|
Çöküş ve Çığlık
Mümtaz Soysal
Hafta sonlan medya
hafifler; basınıyla, televizyonlarıyla. Yazılarda, ekranlarda ciddi konular
ele alınmaz. İnsanlar için de öyledir.
Bu bakımdan, bir cumartesi
günü, endişe verici ve karamsar üslupla sorunlar üzerine eğilmek biraz çiğ
ve tuhaf kaçabilir.
Ama gün çekingen, suskun,
tepkisiz, hareketsiz durma günü değildir.
Çünkü, Türkiye üzerine yeni
bir "çullanış"ın eşiğinde gibiyiz.
AB'liler üsluplarını
değiştirdiler. "Şunu da, bunu da yapın" yerine" Yapmazsınız, Hırvatistan
gibi cascavlak kapıda kalırsınız" türü tehditler duyulmaya başlandı. Bu,
yalnız Avrupa'nın öbür ucundan Brüksel'e komiser olarak gelen Finlandiyalı
Ollii Rehn'in tavrı değil, küstahlaşmakta Karen Fogg'u geçen Ankara'daki AB
temsilcisi Bay
Kterschmer de aynı havada.
Öte yandan, dış kurtlar
için dumanlı hava sayılan genel mali krizin söylentileri ortalıkta
dolaşıyor. Ekonomileri güçlü devletler, IMF ve Dünya Bankası gibi
kuruluşları ellerinde tuttukları için öyle bir badireden kolay sıyrılırlar
ve 1929 çöküntüsünü bir daha yaşamazlar; ama, öyle bunalımlarda uçurum
kenarına sürüklenen Türkiye gibi ülkeler, sözde kurtarıcıların her türlü
isteklerine boyun eğmek zorunda kalırlar.
Böyle olduğu için, şimdi bile AB kapısında bu ülkenin
önüne konan Kıbrıs ve Ege sorunları o dönemlerin daha da etkili şantaj
konuları olacaktır.
Demek ki, bunalımlı
günlerin Türkiye'si haklarına ve çıkarlarına her zamankinden daha çok sahip
çıkma direncini ve gücünü gösterebilmelidir. Oysa AKP iktidarı, büyük bir
aymazlık ya da sinsi bir hesaplayışla, AB'nin, Rum Kıbrıs'ın, Atina'nın
zorlama ve blöflerine karşı çok zayıf bir görüntü veriyor. 17 Aralık'ta
ileri sürülen Ek Protokol imzalatma dayatışı bunun en açık örneğidir.
Ankara, üstelik nereye nasıl varacağı belli olmayan ucu açık bir süreç
uğruna, bunlara pabuç bırakırsa arkası çorap söküğü gibi gelir. Nitekim, Rum
Yönetimi, şimdiden, "Türkiye imza sonrasında limanlarını gemilerimize,
havaalanlarını uçaklarımıza açmaya mecbur" demeye başladı da.
Ama bilmek gerekir ki, bu
devlet böylesine "haklı ve güçlü" olduğu bir konuda bile davasına sahip
çıkamazsa halkını büyük bir moral çöküntüsüne sürüklemenin sorumluluğu
altında ezilir. Fransa'daki Dördüncü Cumhuriyet 1958 Cezayir dramıyla
yıkıldı. Akıl almaz, bir aldanış ve boyun eğiş yüzünden Kıbrıs'ta bayrağını
indirmiş ve askerini çekmiş bir Türkiye de, yalnız kendi halkının gözünde
küçülmekle kalmaz, dost düşman bütün ülkelerin saygısını da bir daha kolay
elde edilemeyecek biçimde kaybeder. 1878'in Osmanlı'sı gibi.
Ama bunun vebali. sivil ya
da asker bütün görevlilerden öteye, şimdi çekingen,
suskun, tepkisiz ve hareketsiz duranların da
boynunadır.
Gün, büyük çöküş gelmeden,
bu mıymıntı teslimiyetçiliğe karsı isyan çığlığı atma günüdür. (19,03,2005,
Cumhuriyet)
|