başyazı
iki ayın içinden
öyküler
yapıtlar yazarlar
iletişim evreninden
çiçek yağmuru yapıtlar
günlük
 
 
yazarlar
künye
arşiv
iletişim

Günden Güne

İsmet Kemal Kuradayı

Düşünce Denizleri, Yaşam Felsefeleri...

Ağustos 2004...

Dinlence sonlarında, İsabelle Allende'nin "Ruhlar Evi" iyiydi, ilginçti, etkileyiciydi... Charles Bukovski'nin "Kadınlar"ı tek yanlı, salt kışkırtıya yönelik, baştan çıkarıcı...

Felsefe öğretmeni, gerçek eğitimci dost Vecihi Timuroğlu'nun bir özelliği de şudur: O, kişileri, kitapları anlatırken, anıları tarih, eleştirileri deneme yapar. Yazdıklarını kimbilir siz de benim gibi belki iki kez okuyorsunuzdur...

Berfın Bahar'ın Ağustos 2004 sayısında, sevgili Vecihi Timuroğlu, yazı başlığım "Düşünce Denizlerinde Dolaşmak" sözcükleriyle kurmuş. İki kitabımı Us-Su (şiirler) ve Daldan Dala Felsefe (denemeler)'yi incelemiş, irdelemiş. İnceler ve irdelerken de yine düşün dünyasına, felsefe tarihine, sanat özelliklerine değinmiş... İyi de, kitaplarımdakilerle ilgili düzeltiler var. Şöyle ki:

Övgüleri geçiyorum. Önce şu "fantezi" savı!.. Evet, "değişik renkler, değişik beğeniler, değişik hazlar insanı canlı" tutmaz mı? Yaşantılarımızın içinde bu "değişik"ler varsa onların da neden şiiri, denemesi, öyküsü, romanı, filmi, oyunu, karikatürü vb. olmasın? "Humor" da içinde, tüm "espri"ler, güzel ve ilginç buluşlar, deyişler ille de "fantezi" diye küçümsenebilir mi? Sanatın vazgeçilmezleri arasındaki"fantastikleri nereye koyacağız?..

Daldan Dala Felsefe kitabımın 9 nolu dalı şöyle: "...Tales, ya yöneticiler filozof ya da filozoflar yönetici olmalı diyen Eflatun'dan önce felsefe'yi bulmuş..." (s.II). Eflatun, bir başka adla Platon değil mi? Atlanmış. Yani filozof-yönetici sarmalını Eflatun'a (Platon'a) mal ettiğim sanılmış. Olabilir...

Komünizm'in ne olduğunu, ne olmadığını benden daha iyi bildiğini bildiğim
sevgili Vecihi, incelemesinin bir yerinde, "İsmet'in 'Komünist devlet'i
aşağılamasına da şaştım. Dünyanın neresinde böyle bir devlet kuruldu da, İsmet,
o düzeni kötülüyor?.." Oysa kitabımın 5 nolu dalında devlet düzenleri, türleri
olarak Kapitalist-liberal, Irkçı, Dinci, Sosyal demokrat, Sosyalist adlarını sayıp
çok kısa özetler yaptıktan sonra "Komünist devlet" için aynen şu tanımda
bulunmuşum: "Boş kalma, aç bırakma; yeterince otur, başkalarına da yer ver,
ilkesini uygulamak ister. Para pul mülk birikimciliğini reddeder. Dünya işçileri
deıken sürrealist, birlesiniz derken enternasyonalist, ortaklaşalım derken
ütopisttir...” Aşağılama, kötüleme (belki de şeytan) bunun neresinde? Vecihi'nin  yok sayışı da ütopikliği kabul anlamına gelmiyor mu'.'..

                Ve çok da önemli olmayan son düzelti: Nüfustaki adım, İsmet İnönü’nün 1927’deki başbakanlığı nedeniyle kuşkusuz Cumhuriyet’i benimsemenin etkisi Günlükler

ve coşkusuyla tek başına "İsmet" olarak yazdırılmış. Erzurum Kongresi'ne, Mustafa Kemal'e koşan dedem Komser Ali Abbas Necati'nin Dersim'li eşi "Ciciannem" hep "Kemalim" diye seslendiği için, yayınlanan ilk yazımda (Yeni Erzincan-1947), sürekli onur duyduğum o iki adı bir arada kullanmıştım...

Beynine, yüreğine, ellerine sağlık Vecihi Timuroğlu. Senin düşünce denizlerinde yüzme olanağını az mı bulduk, buluyoruz?..

"Borç yiğitin kamçısı"ymış. "Borç yiyen kesesinden yer"miş... Ve daha iyisi, "borç alan, talimat (yönergeli buyruk) alır"mış!.. "Borç çorbası" mı? Onun lezzetini tadan bilir... Ya "borçlu"nun ölmeyip renginin sararması?

Sıralı, sırasız, eksilen eksilene... Bu "tatlı yaşam" herkes için sona ersin... Biz, birbirini "çok iyi"ye yakın bilen "Perşembeci Kırk Kişi"nin eksilmeyen bir özelliğimiz de, gün ışığına çıkardığımız kitapları, dergileri, en yeni bilgileri, dost sunularla, pırıl pınl gözlerle birbirimize ulaştırmak...

Sıcakların şu "son günler"inde artık Tülay Ferah romanını bekliyoruz. Birkaç aydır aramızda yok... Nevra Bucak'm "Küçük Ölüm" adlı romanı basıma hazır; şimdilik "Laledeki Gözyaşı" adını verdiği roman ise önünde, kaleminde...

Bu ay, İkbal Kaynar'in "mavilere saldım umutları", "maviler hep umut, basan getirsin" dileğiyle; Mustafa Yılmaz'ın "Sevi'nin Evidir İnsan" ise "yüzünden gülücüklerin, dilinden ve kaleminden bilgece üretim ve yaratımların eksilmesin" iz düşümüyle geldi... İkbal, toplumcu gerçekçi, güncel politik ve eğitsel gözlemlere, eleştirel bakış ve anlatışlara ilişkin "ilk"lerini bir kitapta toplamış, iyi etmiş... Yılmaz, bu onuncu kitabında "yalın şiir"i denemiş; yalınlığı yüzeysel çıplaklıklarda, salt "fantezik" buluşlarda bırakmamış; bir yandan pırıltılı "derin"celere dalmış, öte yandan "doruk'lara tırmanma" yürüyüşüne soyunmuş... Yazın'ın, sanatın düşündürmesi, coşturması bugünlerde nasıl da gerekli ve uyandırıcı oluyor...

1984'ler miydi? Kadıköy "Üç El" meyhanesinde Can Yücel oturmuş, "öğlen rakısı"m yudumluyordu, daha sonra birkaç kez gördüğüm gibi, "sade pilav"la... Masadan masaya ben bir dörtlük, o bir dize göndermişti. (Önceki günlüklerimde bu "keyf bağışlama"lar var...) "CAN'CIL" başlıklı, Taşı Gediğine adlı "dipnotlu" taşlamalar kitabıma (Toplumsal Dönüşüm Yayınlan 1998) aldığım dörtlük şöyle gibiydi:

Taşlarını "yazlıkçı"lar "kışkış" sandılar Okuyun! Okudum, okudukça anladım "Küfür" müydü o her söz, ya peki ne yaptılar CAN yazdı, ben onlan "uygunsuz" yakaladım

Ağustos'larda Can Yücel... Bir güzel yürek... Datça'lara eş, onu burda Cemal'le anıyoruz; üzerlerine şimşekli ışıklar tutulmuş "karamizah" yükü günler içinde... Simdi "şair"in üç yanı deniz. Biz onun, ekinle, gerçeklerle, anlak ve

Bellekle oluşturulup çoğaltılmış “yaşam felsefesi”ni, “söz oyunları” ile süslenmiş öteki o “zorlu” yanını abartıyoruz..


 


 


 bilgi@turkdilidergisi.com   -   2000-2005