Sayi 109

başyazı
iki ayın içinden
öyküler
yapıtlar yazarlar
iletişim evreninden
çiçek yağmuru yapıtlar
günlük
 
 
yazarlar
künye
arşiv
iletişim

iki ayın içinden

 

YARGITAY'IN "İKTİDAR SAHİPLERİNE TEPKİSİ

Yargıtay    Başkanlar    Kurulu, Hükümetçe oluşturulan ve Mecliste de kabul edilen "Hakimler ve Savcılar Yasası'nın olumsuz yanlarına dikkat çektiler.

Yapılan değişikliklerin çalışma koşullarında, özlük hakları konusunda ve başka konularda sorunların çözülemeyeceğini açıkladılar. Yasa değişikliğinin yürütmenin yargıyı etki alanına alma düşüncesinin bir örneği olduğunu belirttiler.

Yargıda siyasallaşma yaratılacağını bu durumun laikliğe ve ulusal bütünlüğe aykırı olacağını, laikliğin ve ulusal bütünlüğün korumasız kalabileceğini vurguladılar.

Anayasa düzeni içinde hukuk devleti ilkeleri ve Cumhuriyet'in nitelikleri yargı organlarınca korunması gereken değerlerdir. Laiklik ilkesi ve ulusun bütünlüğü, Yargıtay'ca dün olduğu gibi bugün de, yarın da ödün verilmeden savunulacaktır.

Yargıtay Başkanlar Kurulu, görüş birliğiyle bir yarkurul oluşturarak, onların hazırladığı metni, Hükümete sert bir tepki olarak "Web sitesi"nde yayımladı.

Gerçeği yansıtmayan gerekçelerle hakimler ve savcıların özlük haklarında iyileştirici düzenlemelere gidilmediği gibi birinci sınıf hakimler arasında özlük hakları yönünden hukuksal dayanağı olmayan ayrılıklar da yaratılmıştır denilmektedir.

Devletin üç erkinden (yasama, yürütme ve yargıdan) biri öbürüne üstün değildir; özlük hakları da bu kapsamda düzenlenmelidir.

Yasaların yeterli bir hazırlık ortamından geçmeden kabul edilmesi, uygulamada farklı sorunların ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Bu bağlamda bölge adliye mahkemelerinin mevcut görevleriyle faaliyete geçmesi, sistemin bütünüyle oturmadığı bu süreçte Yargıtay'ı ikinci planda bırakacak sonuçta ise tam bir kaos ortamı ortaya çıkacak.

Teftiş Kurulu Başkanlığı, ivedilikle yapılacak yasal bir düzenlemeyle Adalet bakanlığı merkez teşkilatından alınarak Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'na bağlanmalı, adalet müfettişliğine yapılacak atamaların Adalet Bakanlığı yerine bütünüyle Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından gerçekleştirilmesi yoluna gidilmelidir.

TDD: Yargıtay Başkanlar Kurulu'nun daha pek çok uyarıları, açıklamaları var. Çökmekte olan, batmakta olan devletimizin kurtarılması için "çareler" sunulmaktadır. Bizce "İktidar Sahipleri"nin kulakları tıkalı olmamalıdır.

 

ORGENERAL HURŞİT TOLON - ORGENERAL İLKER BAŞBUĞ

Yargıtay Başkanlar Kurulu'nun açıklamaları nasıl bir uyarı özelliği taşıyor idiyse, Birinci ordu'nun büyük komutanlar arasındaki "devir teslimi" de ülkemizi çökertmek isteyenlere (hainlere) bir uyarı özelliği taşıyordu.

Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın da bulunduğu törende Orgeneral Hurşit Tolon, Birinci ordu komutanlığını Orgeneral İlker Başbuğ'a devretti. Orgeneral Hurşit Tolon, ayrılış konuşmasında şunları söyledi:

«Kurulurken ulus-devlet yapısı üstüne inşa edilen Türkiye Cumhuriyeti'nin üniter yapısını bozmaya yönelik girişimleri nefretle kınıyorum.

... Birinci orduyu teslim aldığım gibi, Atatürkçülükten taviz vermeyen şekilde teslim ediyorum.

... Küreselleşme dejenerasyonunda benliğini yitirmemiş, zihninde ve gönlünde sadece kanla ve irfanla kurulan Cumhuriyetimizi, ülke bütünlüğümüzü, ulusal birliğimizi yaşatan, çağdaşlaşma ve kalkınmasının gelişimi için yabancı kaynaklı reçetelere ihtiyaç duymayan, bunu milli varlığında ve gücünde bulan bir ordu devir-teslim ediyorum.

...Ülkemizin üniter yapısına, Cumhuriyetimizin temel niteliklerine yönelik her türlü tehdit ve tehlikeye karşı son derece uyanık ve bu evrensel değerlerden asla vazgeçmeyecek, koruduğu kutsal emanetleri sonsuza dek, hiçbir şartta pazarlık konusu yapmayacak, ettiği yemine sadık, mücadele azim ve iradesinde, halkı ile bütünleşmiş bir ordu teslim ediyorum.

... Türk varlığını yok etmek için giriştikleri katliam planlarına, uluslararası anlaşmaların verdiği çok açık hakla mani olarak soydaşlarımızın bekasının, can ve mal güvenliğinin, huzur ve refahının sağlandığı Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde eşit haklara ve siyasal eşitliğe sahip, iki kesimli, Türkiye'nin güvenlik garantisi ile âdil ve kalıcı bir barış sağlanmadıkça Mehmetçiğin çekilmeyeceğine inanan bir ordu teslim ediyorum. »

Orgeneral İlker Başbuğ da şunları söyledi:  «Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyetimizin bütünlüğünü ve temel niteliklerini korumaya devam edeceğiz. Bunlara yönelik her türlü tehdide karşı kararlılık ve etkinlikle mücadele edecek birlikler yetiştirmeyi sürdüreceğiz. Atatürkçü düşünce sistemi her zaman olduğu gibi bütün görevlerde kılavuzumuz olacaktır.»

 

DEVLET TİYATROLARINDA DEPREM

Hükümetin kurallara aykırı uygulamalarına bir yeni örnek de, Kültür Bakanı'nın Devlet Tiyatroları'na "müdahale"si oldu.

Bu konuda "Sosyal Demokrasi Vakfı", gazetelerde şu açıklamayı yaptı:

«Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç'un bakanlıktaki kadrolaşma hareketi, kültür ve sanat yaşamımızı olumsuz etkileyen boyutlara ulaşmaktadır. Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Lemi Bilginin görevden alınmasıyla gerçekleştirilen yönetim değişikliğinin, sanatsal değil siyasal beklentilerle gerçekleştirildiği anlaşılmaktadır. Bu yönetim değişikliğiyle, özerk bir işleyişe sahip olması gereken sanat kurumlarına müdahele edilmesini kınıyoruz. Kültür Bakanlığı örneğinde olduğu gibi, herhangi birisi bakan olabilir ama bu o kişiye, ne sanatçıları değerlendirme hakkı verir ne de sanatçıya ve sanata müdahale ve baskı.

Sanata parti siyaseti karıştırılmasına karşı çıkan yönetici ve sanatçılara baskı yapılmasından vazgeçilmesini ve Genel Müdürü'ün görevine iade edilmesini talep ediyoruz.»

İstanbul Şehir Tiyatrosu sanatçıları Derneği de gazetelerde şu seslenişi

sergiledi:

«İstanbul Şehir Tiyatrosu sanatçıları, Devlet Tiyatrosu sanatçılarının haklı ve onurlu karşı koyusunu sonuna değin desteklemektedir. Devlet Tiyatrosu sanatçıları, tarihi bir anda, bu büyük sanat kurumunun varlık nedenlerini, ilkelerini, geleceğini savunmaktadır. Baskılarla, yönlendirme girişimleriyle, ele geçirme hevesleriyle kuklalaştırılmaya çalışılan bir sanat kurumunun içinden yükselen bu karşı koyuş, gündelik siyasi bürokrasinin dar ufuklu hırsı ile sanatçının uzak görüşlü erdeminin yüzleşmesidir bir bakıma. Hukuku ve meslek ilkelerini hiçe sayan bir böbürlenmenin, kuşatma, ele geçirme, yok etme içgüdülerinin karşısında, yalnızca meslek etiğinden güç alarak tarihi uyarı görevlerini yerine getiren Devlet Tiyatrosu sanatçıları, sanat kurumlarının doğaları gereği sahip olması gereken 'sanatsal Özellik'lerini, unutulması mümkün olmayan bir sanatsal eyleme dönüştürmüştür.»

Kültür Bakanı Atilla Koç'a yazdığı açık mektun sonunda, ünlü tiyatro sanatçısı, yönetmen ve oyuncu Can Gürzap, şöyle diyor:

«Şimdi sizden bir ricam var. Lütfen makam odanızda kendi kendinizle baş başa kalın ve kendinize şu soruyu sorun: "Benim burada ne işim var" cevabını kendiniz vermeye çalışın.»

 

Niçin   Lozan'daydık?

Bilindiği gibi, Türkiye'yi bölmek ve bölüşmek isteyen Avrupa, Vahdettin'e bu isteklerini kabul ettirmişlerdi. Ama ulusumuz, büyük Atatürk'ün önderliğinde savaşarak onların anlaşmalarını parçalamış ve İsviçre'de Lozan kentinde 24 Temmuz 1923'te "Lozan Andlaşması" ile bizi bölmek ve bölüşmek isteyen Avrupa'ya bütünlüğümüsü kabul ettirmişti.

Bu andlaşmanın 82. yıldönümünde yüreği yurt sevgisiyle dolu kalabalık bir topluluk bu mutluluğu anmak ve andırmak için isviçre'ye Lozan'a gittiler.

Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Başkanı Avukat Ertuğrul Kazancı, Cumhuriyet gazetesinde "Niçin Lozan'daydık" başlıklı, olayı ele alan bir yazı yayımladı. O yazını son bölümcesini buraya alıyoruz:

«Açık olarak söylüyoruz; bugünün Türkiyesinde Cumhuriyet, Devrim ve Lozan yanlılarıyla; Saltanat, Hilafet ve Sevr yandaşları arasında kesin bir karşıtlaşma söz konusudur. Yine Türkiye'de; "tam bağımsızlık" taraftarlarıyla; stratejik uyducular, ayrımcı ve bölücüler cephesi karşı karşıyadır. Ülke; "hayat ve memat" düzlemindedir. Türkiye'nin düşmanı olarak 1919'larda yer alan "yedi düvel" ise karşıda yine saf tutmaktadır.

Bunlara karşın bilinmelidir ki; Kemalist potansiyelin gücü, iç ve dış tehlikelerin tümünü bertaraf etmeğe yeterlidir.

Lozan'a işte bu yenilmez ve yadsınamaz gücü temsilen gittik!... »

 

DENİZLİ MİLLETVEKİLİ MUSTAFA GAZALCI

Gazetelerden izlediğimize göre CHP Denizli Milletvekili Mustafa Gazalcı, yaptığı açıklamada, MEB Çelik'in "Yaşayan Türkçemiz" genelgesiyle öğretmen ve öğrencileri Osmanlıca kullanmaya yönlendirmeye çalıştığını söyledi.

Mustafa Gazalcı, Çelik'in komisyondaki tartışmada "Konuyu kişileştirerek, Osmanlıcayı savunduğunu" ekledi. Gazalcı, Çelik'e "Bizim beynimiz, düşüncemiz Türkçe, siz doğru dürüst bakanlık yapın" dedi.

 

Arat Ovalı


 bilgi@turkdilidergisi.com   -   2000-2005