Sayi 109

başyazı
iki ayın içinden
öyküler
yapıtlar yazarlar
iletişim evreninden
çiçek yağmuru yapıtlar
günlük
 
 
yazarlar
künye
arşiv
iletişim

GEÇİP GİDEN SÜREZ

Ahmet Miskioğlu
 

22 Mayıs 1983
 

Fazıl Hüsnü Dağlarca ile Kadıköy postanesi köşesinde karşılaştık.
«Nereye gidiyorsun?» dedi.
«Kızıltoprak öğretmenler çay bahçesine gidiyorum; orada Cemil Yener, Sabahattin Arıç ve Enver Naci Gökşen ile buluşacağım.»
«Niçin acele ediyorsun, kaçacak değiller ya!» diye şaka yaptıktan sonra «Benden de selam söyle.» dedi.
Saat 16.00'yı geçiyordu Dernek'e ulaştığımda. Arkadaşlar gelmişler, oturuyorlardı.
Fazıl Hüsnü Dağlarca'nın selamını söyledim.
«Onu da getirseydin!» dediler bana.
«Dağlarca, Vagon kıraathanesinde oturur. Özellikle akşamları, Cağaloğlu'ndaki işyerinden Kadıköy'e dönen genç yazarlar, Dağlarca'yı görmeye Vagon'a uğrarlar. Bu nedenle, Dağlarca Vagon'dan başka yere gitmez!»
«Olsun, dedi Sabahattin Arıç, yine de Dağlarca'nın ayağını buraya alıştırabiliriz.!»
Cemil Yener, çok sık olmasa da Cumhuriyet gazetesinin ikinci sayfasında güzel yazılar yayımlayan bir yazar. Şeyh Bedrettin'in yapıtını, "Varidaf'ı Arapçadan Türkçeye çevirmiş, yorumlamış; "Fuzuli'nin Dünyası", Halit Ziya ile ilgili "Bir Romarcının Dünyası" yapıtlarını yayımlamış, ödüller almış bir arkadaş. Sabahattin Arıç, yıllardan beri Tür Dil Kurumu için eski metinler taramaları yapıp yapıp Ankara'ya gönderiyor; emeğiyle katkılarda bulunuyor. Türk Dil Kurumu'ndan sık sık teşekkür mektupları alıyor. Enver Naci Gökşen de çocuk edebiyatı tarihi konusunda ve öğretiminde uzman bir arkadaş. Birçok yapıtı var. Biraz yorgun görünüyor. Yürüyebilmek için bastonu da var.
Saat 18.00'den sonra Cemil Yener, Sabahattin Arıç ve Ahmet Miskioğlu , -Enver Naci Gökşen daha önce özür dileyerek ayrılmıştı- Kızıltoprak'tan Fenerbahçe'ye yürüyerek geldik. Orada akşam yemeğimizi birlikte yedik.
25 Mayız 1983
Beyoğlu'nda Galatasaray ve Harbiye semtlerinde oturduğum yılları düşünüyorum da, ta o yılarda bu görüşüm belirginleşmişti bende: Okumuşların, "iş sahiplenenin çoğunluğu Kadıköy'de oturmaktadır. Galatasaray çevresinde, özellikle saat 22.00'lerden sonra can güvenliği bile kalmamaktadır. Çok eskiden bu, böyleydi; bugün de daha çok böyle... Bunun etkisiyle mi, yoksa başka nedenlerle mi, akşam oldu mu, işinden çıkan Kadıköy'e dönüyor, Kadıköy'e evine koşuyor. Herkesin oturma yeri Kadıköy! Belki de bu nedenle, ben de Kadıköy'e kesin olarak yerleştim.
Bütün bunları düşünerek, Kadıköy-Bostancı istasyon Çay Bahçesi'ne geldim. Behzat Ay, benden önce gelmişti. Behzat Ay da, «Şu İstanbul'da en çok sevdiğim yer, Bostancı'dır.» diyor. Bu sözünü yineleyip duruyor. Behzat, eşi Sevim Hanım'la birlikte özel olarak bu semtten ev satın almışlardı. Çocuklarıyla birlikte bu semtte oturuyorlardı. Oğlu Taner Ay da hem yazardı hem de avukatlık yapıyordu. Vedat Günyol, Salâh Birsel, 27 Mayıs devrimi yıllarının güçlü öğrenci yöneticisi Alp Kuran, hepsi bu semtte oturuyorlardı.
Behzat Ay'la Ahmet Miskioğlu, tam bir yere oturacaklarken Miskioğlu'nun daha önce telefonla konuştuğu Salâh Birsel de geldi. Hep birlikte kahvenin en serin yeri neresiyse orayı yeğleyerek koltuklarına yerleştiler. Ercüment Uçarı, Ahmet Koksal
38 Türk Dili Dergisi
açıklıyordu. "Ben gerçek üstü şiirler yazıyorum, benim gibi yazanlar kalmadı, ikinci yenilerin asıl temsilcisi benim" diyordu. Kırk kuşağının ozanlarından olan Salâh da onu pişkin pişkin dinliyordu.
Biz söyleşileri sürdürürken Sadi Alkılıç çok geç bir vakitte damlayıverdi aramıza, ilk kez geliyordu. Birçoğumuz onu buralarda hiç görmemiştik. Sevimli, tatlı bir konuşması vardı. Evden sinirlenip çıktığını, bir içkievinde karnını doyurmak istediğini açıkladı. Eşi, sürekli dırdır yapıyormuş, "Kenan Evren cumhurbaşkanı oldu, sen ise hapislerde çürüdün! Oysa, senin ondan ne farkın vadi!" diyormuş.
Bilindiği gibi, Sadi Alkılıç, sanıyorum 1966 yılında Cumhuriyet gazetesinin açtığı bir yarışmaya katılarak "Türkiye'nin Tek Kurtuluş Yolu Sosyalizmdir."ad\\ yazısıyla birincilik kazanmış ve bu yazı Cumhuriyet gazetesinde yayımlanmıştı. Ancak, yazı, kimi savcılarca beğenilmemiş, sigaya çekilmişti. Sonuçta, Sadi Alkılıç, komünizm propagandası yaptığı gerekçesiyle altı yıl ve üç ay hapis cezası çekmişti. Bu arada Cumhuriyet, sürekli olarak onun savunmasını yapmıştı, onun kişiliğini okurlarına duyurmuştu.
Söyleşiler sürerken, öbür arkadaşlar birer birer kalkıp evlerinin yolunu tuttular. Behzat Ay, Sadi Alkılıç ve Ahmet Miskioğlu kaldık.
Behzat'm son zamanlarda içki bağımlılığı çok artmıştı. Bulduğu bütün "alkollü" içkileri bir dikişte tüketiyordu. Bunun ardından da çok çirkin bir görünüm sergiliyordu. Sadi Alkılıc'ı onunla yalnız bırakarak kalkıp gitmek olamazdı. Lokantaya gitmeye en hevesli görünen de Behzat'tı. "Haydi lokantaya gidelim." diye yineliyordu.
Behzat'a dönerek bir koşul öne sürdüm: «Şişeden aldığın 'düble'ni bir yudumda bitirmeyeceksin; meze ile birlikte ağır ağır tüketeceksin. Buna uyarsan, uymaya söz verirsen sizinle ben de gelirim.» Gülerek onayladı beni. Ben, koşulumu sürdürdüm: «Bir de, lütfen, ben 'düble'mi bitirmeden sen ikinci dubleye geçmeyeceksin, beni bekleyeceksin» Ayrıca, ekledim: «Yoksa ben yemeğe gelmeyi hiç düşünmüyorum!»
Sadi Alkılıç, gülümseyerek izliyordu konuşmamızı.
Bostancı'nın ünlü lokantası "Dörtler"e gitmeye karar verdik. Yolda, Muammer Genç'le karşılaştık. Onu da "buyur" ettik. Dört kişi olduk.
Her zaman olduğu gibi, lokanta çok kalabalıktı. Hava da çok sıcaktı. Balkonda oturmayı yeğledik.
Bol bol söyleşiyoruz. En çok Sadi Alkılıç konuşuyor. Şu yeryüzünde başına gelenleri anlatıyor. Daldan dala atlıyor. Şiirler de okuyor. Her anısıyla ilgili dörtlükler yazmış. Kendi dörtlüklerini okuyor. Toplumu da kendini de eleştiriyor. Eşinin çok dırdırcı olduğundan yakınıyor.
Sadi Alkılıç'tan dörtlükler not ettim:
Allah zengin kulların yüzüne bakıverir Sadi'nin kafasına bir şimşek çakıverir Kimini Kaarun eder kimini süründürür Nami kuluna ise her akşam rakı verir
Bir dörtlük daha:
Nami deme obursun biz çekerken kafayı Görüyorsun etrafın ya eşektir ya ayı Haşerata mezarda ziyafet çekeceğim Dünya beni yemeden ben yiyeceğim dünyayı
Konuşmalarımızda hiçbir aksama olmadan çok güzel bir gece geçirdik. Sadi Alkılıç'la söyleştiğimize çok sevindik.
Lokantadan ayrıldıktan sonra, dışarda Behzat Ay bana yaklaşarak,
«Nasıl, dedi, bir olumsuz durum görüldü mü hiç?»
«Hayır, hiçbir olumsuz durum yok, çok teşekkür ederim!» dedim.


 bilgi@turkdilidergisi.com   -   2000-2005