|
Geçip Giden Sürez
Ahmet Miskioğlu
31 Mart 1980, Pazartesi
(Geçen sayının süreği)
Kitabı aldı elimden Dağlarca, "Sakarya Kıyılan" destan
bölümünü açtı.
O bölümden 42. sayfada bir şiir gösterdi.
"Şu şiire bak!" dedi.
Baktım. Özellikle Osmanlıca sözcükler de kullanılmış.
"Osmanlıca sözcükler var!" dedim, yüksek sesle okudum:
İhtiyat Zabiti Vekili Faruk'un Dediği
Gördün mü çavuş
Memleket ademe göçmekte ne
bu hal?
Biz
mi ademe göçmekteyiz, Kaybedilmekte mi kamilen istiklâl.
Gördün mü çavuş Osman 'm yeri,
Salih'in y er i, Abdullah'ın yeri münhal.
Öyle noksan oldu ki
Kelime-i vahide kaldık sanki, hayalmeyal.
Fazıl Hüsnü Dağlarca, gülümseyerek:
"İşte buradaki Faruk, Faruk Timurtaş'tır; o, Osmanlıca
sözcükler
kullanır. Osmanlıca... Halkımızda bağımsızlık bilinci
geliştikçe, Osmanlıca bırakılır, dil bilinci, Türkçe bilinci
de oluşur, gelişir."
Oylumlu yapıtlarda, konunun düzenlenmesi istenildiği gibi
yapılabiliyor; Dağlarca'ya hak verdim. Bu şiirden sonraki
şiire geçtik. Adı,
Dil Gerçeği...
Onu da aşağıya alıyorum:
On
adam kaldık,
On
cümle değil, on söz.
On
adam efsanelerüstü beş adam,
Bir
adam bir tarih bir göz.
On
adam kaldık,
On
dayanışma, on söyleme.
Dört
adam, destanlar içre iki adam,
Bir
adam bir dil parıltısı bir deme.
On adam kaldık.
Diller milletlerin son adamları değil midir?
Son söze dek öyle azaldık ki
Geldi anadilimiz dağlar karanlığından ovalar aydınlığına,
bir bir
Bir
yandan yemeklerimizi yerken, bir yandan da "Bağımsızlık
Savaşı"
destanı
üzerinde konuşmayı sürdürüyoruz. "Sakarya Kıyıları"
bölümünün "Dil Gerçeği"
şiirinden sonraki 44. sayfadaki şiire bakıyoruz: Kaybolurken
Osmanlıca... Evet, 44. sayfadaki şiir bu. Yine Osmanlıca
sözcükler var:
Kaybolurken Osmanlıca
Alev nefesler gibi
Asumana akseder
Şahikalardan Milletliği milletin.
Şahikalar ki Ta kahraman
Nefesidir
Milletin
Akseden Asuman mı Keder
mi ne?
Balâdaki
Millettir
Millet.
Bu üç şiiri, bir arada gözden geçirdik. Her üçünü de ben
yeniden
okudum. Dağlarca aldı sözü, şöyle dedi:
"Destan, burasında arı dil bilincinin Osmanlıcaya sığmadığı
yerdir.
Dil, ulusun varlığında ağzına zorla sokulan Osmanlıca'dan
kurtulurken, yurdun
kurtuluşu da başlamıştır."
Dağlarca'nın bu söyledikleri, destanın oluşumuna bir
açıklık getiriyordu
sanki. Dedim ki:
"Bu söylediklerinizi, şu 45. sayfanın boş kalan yerine
elle
yazalım!"
Ve Dağlarca'ya, söylediklerini yeniden söyleterek 45.
sayfanın boş
kalan yerine yazdım. Altını Dağlarca'nın imzalamasını
isledim. İmzaladı.
Söyleşiyoruz. Dinleniyoruz. Yiyoruz, içiyoruz. Yeniden
söyleşiyoruz.
Bir büyük şişe rakı, yarımdı; onu bitirdik. Dolaptan tümden
dolu bir
büyük şişe rakı daha koydum ortaya. Kadehleri yeniden
dolduruyoruz;
bitiriyoruz, yeniden yeniden dolduruyoruz.
"Bağımsızlık Savaşı" destanında "Sakarya Kıyıları" bölümünün
45.
sayfasından sonra, yeniden çeviriyoruz sayfayı. 46. sayfa ve
yeni bir şiir. Adı:
Belirirken Türkçe.
"Belirirken Türkçe" şiirinde Osmanlıca sözcük
kullanılmamıştır. Ve
Dağlarca, bu şiirden sonra hiçbir şiirde Osmanlıca sözcük
kullanmaz.
Büyük destan, daha önceki destanlarda görülmeyen bir düzen
içindedir.
Ayrı ayrı, birbirinden bağımsız gibi görünen şiirler,
destanda bir arada, tümü bir
büyük bütün oluşturur. O bütün, büyük bir destandır.
Destanda açıkça görüyoruz ki, Kurtuluş Savaşı kazanılırken
Türk dili de kurtulmaktadır.
Fazıl Hüsnü Dağlarca, eski şiirlerindeki Osmanlıca
sözcükleri değiştirmez,
onları oldukları gibi bırakır ama, bundan sonra hiçbir zaman
Osmanlıca
sözcük kullanmaz. "Bağımsızlık Savaşı"nm "Sakarya Kıyıları"
bölümünden
"Belirirken Türkçe" şiirini de buraya alıyorum:
Belirirken Türkçe
Ulus
Ulustur
Yücedeki
Yas
mı ne
Gök mü
Yansıyan?
Ulusun
Soluğudur
Ta
yiğit
Doruklardaki
Ulusun ulusluğu
Doruklardan Göğe yansır
Yalaz
soluklar gibi
Fazıl Hüsnü dağlarca, yaşlılığından söz açıyor, ayağına
basamadığını
açıklıyor
ama, beyninin sağlıklı olduğu apaçık görülüyor. O, her
soruya çok güzel
yanıtlar veriyor. Çok değişik ve hiç söylenmemiş,
düşünülmemiş yanıtlar
veriyor. Beyin gücü
üstün. "Niçin yazıyorsunuz?" sorusuna herhangi bir yazar
nasıl bir yanıt
verir? Bu, üç aşağı beş yukarı kestirilebilir. Acaba
Dağlarca ne diyecek? Soruyu koydum ortaya:
"Niçin
yazıyorsunuz?"
Fazıl Hüsnü Dağlarca'nın yanıtı:
"Diller, ulusların kimlikleridir. Büyük yapıtlarda ilk
görülen ulusallık
ya da evrensellik, bu dilin kendi içinde bakışlar alanını
kapsayan birer çeviridir.
Demek istediğim şu: Diller tek dile doğru giden
adımlarımız... O gün gelecek,
bütün yeryüzü o genel dille konuşacak. Yine o yeryüzünde
kocaman bir eski diller müzesi kurulacak. O müzede şimdi
kullandığımız yeryüzü dilleri, bu dillerdeki başarılı
yapıtlarla sergilenecek. Orada, o diller müzesindeki
rafların
birinde Türkçe'yi değerince yaşatmak için yazıyorum."
Daldan dala da atlıyorduk. (')
|