başyazı
iki ayın içinden
öyküler
yapıtlar yazarlar
iletişim evreninden
çiçek yağmuru yapıtlar
günlük
 
 
yazarlar
künye
arşiv
iletişim

 

Yeni Tanıtmalar

Hasan  Akarsu

ARİFE KALENDER'İN "DELİ BAL"

Ozan Arife Kalender 1954 Malatya doğumlu. Almanca Öğretmenliği ve yöneticilik yaptıktan sonra I997'de emekli olur. Deli Bal son şiir kitabı. Öncekileri: Maviler de Eskidi (1992), Suskun Resimler Durağı (1995), Gül Küstü (1997), Kırmızı Firari (1999). Kadın Burcu (2001).

Deli Bal'da şiirler üç bölümde toplanıyor: Deli Bal, Tanrıyla Konuşmalar, Ağrı istanbul'a Benzer. "Deli bal" sözcüğü, Türkçe Sözlük'te, arıların zehirli çiçeklerden topladıkları bal olarak açıklanıyor. Ozan: "deli bal, deli bal/ baldan derman/ deliden cinnet umulur" (s. 10) diyerek, "deli bal" adını, hangi erekle kullandığını sezdiriyor. Ozan sözlerine, şiirlere, toplumda önyargılı yaklaşımlar olduğu biliniyor. Ozan, bu şiirlerinde korkusuz, çekincesiz, özgürce söylemlere yaslanıyor: "...ecel bendim, iksir bendim, huri ben., söktüm mührü kapıdan...zakkumdan öz topladım...yüksek uçtum, densiz durdum, deliyim...peteğimi zemheri ıslığıyla doldurdum/ kobra çiçeğine kondum...arı idim, ağuları şeker ile yoğurdum...şiirin şerri aşkın koynunda yatar..." (s.9-10)

Şiirlerde, aşklar, kadınlar önemli yer tutuyor. Anne-kız çatışmaları gözleniyor: "...kız çocuklarının kundağındaki namus resimlerini/ niteleyip iteleyerek ilkin annemi terk ettim/ o'ydu beni sıfatlara zorlayan, o'ydu sıfatsız kılan...sesimi düzeltmeye çalışsa da annem/ sıfatlar köprüsünden geçtim çoktan" (s. 14) Kadınları anlatırken acımasız oluyor: "...yılan oynuyor yataklarda erkek avcılarıyız/ yatağa gel- çık yataktan/ kirli temiz- ırak durun/ aşklar çarpar uzak durun günahlardan... korkmuyoruz yine de dayak yediğimiz aşktan..." (s. 14) Çok güzel benzetmelerle, imgelerle karşılaşıyoruz dizelerde. Sözgelimi, ".rüzgâr denizi saçlarından tutarak kıyılara çarpıyor/ uyuttuk kendimizi çıkamadık anılardan...” (s. 13) Ozan, yüreğini açıkça koyuyor ortaya. Gizlisi, saklısı yok : “Cehennemin kapısıyım içeri gir, tam dehlizlerimi, sırlarımı arala... serseriyim, her ayıp yakınımdır... yarasayım – dudaklarım teninde ölüm olacak... şehvetin elleri nefretin de elleridir surların ötesindeyiz, cüzzamın eşiğinde / temiz idik... Kirlendik, kirlidir aşk" (s.15-16) "Kirlidir şiir; ve söz, atılmazsa zehirdir" diyen Cemal Süreya'yı anımsıyoruz doğal olarak Aşklar kirlenince başka aşklara mı geçiliyor, başka aşklara mı erteleniyor özlemler? insan arayışlarının sonsuzluğunu vurguluyor ozan: "...üşümelerimiz ortaktı, açlığımız, aşklarımız/ ahmetliğimiz aynı arifeliğimiz...seni bıraktım/ ayrıldım kendimden/ kar gibiydim, soğuk beyaz unutkan., kendimi başkasına erteledim/ bıktım kendim olmaktan/ bize ve size kar yağıyordu" (s. 17-18)

Geceyse, yağmur da yağıyorsa, bir de sevgili uğruna yollara düşülmüşse, zamanı eski bir istanbul sanmamak elde değil. Aşkların da yorulabileceği   bir gerçek, "...sana göstermeden kıvılcım çaldım gözlerinden...bu meyhane seninle mi kalabalık ansızın/ seninle mi sesini yükseltiyor su...aşk da yorulur çok bedende gezinmekten/ sesin yüreğimin kapısını çalıyor/ hız alır aşk çarka dönen yürek pervanesinden" (s.20-21) insanlar yaşadıkları kentlerle birlikte göç ediyorlar, anılar kalıyor geride: "bir sokak kadar güzel olan kadın"lar anımsanıyor,   içkiler,  bir yaşamı karşılayan aşklarla içiliyor. Ozan, şiirlerinde kış, kar ve gül sözcüklerine çokça yer veriyor. Çocukluğunu anımsıyor: "...o kızı unutmuşum, benmişim o/ yıldırımdan ve erkeklerden korkar/ gözlerimiz buluştu ve başladı poyraz/ Aşk/ kışı uzun mevsim midir dedi kız/ kiraz ağacına kar düşüyor, yağacak...Bir uzun yola gittim de geldim/ gül    kar'la   sevişiyordu"    (s.24-25)    Aşırı duyarlılıkların yansıtıldığı dizelerin yanında, "istiridye ve inci" karşılaştırmasına da tanık oluyoruz: " ...saklandım istiridyenin pembe gizemlerine/ sürüklenip geri geldim sedeflerle örttüm     kumu...sözde     dil     gizli,      inci konuşmaz...ölmekten yeni geldim/ kimse görmedi doğduğumu" (s.28)

Kimi şiirlerde, ironik ve erotik göndermelere rastlanıyor: "kızlığımı çıkartıp masaya koydum.., bıkmıştım kızlığımdan... yüreğim, eli kırbaçlı namus emirlerine/ ve Cemal Süreya tahriklerine kanmıyordu... ey intikam, ey deli bal / nice kızların baş koyduğu kanlı bıçak/ bedenimde hiç kimsenin hakkı yok / alırsa elimden aşk alır ancak" (s.29-30)

Ozan,    eylülün    geldiğini    duyumsuyor, hüzünleniyor. Sesinin güze değdiğini bilmenin

üzüntüsüyle, yaşamını sorguluyor. “...çok kadındım çok erkekle kent kurdum' / zamanı gelin ettim telli duvak / kentlerim yenik düştü sellerine yağmurun... Sesim gelip sonbahara ulaştı / o mu çaldı kapımı ben miydim ona giden (s. 31-32) Sonra "külden sığınaklar" aranması, umudun külde köz olması boşuna mı? "Güz istasyonu" da hüzünlü şiirlerden. Bozkır biriktiren günlüklerde, çürüyün mendili, tükenen yolu, ıslak gölgeleri, ayrılık düdüklerini duyumsuyoruz. Ozan, güzü, yaz mevsimini anlamak olarak algılayıp, her şeyi yanına alarak "yeni yazlara gideceğim" diyor.

"Tanrı 'yla Konuşmalar" bölümünde ozan, kendisini sorgularken sesini yükseltiyor, kimi kez başkaldırıcı bir konuma giriyor. Günahkar olduktan sonra, günahlarından korkmadığını açıkça söylüyor, öfkesini gizlemiyor: "...kelepçemi dişlerimle kemirdim/ köprüleri sen yakmadın ey tanrı/ kibriti çakan bendim, aklı kundaklayan ben/ işvelerle cilvelerle ben yarattım aşkı bizzat/ adından ayrı tuttun, yolundan eyledin azat/ yanıtla sesimi yoksa utanç duyar sorular..." (s.39) Ozan, dünyadaki savaşların, yoksullukların, haksızlıkların nedenini soruyor: "...babasının kollarında Filistinli bir çocuk/ sen mi hazırladın toplarla tüfekleri...savaşlardan kim sorumlu, eşkıya mıdır ecel/ nereye baş vuracak parçalanmış bedenler..ya kurtar soyunu cellatların elinden/ ya da hakka isyanlar başlar/ Tanrı'yla konuşacaklarım var" (s.41-42).

"Ağrı istanbul'a Benzer" bölümünde, yurdun doğasını yansıtan şiirler çoğunlukta. Ayrıca, istanbul'a göç edenlerin acılı yaşantılarına da yer veriyor ozan, ekmek uğruna yola düşenlerin yaşantılarına: "...ter içinde koşuyorlar, yalınayak ve çıplak/ telaş içinde koşuyorlar boyunlarında muska/ sıcağa koşuyorlar, fırınlar dolusu görmedikleri kadar/ ekmek sıcağına, kaçarak soğuktan ve açlıktan/ bir de baskınlardan, dipçik yarasından...(s.54) ...Ağrı istanbul'a benzer/ kurbanları, kanları, koyunları...(s.62)...istanbul Ağrı'ya benzer/ orda kaltak, orda yalak, orda hırsız maraba..." (s.63) Ozan, Kaçkar Dağlarının güzelliğini, görkemini yansıtıyor dize dize. Yollara pusu kurmuş ölümü, Tanrıların uzaklığını vb. Küre Dağları'nda, tepeleri, dağların çocukları, dağların ayakları olarak düşlüyor. Güneş, dağın doruğunda çelenk oluyor. Dağın doruğu, sabahlığı içinde güneşi karşılıyor: "...gördüm güneş başında çelenk olmuş...eğreltiler, yosun kokusu, birazdan deniz/ Küre Dağları'nda İbsinna'yı/ sabahlığı içinde görseydiniz..." (s.72-73) Toroslar'ın yüzündeyse bir tarihin donup kaldığını, kekik kokuları içinde, ölümle yaşamın iç içe saklandığını belirtiyor.

Ozan Arife Kalender, "Deli Bal" ile, şiirin doruğundan sesleniyor. Çarpıcı imgelerle, çekici benzetmelerle, korkusuz bir söyleyişle yüreğini koyuyor ortaya.


 bilgi@turkdilidergisi.com   -   2000-2005