başyazı
iki ayın içinden
öyküler
yapıtlar yazarlar
iletişim evreninden
çiçek yağmuru yapıtlar
günlük
 
 
yazarlar
künye
arşiv
iletişim

Büyülü ve Çıplak

Nevra Bucak


Kız çok gençti.
Aşkın (kış) uykusuna yatmıştı.
Erkekler artık onu sevmeyecek, onunla sevişemeyeceklerdi.
Adam böyle istemişti. Kızın başında duruyordu.
Yabanıl, irkilten bir sessizlikle bakıyordu ona; uyanmasını bekliyordu.
Kız, bir türlü uyanmıyordu; çünkü böyle bir uykudan uyanmak kolay değildi, hem de o yaşta, on dokuzunda!..
Korkuyordu adam. Bütün gövdesi titriyordu; öte yandan bilmiyordu kızın uyanmak istemediğini...
Eve kapanmışlar, günler, geceler boyu birlikte olmuşlardı. Onlara mevsimler gibi bambaşka gelen bir zaman dilimindeymişçesine sahip olmuşlardı birbirlerine.
"Bana aşktan söz eti" demişti kız.
"Hep aşktan mı?"
"Hep aşktan!"
Adam bir çocuk masumiyetiyle içini çekmişti.
"Aşk kolay değildir, tıpkı âşık olmak gibi."
"Sen âşık olmadın mı?"
Adam kızı duymazlıktan gelmişti.
Kız yeniden sormuştu. O zaman adam alçak bir sesle,
"Ben hiç âşık olmadım," demişti.
"Hiç mi?"
"Hiç!"
"Benimle yalnızca sevişmek için mi birliktesin?"
"Evet, sana sahip olmak için!"
"Başka türlü sahip olmasını bilmez misin?"
"Bilmem!"
"Öğrenmelisin!" demişti kız.
Adam sessizleşip susmuştu. Çünkü biliyordu tene dokunmadan da sahip olunabileceğini, yıllarca kimseye belli etmeden içinde gizlice yaşatabileceğini...
Kız, yatakta melekler gibi uyuyordu.
Çok güzeldi. Bu haksızlıktı. O denli güzel olması fazlalık, sorumluluktu Böyle bir güzellik, başka kızlara verilmeli, aralarında dağıtılmalıydı.
Adam, irkilten sessizliğiyle yatağın ayak ucuna oturdu. Gözleri dolmuştu.
Kış mevsiminin en soğuk, en ak gününde karşılaşıp birbirlerini bulmuşlardı. Kar lâpa lâpa yağıyor, hava usulca kararıyordu. Kız beklemekten üşümüştü, neredeyse donmak üzereydi.

Adam, onu yolda bulduğu küçük bir kedi yavrusu gibi kucaklayıp evine götürmüştü. Alışıktı. Yolda bulduğu kedi-köpek yavrularını alıp evine götürmeye. Bu kez yolda kıza rastlamıştı..
***
Adam aşkı kaldıramıyor, hastalanıyordu. Kız anlamış ve korkmuştu. Sonra da onulmazlığa kapılıp kendini aşkın (kış) uykusuna bırakmıştı.
Adam, uyuyan kıza bakarken içini çekti.
"Nasıl da büyüleyicisin. Bana acımalısın!"
Kızla sevişirken bile ondan böylesine etkilenmemişti.
Uyuyan güzel, onun kendisinden böylesine etkilendiğini görmüyordu, görseydi belki kış uykusuna yatmazdı; artık hiçbir zaman görmeyecekti!
Adam yine de bilmiyordu, onun uyanmak istemediğini. İlkyaz geldiğinde bile. Adamın yüzünden!
Kız, adamı parmak uçlarıyla tutan kadının gölgesini hep duyumsamıştı aralarında.
Adamla, neredeyse yarı donmuş durumda, karla kapanmış ıssız kumsal yolunda karşılaştığı o apak ölü akşamda bile!
Adam, ona kadını anlatmıştı. Sonra da yalanlamıştı, böyle bir kadının olmadığını söylemişti.
"Aklın onda," demişti kız, "Neden beni bulduğun yerde bırakmadın?"
"Beni beklediğini anlamıştım," diye yanıtlamıştı adam, sonra acımasızca şöyle demişti:
"Yolda bana yanaşıp ardımdan gelmek isteyen kedileri, köpekleri alır evime getiririm!"
"Beni getirdiğin gibi mi?"
"Seni getirdiğim gibi!"
"Benim de onlar gibi zararsız olduğumu mu düşündün?"
"Düşünmedim, ama bundan sonra artık bana kimsenin zarar veremeyeceğini biliyorum."
"Nerden biliyorsun?"
"Kendimi ve kadınları iyi tanıyorum."
"Onlara uzaksın, bana olduğun gibi. Yine de, beni evine getirdin."
"Seni orada bırakamazdım. Kar üzerine yağıyordu ve çok güzeldin!"
"Güzel olmasam, beni evine getirmez miydin?"
Adam suskun kalmış, baştan çıkaran ağırbaşlı sessizliğine gömülmüştü.
"Bana hiç soru sormadın," demişti kız. "O dondurucu soğuk akşamda neden dışarıda olduğumu, evinin yakınında neden seni beklediğimi, ya da kim olduğumu, nerede oturduğumu, nasıl yaşadığımı."
"Senin de bana sorular sormaman için. Ben artık kimseyi tanımak istemiyorum."
"Yine de bana dokundun... benimle yattın!"
“Sen istedin!"
“Evet, istedim. Senden çok!”
Adamın bakışları kızın yüzünden uzaklara kaymıştı.
“Biriyle yatmak, onu tanımak anlamına gelmez. Hem böylesi daha iyi.”
"Tanımadan yatmak mı?"
"Evet, tanımadan yatmak."
"Beni ne zaman göndermeyi düşünüyorsun?"
"Bu havada mı? Nereye gideceksin?"
"Evime."
"Özgürsün, karar senin."
"O zaman gidiyorum."
"Ne zaman istersen gidebilirsin, ama bütün yollar kapalı, bahçe kapısının önünde bile diz boyu kar var."
"Öyleyse gitmiyorum!"
Göz göze gelmişlerdi. Tenleri hâlâ birbirlerine doğru çekiliyor, belki de bu nedenle kızıyorlardı birbirlerine.
"Korkuyorsun, değil mi?"
"Neden?"
"Gitmekten vazgeçtiğin için."
"Seni istemeseydim, gitmeni söylerdim."
"Ama kal, demiyorsun."
"Sana bırakıyorum."
"Kaçıyorsun!"
"Neden kaçıyorum?"
"Her şeyden, herkesten, en çok da kendinden!"
"Öyle olsaydı, seni evime getirmezdim."
"Getirirdin, çünkü senin hiçbir şey umrunda değil. Bunu kendin söylüyorsun. Ama ben onlar gibi değilim."
"Kimler gibi?"
"Yolda bulup evine getirdiğin zavallı hayvanlar gibi!"
"Onlar gibi olmadığını biliyorum," demişti adam.
O sırada kız beklemiş ve istemişti. Adamın her gece yaptığı gibi ona tutkuyla sarılmasını, ya da sevecenlikle kucaklamasını.
Sevişirken iyiydi adam; o gece de sevişmişlerdi, sonra yine kızı terk edercesine kopmuştu ondan. Bu kopuş, erkeğin seviştikten sonra yatakta kadından uzaklaşmasına, ya da sırtını dönüp yatmasına benzemiyordu. Burada durum farklıydı. Kıza sanki hiç el sürmemiş, ona hiç dokunmamış gibi kendine gömülüp içine kapanıyordu.
Kız, hem çıkıp gitmek istiyor, hem de istemiyordu. O da yaşamdan sıyrılıp ayrılmıştı; öte yandan adamın sıradışı varlığı onu meraka sürüklüyordu. Sürüklenirken de, içinde yeni yaralar açılıyordu, eskileri daha kapanmadan.
"Kar kapının önünden çekildiğinde giderim," demişti kız. "Ama sen büyük bir yalancısın, çünkü aşkı biliyorsun."
Adamın yüzü solmuştu. "Hayır, bilmiyorum. Ben o sözcükten bile nefret ederim!"
"Bunun bir nedeni olmalı. Sana inanmıyorum. Ömründe kimseyi sevmemiş biri, böylesine dolu bir sevecenlikle kucaklamaz, tutkunun ötesinde doyumlu, uzun uzun sevişmez, sevişemez.”
Adam gülmüştü.
"Belki, yalnızca sevişmeyi seviyorum!"
Kız, yine de yakalamıştı adamın gözlerinde gizlemeye çalıştığı o büyük aşkın gölgesini. Dayanamayıp başını çevirmişti.
Sakıncalı biçimde beğeniyordu adamı. Adamın ona gitmesini söylediğinde ne yapacağını bilmiyordu. En doğrusu, kış uykusuna yatan hayvanlar gibi yapıp beklemekti. Yağmurlar yağmaya başladığında böyle yapacaktı. O zaman belki mevsimler boyu kalabilirdi adamın yanında.
Adam, uyuyan güzeline bakarken, kızın lirik sesi geliyordu kulağına. "Biz birbirimize yabancı sayılmayız. Sana caddede, deniz kıyısında yürürken rastladım. Bir kez, bir kız gördüm yanında. Benden büyük olmalıydı, esmer, saçaklı biri. Sana hızlı hızlı bir şeyler anlatıyor, sen de kendinden emin hafifçe gülümsüyordun ona."
"Kızım olmalı," demişti adam.
"Benimle dalga geçme, evlenmediğini öğrendim. O kız sevgilin miydi?"
Adam susmuş, kız üstelemişti. "Kimdi o saçaklı, kuru kız?"
"Sevgilimdi, diyelim."
"Diyelim mi? Peki, ben senin neyin oluyorum?"
"Sevgilimsin!"
"Demek beni sevgilin olarak kabul ediyorsun."
Adam çok alçak bir sesle kabul ettiğini söylemişti.
Kız sormaması gereken soruyu sormuştu.
"Ne kadar bir süre için?"
"Kar eriyene dek!"
Göz göze gelmişlerdi. Adam, kızın gözlerine yerleşen acıyı o sırada görmüştü. Alçak bir sesle, "Bu senin kararındı" demişti, "Kar kapının önünden çekildiğinde gideceğini söylemiştin."
O akşam yağmur başlamıştı.
Kız sessizce mutfağa gitmiş, tencereye makarna suyu koymuştu. Adama son kez spagetti yapacaktı ve son kez onunla şarap içecekti. Evde makarna ve şaraptan bol bir şey yoktu, bir de her yanda gezinen üç beş kedi yavrusu.
O gece yağmur çoğalmış, kız yemekte ağzına tek lokma koymamıştı; yalnızca bol bol şarap içmiş, sonra da adamla ölümüne çılgın bir tutkuyla sevişmişti. Adam ondan yine uzaklaşıp içine kapandığında, kendini (aşkın) kış uykusuna bırakmıştı.
Gerçekte sabaha karşı tipi yeniden başlamış, bahçe kapısının önündeki kar biraz daha yükselmişti.
 


 bilgi@turkdilidergisi.com   -   2000-2005