|
Günden Güne
İsmet
Kemal Karadayı
1969... Bir Dava ya
da Hukuk'un
Neresindeydik?
TÖS (Türkiye
Öğretmenler
Sendikası) ve Eğitim
Sendikası, Aralık
1969fda, eğitime
ilişkin yönetim
yanlışlıklarını
yönetime uyarmak
için, "dört günlük
öğretmen boykotu"na
karar vermişti. Yurt
çapındaki bu olay,
Muammer Aksoy
deyişiyle, "tamamen
medeni, azâmi
derecede ölçülü ve
hukuk çerçevesi
içinde kalan, ama
cesaretle, bilinçle
yürütülmüş,
Anayasamıza ve onun
ilân ettiği haklara
can verme
doğrultusunda öncü
bir savaşım..." idi.
(Devrimci Öğretmen
Kıyımı ve
Mücadelesi, Cilt l,
s.9).
Olay ve konu
biliniyor. Çok
yazıldı, çok
konuşuldu, çokça
tartışıldı. O
günlerde ben,
Niğde'de
görevliydim.
Olayları yakından
izliyordum. Değişik
konuları uğraşımla
ilgili olarak
"hukukun gerçekleri"
başlığı altında
inceliyor,
yorumluyor ve
genellikle Akşam,
Cumhuriyet
gazetelerinde
yayımlıyordum. Bu
nedenle "soruşturma"lara
da uğruyordum.
(Ayrıntılar, Adalet
Diye Diye - Bir
Savcının Anıları -
Yön Y. 1993 adlı
kitapta.)
İşte dostlar benden,
o "ilk takipsizlik
karan"nın
"nasıl"iığını,
gerekçesini, yurtta
yankılarını
"günce"ye dökmemi
istediler. İzin
aldım, kısaca onu
anlatacağım.
1960 devrimi,
çağdaş, anayasal,
"sosyal hukuk
devleti" ilkelerini
getirmiş, Cumhuriyet
- Atatürk ilkeleri
ışığını yeni
kurumlar dinamiğine
(Anayasa Mahkemesi,
Yüksek Hakimler
Savcılar Yasası,
İşçiler - Sendikalar
- Grev hakkı vbg...)
bağlamıştı. Ne var
ki birkaç yıl sonra,
ülkemizin 1950lerden
bu yana giderek de
çoğalan inanç ve
iktidar sömürgenleri
tarafından bu güzel
başlangıç ve geliş,
raflara kaldırıldı,
kemirildi. Sonu.,
yine oy avcılığı,
yine yobaz
açılımları, yine
yiyicilik ve
kayırıcılık, yine
hak arayışlarına
baskı, soruşturma,
işkence, sürgün!..
Öğretmenler de
"iktidar"ı ele
geçirmiş
"bedhahların aykırı
uygulamamdan
haketmediği payları,
paylanmışlıkları
alıyordu... "Bu
ahval ve şerait
içinde" kimimiz,
yukarda saydığım
ilkelerin yanında
kalmaya, tüzel
davranmaya, gerekli
durum ve yerlerde
"karşı oy"umuzu
kullanmaya
çalışıyorduk...
Evet, yapılanları,
yapılmayanları
izlemenin, bilmenin
bilinciyle, çağdaş
bilinçlenmekten
gelen çıkarsızlık ve
korkusuzlukla,
öznel'i içinde
barındıran nesnel
hukuk'u, insan ve
yurttaş haklarını
her yerde, herkes
için uygulamak,
gerçekleştirmek
istiyorduk.
Yazımın ekinde
sunduğum 22.12.1969
günlü "Takibata Yer
olmadığı karan",
Başsavcı ve
Vali'nin, telefonda
Bakanlık
yetkilileriyle
konuşurken
"başüstüne"li ceket
iliklemelerine
karşın, dört gün
içinde
verilmiştir... Ve
hiçbir bilgim, ilgim
olmaksızın ertesi
gün gazetelerin
birinci
sayfalarında!..
"Aydınlar kenti"
dediğim, oradaki
altı yıl içinde
öğretmenler ve aday
hukukçular ile
birlikte, çoğunluğu
kadın olan kalabalık
halk topluluklarına
beş ayrı konuda
"açıkoturum"
sunduğum Niğde'nin
ırk ve şeriat
heveslisi aykırıları
yok muydu? Vardı ve
"solcu" dedikleri
Savcı'yı yine "ihbar'lamaya,
"tehdite
başlamışlardı.
(1971... "Evi
aranacaklar"
listesine nasılsa
sokulmuş, daha sonra
yeni bir "sürgün" e
uğratılmıştım...)
Hemen açıklamak
isterim: Değerli
uğraşdaşlarımı
yüreklendiren o
"ilk", hiçbir
kayırma ya da
gösteri düşünülmeden
yazılmıştır.
Yazdıran gerekçe,
İlgaz dergisinde
dostum İsmail
Karaahmedoğlu'na da
verdiğim yanıttaki
gibi, hukuka alışık,
uygulamaya hazır
oluşum ve de
oluşumuzdur... O
yıllarda TÖS Başkanı
Fakir Baykurt'la,
TÖS Genel Sekreter'i
Osman K. Akol ile,
TÖS Avukatı Nevzat
Helvacı ile, Talip
Apaydın, Mehmet
Aydın, daha başka
ünlü yazar
öğretmenlerle henüz
tanışmıyordum...
Yazın yaşamımdan
gelen kültürel,
doğal kolaylık,
TCK'nın 236.
maddesini gerçeğe
uygun yorumlamamda
etkili olmuştur. (Bu
madde daha sonra
Anayasa'ya aykırı
bulunmuş ve
değiştirilmiştir...)
Bu günlüğümde son
söz: Maddeler,
insanlar...
Doğrular, yanlış'lar...
Hak'lar,
haksızlıklar...
Yenilikçi
aydınlıklar,
karanlıklar ve
çağdaşlıklar...
Hangisinden yana
olacaksınız?..
Olumsuz yan ve
yönleri yöntemleri
yönetimler
getiriyorlarsa ne
yapacaksınız;
umarsızlığı nasıl
yeneceksiniz?..
Hepimiz
"öğretmen"iz... Yani
haklı, onurlu
yaşamları bilen,
öğreten, bilip
öğretirken
yaşatan...
|