|
|
Perşembeleri Seviyorum
Nusret Karaca
Türk edebiyatının ünlü
adlarından Şükran Kurdakul kendini anlattı...
Perşembe sabahlarını
çok seviyorum. Önce küçük kızımı öperek başlıyorum güne,
sonra eşime gülümsüyorum. Çarçabuk giyinip ayakta bir şeyler
atıştırdıktan sonra yüreğimde her birine ayrı yerler
ayırdığım öğrencilerimle geçiriyorum günün beş ya da altı
saatini...
Sonra Kadıköy Seyhan
Kitabevine gidiyorum koşar adımlarla...
Dedim ya, perşembeleri
seviyorum...
Perşembe günleri
öğleden sonra Türk Dili Dergisi yazarları, ozanları ve
sanatçı dostlarımla geçireceğim üç-beş saati iple çekiyorum
sanki...
Saat 16.00
Ben yine dostlarlayım.
Yüreğim yine kıpır kıpır.
Karşımda birkaç
haftadır karşılaşmak istediğim bir Edebiyat Tarihçisi:
Şükran Kurdakul... Türk şiirinin usta adlarından Ataol
Behramoğlu:
"Kurdakul şiirlerinde
toplumsal inancın yanı sıra romantik kişiliğinin de
duyumsandığı, genellikle dize işçiliğiyle klasik kıta
düzenine bağlılığının gözlemlendiği" yorumunu yapıyor.
Hoşgörüsüne sığınarak
yanına yaklaşıp "Şükran Ağabey, biraz söyleşelim mi?"
diyorum.
-Sen istediğin için
evet! Ancak en çok on beş, yirmi dakika.
-Tamam ağabey.
Ayrı bir masaya
geçiyoruz.
Ve ağabey değil "sayın"
diye başlıyorum sözlerime, söyleşiyoruz...
"Sayın Kurdakul, ben
bir eğitimci olduğum için öğrencilerin genellikle sosyal,
kültürel yönlerinin gelişmesi amacıyla her türlü etkinliği
düzenlemeye çalışıyorum. Ama gözlemim şu ki, gençlerin büyük
bir çoğunluğu kitap okumuyor. Sizce neden?"
"Temelde
saptamalarınıza katılmamak olanaklı değil. Bizim
yetiştiğimiz yıllarda da durum daha değişik değildi.
Bizlerin yetiştiği yıllarda Mustafa Kemalimiz'in 'Hayatta en
hakiki mürşit ilimdir' sözü doğrultusunda, eğitim ve kültür
anlayışının devlet politikası olarak kabul edilmesine karşın
İzmir gibi bir kent merkezinde lisenin herhangi bir
sınıfında düşün ve edebiyat yapıtlarını izleyenlerin sayısı
iki, üç kişiden çok değildi. Bu dönemin oran olarak aynı
durumu göstermesinin ana nedenlerinden biri, eğitim
sistemindeki kolaycılık diyebiliriz"
“Perşembe günleri
gerçekleştirilen Edebiyat Toplantıları için, neler
düşünüyorsunuz?”
"Bu toplantıların,
yakın çevre ilişkilerinde okumuş kesime yararlı olmak gibi
bir sorumluluğu yok. Bu toplantılar, düşün-edebiyat dostları
ve hayranlarının söyleştikleri, özlem giderdikleri bir
buluşma noktası. Burada yalnızca arkadaşların çıkardıkları
dergi ve kitaplar gündeme alınmıyor kuşkusuz. Güncel,
düşünsel ve toplumsal sorunlar konuşarak zaman zaman dışa
açık toplantılar da kararlaştırıla biliniyor.
"TÜYAP Kitap Fuarı
açılışında 2000 yılında fuarda 'Onur Konuğu' olarak yer
almıştınız, ayrıca çeşitli ilçelerde kitap fuarları
açılıyor. Acaba bu fuarlar, TÜYAP'taki ilgiyi görebiliyorlar
mı? İşlevleri aynı mı?"
"TÜYAP'ta 'Onur Konuğu'
olarak yer aldığımda benim için öznel bir durum söz konusu
değildi kuşkusuz. Ama şu gerçeğin altını çizmek gerekir.
TÜYAP'ın ilk çalışmaya başladığı dönemde, ülkemiz biçimsel
olarak da demokrasinin askeri koşullarından
uzaklaştırılmıştır. Birinci başarısı bu zor dönemde, kitaba
karşı sevgiyi yeniden yaratabilmesidir. İkinci başarısı ise
halka açıldığı bir hafta boyunca kültür ve sanat adamlarıyla
okulları buluşturması, düşünsel olanaklara bağlı
çalışmaların odağı olmasıdır. Öbür kuruluşlar henüz bu
niteliğe kavuşmuş gözükmüyorlar."
"Az önce bir sorumu
yanıtlarken Mustafa Kemalimiz dediniz. Bu beni çok etkiledi.
Neden Kemalimiz?"
"Yakın tarihimiz,
Niyazi Berkes'in dediği gibi 200 yıldır bocalamaların
tarihidir. Bu kargaşa içinde yarı sömürge Osmanlı
İmparatorluğu'ndan, emperyalizme karşı savaşı başarıya
götürerek, yeni bir bağımsızlık örneği yaratması bile O'nun
bu nitelikte anılmasına yeter."
"Bu sıralar neler
yapıyorsunuz?"
"Uzun süredir edebiyat
ve toplum savaşçısı olarak anılarımı yazma hevesine
kapıldığım için tezgahta geçmiş yıllarla hesaplaşmam var."
"Zuhal Tekkanat'ın
'Dostlarının kaleminden Cemal Süreya portreleri' adlı
kitabından okuduklarım ve beni etkileyen bir şiir bana Cemal
Süreya'nın annesini küçük yaşta kaybetmesinin, O'nu yazmaya
yönlendirdiğini düşündürdü. Sizde de böyle bir durum söz
konusu mu?"
"Babamı küçük yaşta
yitirmiş olmamın duyarlılığımda etkili olduğunu sanıyorum.
Yaş ilerledikçe babamın, Kurtuluş Savaşı'nda değişik
cephelerde birlik komutanı olarak görev alması da düşünsel
yaşamımı etkilemiştir."
Söyleşi uzayacaktı ki
masaya bir dostu geldi. "Yeter mi Karaca" dedi. "Yetmez mi
Ağabey" dedim. Masadan kalktı. Paltosunu giydi. Şapkasını
taktı. Ağır ağır uzaklaştı.
| | |