uzun bir geçmişi, artık yabancısı olduğumuz bir dönemi anımsatıp yansıtıyordu.

Kendimi köşktekilere tanıttığımda, (onlara her zaman gönül borcu duyacağım) beni sanki önceden tanıyorlarmış gibi bana yakın davrandılar, aralarına aldılar. Belki de söz dinlemez coşkuma, ele avuca sığmayan çocuksu tutkuma karşı koyamadıklarındandı. Oraya gittiğimde, beni kendi halime bırakıyorlar, ben de köşkün içinde dilediğimce, sessiz dolaşıyor, kimi zaman boş salonlarından birinde oturup düşünüyor, kimi zaman bahçede oturup bana ikram ettikleri çayımı yudumlarken, iki yanı kestane ağaçlarıyla çevrili yola bir kupa arabasının girdiğini düşlüyordum. Sonra da romanımın kahramanlarından Rafet Paşa'nın küçük kızı Neslişah'ın, haremden kaçıp eniştesini karşılamak için bahçeye koştuğunu görür gibi oluyordum.

Yazar dostlarım, arkadaşlarım herkes artık köşkü biliyorlardı. Köşk hep ağzımdaydı, dilimden düşmüyordu.

Kızımı, yeğenimi, sonra da şair dostum Emine Erbaş'ı köşke götürmüş, onlara köşkü gezdirmekten büyük bir tad almıştım. Derken, bir perşembe toplantısında Hatay'da oturup yazar, çizer, şair dostlarla söyleşirken şair dostum Arife Kalender, "Romanın adını Köşkün Delisi, koyabilirsin," demişti. Haklıydı, çünkü köşk hiç dilimden düşmüyordu; öte yandan romanda farklı bir tutku (aşk) vardı. O sırada bu ad bana çekici gelmişti, dahası sevgili Ahmet Miskioğlu incelik gösterip romandan bir bölümü dergisine almış, adını da Köşkün Delisi, diye basmıştı. Aslında adı, "Lâledeki Gözyaşı"ydı. Romanda, ulaşılması olanaksız tutkulu bir aşk vardı. Rafet Paşa'nın küçük kızı Neslişah, eniştesine âşık oluyordu. Açması kız tam bir kara sevda çekiyordu. Filmde (romanda) Neslişah'ı canlandıran Berna da enişte rolündeki aktöre gerçekten âşık oluyordu. Köşkün harem dairesinde çekim için hazırlık yaparken ayak bileğini burkup incitiyor, âşık olduğu aktör de onu kucağına alıp köşkün üst katından alt kata dek indiriyordu. Ben de gerçeğe uygun olması için basamakları saymak istemiştim. Köşk sakinlerinden Kezban Hanım, benim için basamakları üşenmeden inip çıkarak tek tek saymıştı. Merdiven otuz basamaktı.

Artık romanı bitirdim. Eskisi gibi sık olmasa da yine köşke gidiyorum, belki biraz da köşkteki dostları görmek için...

 


 bilgi@turkdilidergisi.com   -   2000-2005